top of page

TERCİH; ŞÜKÜR VEYA NANKÖRLÜK

“Şükr”ün Anlamı Hakkında Rağib-i İsfahani şöyle nakleder: “Şükür nimeti düşünmek ve izhar etmektir.” (el-Mufredat s.265) Bazıları ise şöyle demişlerdir: “Şükür, nimete söz, fiil veya niyet ile karşılık vermektir.” (Lisan’ul Arab, c.7, s.170) Bunun da üç temel esası vardır: “Birincisi nimet sahibini tanımak, nimet sahibine layık sıfatları ve nimeti tanımak. İkincisi ise bu marifetin semeresi olan hale sahip olmak ve o da huşu, tevazu ve nimetlerle sevinmektir ve bu sevinç nimet sahibinin inayetine delalet etmektedir. Üçüncüsü ise, bu haletin ürünü olan ameldir. Amel üç kısımdır: Birincisi kalbi ameldir ve o da nimet sahibini övmek, yüceltmek ve ululamaktır. İkinci kısım amel ise lisanî (dilsel) ameldir ve o da hamd, tespih ve zikir ile bu amacı izhar etmektir. Üçüncü kısım amel ise, cevarihi (fiziksel) amellerdir ve o da Hak Teâlâ’nın zahir ve batın nimetlerini Allah’a itaat yolunda kullanmaktır. (İhya-i Ulum-i Din, c.4, s.81-85) İmam Humeyni (Akıl ve Cehalet Askerleri s.174) ise şöyle diyor: “Şükür nimet sahibinin nimetlerinin değerini bilmektir ve bu anlam, kalp memleketinde, bir şekilde, dilde başka bir şekilde, diğer organlarda ise, apayrı bir şekilde tecelli etmektedir. Bu değer bilme ve takdir etmek ise, bilindiği gibi nimet sahibini ve nimetlerini tanımaya dayalıdır.” Kur’an-ı Kerim’de şükür ile alakalı 66 ayet geçmektedir. Rabbimiz, şükretmek için bize hangi nimetleri vermiştir?

1-Yaratılış: “De ki: Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O’dur. Çok az şükrediyorsunuz.”  (Mülk, 23) “Allah, sizi annelerinizin karınlarından hiçbir şey bilmez halde çıkardı. Size kulaklar, gözler ve kalpler verdi ki şükredesiniz.” (Nahl, 78) “Sonra onu düzenli bir şekle soktu ve içine kendi ruhundan üfledi. Size kulak, gözler ve kalpler verdi. Çok az şükrediyorsunuz.”  (Secde, 9) “Sizin için kulak, gözler ve kalpler (akıl) var eden O’dur. Ne de az şükrediyorsunuz!”  (Mü’minun, 78) Ayetlerde açıkça beyan edildiği gibi Rabbimiz bize göz, kulak, akıl verdiği için; bize kendi ruhundan üflediği için; annelerimizin karnından bir şey bilmez halde iken mükemmel olarak doğmamızı sağladıktan sonra bilmemiz gerekenleri öğrettiği için kendisine şükretmemizi istemektedir. Bizleri “Ahsen-i Takvim” üzere yaratan Rabbimize binlerce kez şükürler olsun.

2- Rızıklar “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin ve eğer sadece O’na kulluk ediyorsanız, Allah’a şükredin.”  (Bakara, 172) “Allah’ın sizi rızıklandırdıklarından helal ve temiz olarak yiyin ve eğer sadece O’na kulluk ediyorsanız, Allah’ın nimetlerine şükredin.”  (Nahl, 114) “Kendileri için onlarda (hayvanlarda) birçok yararlar ve içecekler var. Hâlâ şükretmezler mi?”  (Yasin, 73) Rızık çeşitli vesilelerle bizlere ulaşsa da gerçekte rızkı verenin Rabbimiz olduğunun her zaman bilinci içerisinde olmalıyız. Rızık veren olarak patronları bilmek, onlara kul köle olmak yerine rızkın gerçek sahibine kul köle olunmalıdır. Yani dengeli olunmalı, İslami sınırlar aşılmamalıdır. Unutmayalım ki Rabbimiz bir kapıyı kapatırsa başka bir kapıyı açar. Yeter ki bizler o kapıyı çalmayı bilelim. O kapıya doğru ve helal yoldan gidelim. Evet, Rabbimizin verdiği temiz rızıklar için binlerce kez şükürler olsun.

3- Anne ve Babaya Şükür “Biz insana anne ve babası hakkında tavsiyede bulunduk. Anası onu zayıflık üstüne zayıflığa düşerek (zahmetle) taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İnsana şöyle tavsiye ettik;) bana ve anne babana şükret. (Çünkü) dönüş yalnız banadır.”   (Lokman, 14) “Rabbin, kendinden başkasına kulluk etmemenizi ve ana-babaya iyilik etmenizi emretti. Biri ya da ikisi senin yanında yaşlılığa ererse, onlara of bile deme, onları azarlama ve onlara güzel söz söyle.”  (İsra, 23) “Biz insana, anne ve babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve güçlükle doğurdu. Taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer. Nihayet ergenlik çağına erip kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Beni, bana ve anne-babama verdiğin nimete şükretmeye, senin hoşnut olacağın salih amel işlemeğe yönelt ve benim için soyumu da salih eyle. Şüphesiz, ben sana yöneldim ve tevbe ettim. Şüphesiz ben Müslümanlardanım.”  (Ahkaf, 15) Rabbimiz anne-babaya şükrü kendisine şükür ile beraber zikretmiş ve anne-babaya iyilik ile de tevhid inancını beraber zikretmiştir. Çünkü kendisini dünyaya getirenin kıymetini bilip ona teşekkür etmeyen, yaratıcısının değerini asla anlayamaz ve şükrünü eda edemez. Gerçek yaratıcımızın Allah olması ile birlikte anne-babamız da dünyaya gelmemize vesile olduğu ve üzerimizde sayısız emeği olduğu için; en önemlisi de Rabbimiz anne-babamıza şükretmemizi istediği için binlerce kez şükürler olsun.

3- İbadetler “Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerle beraber ellerinizi yıkayın. Başlarınıza ve ayaklarınıza, (üzerindeki) çıkıntıya kadar mesh edin. Eğer cünüp iseniz yıkanın (gusledin). Eğer hasta yahut yolculukta olursanız veya sizden biri tuvalet ihtiyacını görmüş ya da kadınlara dokunmuş olup da su bulamazsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin. Allah size bir zorluk çıkarmak istemiyor; ancak sizi temizlemek ve şükredesiniz diye, üzerinize nimetini tamamlamak istiyor.”  (Maide 6) “Ramazan ayı (öyle) bir aydır ki, insanlara hidayeti bildiren, hidayete ait apaçık delillerden ibaret olan, hakla batılı ayırt eden Kuran, bu ayda indirildi. Sizden kim bu aya erişirse, orucunu tutsun. Kim de hasta ya da yolculukta olursa, tutamadığı günlerin sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, sizin için kolaylık ister; zorluk istemez. Bu belirlenen sayıyı tamamlamanız, sizi hidayet etmesine karşılık, Allah’ı yüceltmeniz içindir. Umulur ki şükredersiniz.”  (Bakara, 185) “Şüphesiz Safa ve Merve, Allah’ın işaretlerindendir. Kim hac veya umre niyetiyle Beyt’i (Kâbe’yi) ziyaret ederse, bunları tavaf etmesinde bir günah yoktur ve kim gönülden bir hayır işlerse, (bilsin ki) şüphesiz Allah, iyiliklerin karşılığını veren ve (her şeyi) bilendir.”  (Bakara, 158) Kalp ve dil şükrüne ilave olarak fiili şükürdür ibadet. Şüphesiz çocuklarımıza karşı kalplerimiz sevgi doludur. Sık sık onlara kendilerini çok sevdiğimizi de söylesek en ufak bir kızma veya tepkimizde “annem-babam beni sevmiyor” fikrine kapılırlar ve bunu da çoğu zaman söyleyerek veya ima yoluyla belli ederler. Oysa onların seveceği bir pasta yaptığımızda gözlerinin içinde görürsünüz sevgiyi. Bir sevgi iletişimi kurulmuştur. Yani kalpteki sevgi çok da bir şey ifade etmez fiiliyata dökülmedikten sonra. İşte kalplerimizdeki sevgi ve şükür dışa yansımayınca bir işe yaramıyor. Rabbimiz kalplerde olanı bilmiyor mu? Elbette biliyor. Ancak ete ve kemiğe bürünmüş halini görmek istiyor. İbadetleri kendisine şükürde en güzel yol karar kılan Rabbimize binlerce kez şükürler olsun.

4- Keffaret “Allah sizi boş ve gayesiz yeminlerinizden dolayı hesaba çekmez. Fakat kasıtlı yeminleriniz sebebiyle sizi hesaba çeker (kasıtlı yeminlerinizden dönecek olursanız). Bunun keffaresi de, sizin aile fertlerine yedirdiğinizin orta derecesinden, on fakiri doyurmak, onları giydirmek veya bir köleyi azat etmektir. (Bunları) bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğinizde yeminlerinizin (bozmanızın) keffaresi işte budur. Yeminlerinizi koruyun; belki şükür edersiniz diye Allah, size ayetlerini böyle açıklıyor.”  (Maide, 89) Dünyada her şeyin bir bedeli bir karşılığı olduğu gibi günahların ve kendimizi affettirmenin de bir karşılığı var. Rabbimiz böyle karar kılmıştır ki şükre ulaşabilelim. Yaptığımız yanlışlardan sonra bize tevbe yolunu açık kılan, günahlarımızın karşılığından ahirete kalmadan bu dünyada kurtulma yollarını gösteren Rabbimize şükürler olsun.

5- Gece-Gündüz “Öğüt almak isteyen veya şükretmek isteyen için, gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O’dur.”  (Furkan, 62) “Sizin için, içinde dinlenmeniz ve O’nun lütfundan (rızk) aramanız üzere gece ile gündüzü var etmesi, O’nun rahmetindendir. Umulur ki şükredersiniz.”  (Kasas, 73) “Geceyi dinlenmeniz için, gündüzü de aydınlatıcı olarak yaratan Allah’tır. Şüphesiz, Allah insanlar için lütuf sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmezler.”  (Mü’min 61) Çalışıp rızık aramak için gündüzü ve dinlenmek için geceyi var eden Rabbimize bu iki nimetten dolayı şükretmek gerektiği gibi ayrıca gündüz çalışıp şükrünü yerine getiremeyenler için gece bir şükür vakti ve gece dinlenip şükrünü eda edemeyenler için de gündüz bir şükür vakti olarak da düşünülebilir. Çalışmamızı da, dinlenmemizi de düşünen, ihtiyaçlarımızdan haberdar olan Rabbimize şükürler olsun ve gece ile gündüzden oluşan zamanlarımız şükürle geçsin inşallah…

Allah Şükrün Karşılığını Verendir: “Bu, tarafımızdan bir nimetti. İşte şükredeni böyle mükâfatlandırırız.”  (Kamer, 35) “Eğer siz şükreder ve iman ederseniz, Allah ne diye size azap etsin? Allah, şükrün karşılığını veren ve (her şeyi) bilendir.”  (Nisa, 147) “Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. (Ölüm) belirlenmiş bir ecele göredir. Kim dünyanın mükâfatını isterse, ona ondan veririz; kim de ahiretin mükâfatını isterse, ona da ondan veririz. Şükredenlerin mükâfatlarını pek yakında vereceğiz.”  (Al-i İmran, 145) Tabi ki şükrümüzün de bir karşılığı var. Yaptığımız hiçbir ameli boşa çıkarmayan Rabbimiz, sayısız lütuflar ihsan eden Rabbimiz şükrümüzü de en güzel şekilde ödüllendirerek karşılığını veriyor. Şükrü nasip eden Rabb’imize şükürler olsun.

Şükür ve Artırma “Hani Rabbiniz (şöyle) bildirmişti: Şüphesiz eğer şükrederseniz, siz(e nimetim)i artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”  (İbrahim, 7) “Çünkü Allah, onların mükâfatlarını eksiksiz verir ve kendi lütfünden onlar için artırır. Şüphesiz O, çok bağışlayan ve şükrün karşılığını bolca verendir.”  (Fatır, 30) Evet, biz verdiği nimetlerin şükrünü dahi tam yerine getiremez iken Rabbimiz bu yetersiz şükrümüzün de karşılığını bolca vererek tekrar tekrar nimetlerini artırmakta. O halde biz de şükrümüzü artırmalıyız. Şükrümüz kalpte ise dile, dilde ise davranışlara dökülmeli….

Şeytan ve Şükür “Öyleyse, beni saptırmana karşılık, muhakkak ben de onlara (pusu kurmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım, dedi. Sonra onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, çoklarının şükretmediğini göreceksin.”  (A’raf, 16-17) Şeytan apaçık düşmanımızdır. Dosdoğru yolumuz üzerine oturmakta ve bizleri yolumuzdan alıkoymakta. Şükrümüze engel olmakta. Bunun bilincinde olarak uyanık olmalıyız ve şeytanın oyunlarını boşa çıkarmalıyız. Bütün olumsuzluklara rağmen yolumuza devam etmeliyiz.

Şükür Sırat-ı Müstakim’de Olmaktır “Muhammed sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Eğer O, ölür veya öldürülürse, gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim geriye dönerse, asla Allah’a bir zarar dokunduramaz. Allah, pek yakında şükredenlerin mükâfatlarını verecektir. Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. (Ölüm) belirlenmiş bir ecele göredir. Kim dünyanın mükâfatını isterse, ona ondan veririz; kim de ahiretin mükâfatını isterse, ona da ondan veririz. Şükredenlerin mükâfatlarını pek yakında vereceğiz.”  (Al-i İmran, 144-145) “Şüphesiz İbrahim, Allah’a boyun eğmiş, dosdoğru çizgideki (tek başına) bir ümmetti ve müşriklerden değildi. Allah’ın nimetlerine şükredendi. (Allah) O’nu seçti ve doğru yola hidayet etti.”  (Nahl, 120-121) “Hani İbrahim kavmine şöyle demişti: “Allah’a kulluk edin ve O’ndan sakının. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Siz, Allah’ı bırakıp yalnızca birtakım putlara tapıyor ve yalan uyduruyorsunuz. Doğrusu sizin Allah’tan başka taptıklarınız size rızk veremezler. O halde rızkı Allah’ın katında arayın, O’na kulluk edin ve O’na şükredin. O’na döndürüleceksiniz.”   (Ankebut, 16-17) “Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Allah’a bir şeyi ortak koşmak bize yakışmaz. Bu, Allah’ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Ancak insanların çoğu şükretmezler.”  (Yusuf, 38) “De ki: Ey cahiller! Bana Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz? Şüphesiz, sana da senden öncekilere de vahy edildi. Eğer Allah’a ortak koşarsan, kesinlikle amelin boşa gider ve mutlaka ziyana uğrayanlardan olursun. “Hayır. Sen yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol.”  (Zümer, 64-65-66) “İşte bu, Allah’ın iman edip salih amel işleyen kullarına müjdelediği şeydir. De ki: “Ben buna karşılık sizden, yakınlarımı (Ehl-i Beyt’imi) sevmekten başka bir ücret istemiyorum.” Kim bir iyilik kazanırsa, biz onun mükâfatını artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan ve şükrün karşılığını bolca verendir.”  (Şûra, 23)

Şükür ve Nankörlük “Şu halde beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin ve bana nankörlük etmeyin.”   (Bakara, 152) “Biz ona yolu gösterdik; artık ya şükredici olur, ya da nankör.”   (İnsan-Dehr, 3) “Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz Allah’ın size ihtiyacı yoktur. Bununla birlikte kulları için küfre razı olmaz. Eğer şükrederseniz, sizin için buna razı olur. Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabb’inizedir. Böylece yaptıklarınızı size bildirecektir. Muhakkak ki O, kalplerde olanı bilendir.” Şükrün karşısında şüphesiz nankörlük vardır. Biri Rahmanın askeri diğeri ise şeytanın. Hak Teâlâ’nın kudret kalemiyle bütün beşer âleminin fıtratına yazılmış olduğu ve de bütün insanların ortak olduğu fıtri işlerden biri de nimet sahibini yüceltmek ve övmektir. Her kim kendi fıtratına müracaat edecek olursa, nimet sahibine karşı bir muhabbet ve ululama haletinin sabit olduğunu görür. Dünya ehlinin nimet sahiplerine ve dünyevi sahiplerine karşı yapmış olduğu bütün övgü ve yüceltmeler, ilahi fıtrat esasıncadır. Eğer bir kimse bir nimete küfranda bulunur veya bir nimet sahibini övmeyi terk ederse, ilahi fıtratının aksine ve ters istikamette bir iş görmüş olur. Bu insanlık tabiatından ve içgüdülerinden dışarı çıkmaktır. Bu yüzden fıtrat hasebiyle nimete karşı nankör olanları beşer türü yalanlar ve ayıplar. Allah’tan gayrı varlıklar ve nimetleri, Allah’ın rahmetinin bir gölgesi ve rızık verişinin cilvesidir. Hiçbir varlığın ezeli ve ebedi olarak kendiliğinden bir kemali, cemali, nimeti ve rızık verişi yoktur. Herkes, zahirde bir nimet ve kemal sahibidir. Hakikatte ise, mukaddes zatın kemalinin ve rızık verişinin bir aynasıdır. Nitekim “Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah’dır.” (Zariyat, 58) ayetinden de rızık vermeyi Allah-u Teâlâ’ya has kılmıştır. Ayetten bu anlam en kâmil şekilde istifade edilmektedir. Bundan daha incelikli olanı ise, Fatiha suresindeki “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” ayetinden istifade edilen inceliktir. Bu ayette bütün övgüler ve senalar, Hak Teâlâ’ya özgü kılınmıştır. Özetle, yaratışsal tecelliler örtüsüne bürünmeyen ve emaneti olduğu gibi sahibine geri çeviren selim bir fıtrat, her nimette Hak Teâlâ’ya şükürde bulunur. “O’nu hamd ile tespih etmeyen hiçbir varlık yoktur.”   (İsra, 44) Ancak işlediği günahlardan dolayı fıtratı zulmet perdeleri altında örtülü kalan ve yaratışsal nurunu söndüren zavallı insan, ilahi nimetlere karşı küfranda bulunmakta ve her nimeti bir varlığa isnat etmektedir. Ümit gözlerini sürekli dünya ehline karşı açmakta, ihtiras ellerini alnına fakirlik damgası vurulmuş olan kendisi gibi fakirlere doğru uzatmaktadır. Böyle bir insan kendi velinimetini tanımamış, körü körüne diğerlerini övmektedir. Evet, yaratılana da teşekkür edilmeli ancak Allah’ın onları nimet ve rahmeti yayma vesilesi kıldığı için. Onlara teşekkür ederek yaratıcıdan ve rızık verenden gafil olmamalıdır.

Konuyla İlgili Bazı Hadisi Şeriflerin Nakli: Muhammed b. Yakup kendi isnadıyla Eba Abdullah’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şükreden yiyicinin sevabı ecrini Allah’tan isteyen oruçlu kimsenin sevabı gibidir. Şükreden sağlıklı kimsenin sevabı da musibete sabreden kimsenin sevabı gibidir. Şükreden ihsan sahibinin sevabı da kanaat eden mahrumun sevabı gibidir.”  (Usul-u Kafi, c.2, s.77) Aynı isnatla şöyle buyurmuştur: “Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah, kula açtığı her şükür kapısında artış kapısını da açık tutmuştur.”  (Usul-u Kafi, c.2, s.77) Aynısı Nehc’ül Belağa’da ise şöyle yer almıştır. “Allah kapısına şükür kapısını açınca, yüzüne artış kapısını asla kapatmaz.”  (Nehc’ül Belağa-i Seyyid Razi, s.758, 420.hikmet) Nitekim bu Kur’an-ı Kerim’de: “Eğer şükrederseniz şüphesiz sizlere (nimetleri) arttırırım.”  (İbrahim, 7) İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah kula bir nimet bağışlar ve kul da kalbiyle bu nimete şükrederse, şüphesiz şükrünü diliyle izhar etmeden önce o nimet artmasına müstahak olur.”  (Vesailu’ş-Şia, c.16, s.311) Ebu Abdullah (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kim eliyle nimete karşılık veremiyorsa (şükredemiyorsa) dili şükretmelidir.”  (Vesailu’ş-Şia, c.16, s.311) İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Hak Teâlâ’ya şükretmenin haklarından biri de nimetin kendisinin eliyle cari olduğu kimseye teşekkür etmektir.”  (Vesailu’ş-Şia, c.16, s.311) Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü kul getirilir ve Allah katında ayakta tutulur. Daha sonra Allah o kulun ateşe götürülmesini emreder ve kul şöyle der: “Ey Allah’ım! Beni ateşe götürmelerini emrediyorsun. Oysa ben Kur’an okudum.” Allah şöyle buyurur: Ey kulum! Ben sana nimet verdim ve sen nimetime şükretmedin.” O kul şöyle der: “Ey Allah’ım! Sen bana falan nimeti verdin, ben de o nimete şükrettim.” Böylece kul, nimetleri ve yaptığı şükürleri sayar. Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: “Benim kulum! Doğru söylüyorsun, ama sen nimeti eliyle cari kıldığım kimseye teşekkürde bulunmadın. Ben de kendi kendime kul nimeti kendisine ulaştıran kimseye şükretmedikçe, teşekkür etmedikçe, kendisine nimet verdiğim kulun şükrünü kabul etmemeyi ahdettim.”  (Vesailu’ş-Şia, c.16, s.312)

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

TARKAN, GEÇÇEK VE GELECEK Sosyal medya da gündeme oturan Tarkan’ın “geççek” klibini merak ettim, ben de izledim. Evet başarılı bir klip olmuş. Tarkan’ın hakkını iyi vermek gerek. Güzel sunmuş. Ancak b

MİRAÇ VE HİBETULLAH Zer âleminde Resulullah’ın (saa) tüm insanlar ve seçkinler arasında en seçilmiş kişi olduğunu biliyoruz. O gün sorulan tüm sorulara Resulullah(saa), tüm insanlar arasında en hızlı

bottom of page