• İnci Mercan

TARKAN, GEÇÇEK VE GELECEK

TARKAN, GEÇÇEK VE GELECEK Sosyal medya da gündeme oturan Tarkan’ın “geççek” klibini merak ettim, ben de izledim. Evet başarılı bir klip olmuş. Tarkan’ın hakkını iyi vermek gerek. Güzel sunmuş. Ancak benim için, ilginin neden bu kadar yoğun olduğu dikkatimi çekti. Bilemiyorum reklam mı iyi idi, yoksa stratejiyi mi iyi kullanmışlar… Ancak sebep ne olursa olsun gerçek şu ki toplumsal bir sorunumuzu gündeme taşımışlar… Ümide olan acil ve yoğun ihtiyacımızı iyi yansıtmışlar. Gerçekten insanlar günlük hayatın sayfaları arasında boğulmaktadırlar. Her grup hayatın çeşitli basamaklarında tıkanmakta, bu yarışın nereye doğru gittiği bilinmemektedir. Yani sorun doğru olarak ortaya atılmıştır. Ancak “ geççek” demekle sorun çözülmemektedir. Ne malayani davranabiliriz. Ne de önümüzdeki tıkanıklığı kendimizi kandırarak görmezden gelebiliriz. Aksi takdirde sürekli bir dağa tökezleyip dururuz. O halde çözümü aramak gerekmektedir. Sorunun çözümlerini insanlar çok denediler. İdeolojiler,  akımlar, felsefeler, fırkalar, mezhepler, sistemler, kültürler… Ancak tüm bu denemelere rağmen sorunlarını çözemediler. Toplumlar nerelere sürüklendiğini fark edemediler. Nerelerde mutluluk ve mutmainliği yakalayabileceğini göremediler… Gerçekten sorunun cevabını bulmak gerekmektedir. Aksi takdirde insanlık bu kısır döngünün içerisinde kaybolacaktır. " Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. "[1] İlk öncelikle bütün tabloya bakmak gerekmektedir. İnsanı yaratan, neden yaratmış demelidir. İnsanı yaratan Allah, insanın ihtiyacını en iyi bilendir.  “Biz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak bir gayeyle ve belirli bir süre için yarattık; inkâr edenler uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.”[2] İnsan yaratılış gayesini unuttuğunda ne yapacağını, nereye doğru gideceğini bilmeyen bir hal alır. Ne çalışmanın, ne öğrenmenin, ne fedakârlığın, ne üretmenin, ne başarmanın, ne zengin olmanın bir anlamı ve nihayeti vardır. Hepsi yolun sonunda patlayan bir balona dönüşmektedir. Öğrencisiniz başarmak istiyorsunuz, sonunda başardınız. Şimdi ne olacak? Yorgundunuz dinlendiniz. Ya sonra ne yapacaksınız? Fakirdiniz, şimdi kendinize yetiyorsunuz. Bundan sonraki amacınız nedir? Hep dikkat ediniz ki kısa süren bir film gibi yolda kalıyorsunuz. İşte tüm bu pencereler şunu gösteriyor. Öyle bir amaç edin ki fani olmasın. Ebedi hayat boyunca tutunduğun bir başlık olsun. De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" "Allah'tır" de. De ki, "O'nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan dostlar (mabutlar) mı edindiniz?" De ki, "Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah'a, O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah'ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?" De ki: "Her şeyin yaratıcısı Allah'tır. O, birdir, mutlak hâkimiyet sahibidir." [3] İşte bu yaratılış amacıyla örtüşen bir gayedir. Allah’ın rızasını görebilmek. Fatiha süresinde her insana bu başlık gösterilmektedir; “ İhdina Sıratel Müstakim.” Aslında hepimiz Fatiha süresini biliriz ancak dikkatler hep başka alanlarda olduğu içi elimizde olupta göremediğimiz bir başlık; İhdina! Rabbine bir sesleniş ve kendisine yaratıcısı tarafından gösterilen bir başlıktır. Hayatın başlığı; İhdina olmalıdır. Yani her birey böyle demelidir; Ya Rabbi, beni kendine ilet! (kendi rızana yönelt!) Kısaca şunu demek gerekmektedir. Tüm yaratılmışları kuşatan ve ebedi süren başlık; baki olan hedefi görebilmektir. Bunu gördüğünde her işin başında ve sonunda ümitvar olunacaktır. “Allah'ın, göğsünü İslâm'a açtığı, böylece Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse, kalbi imana kapalı kimse gibi midir? Allah'ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay haline!...”[4] Yani insanları ümitsiz eden birinci tıkanıklık hedefsizliktir. İnsanlar sürekli bir çırpınışın, bir gayretin içerisindedir. Ama niçin yaptıklarının farkında değillerdir. Acaba hayatımızdaki okumak, çalışmak, evlenmek, anne veya baba olmak, seyahat etmek, kariyer edinmek gibi tüm başlıklar bir gaye değil midir? gibi bir soru da gelebilir.  Gaye olabilir gibi görünse de gerçekte tüm bunlar bir amaç değildir. Bunlar dünya hayatında birer basamaktır. Ölüm kapısında bu sorular birer amaç olarak kendisine sorulmayacaktır. O halde öyle bir hedef edinelim ki ölüm kapısında da bizimle beraber olsun. İşte diğer tüm gayeler dünyaya kalacak, ancak Allah’ın rızası bizimle beraber olacaktır. O halde ders çalışan, oyun oynayan, iş yapan, alış verişte olan, masa başında duran, bilgisayar kullanan her kişi gibi her birey bu ana başlığı görmelidir. O zaman geçiştirilmiş değil, sorunu çözecek bir duruşa geçilmiş oluruz. Yüce Allah bu başlığı verirken, yani ilahi rızayı gösterirken bunun nasıl elde edilmesini de bir meçhule bırakmamıştır. İlk insan, ilk babamızı yaratırken bile şöyle buyurmuştur; “İnin oradan hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici (peygamber ve vasisi) gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" dedik.”[5] Yani hidayet yolunu gösteren peygamberler ve vasileri gelecektir. İlk hidayet yolunu gösteren Hz. Âdem idi. Bu yüzden kendisi yeryüzünün ilk halifesi ve ilk peygamberidir. Sonra yeryüzüne sırasıyla tüm seçilmişler geldiler. “De ki: "Allah'a, bize indirilene (Kur'an'a) İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup’a ve Yakupoğulları’na indirilene, Mûsâ'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz ona teslim olanlarız."[6] Böylelikle yeryüzü hiç öndersiz kalmadı. Hep hidayet yolunu gösteren bir ilahi önder oldu. İnsanlık tarihinin son peygamberi Hz. Muhammed (saa) oldu. Ancak insanlık devam ederken insanlar öndersiz kalmadı. Son peygamberin vasileri de var. On iki Ehli Beyt İmamları(sa) da geldiler. Şimdi ise bizler son önder olan İmam Mehdi’nin(a.f) çağdaşlarıyız. Ancak toplumda bir belirsizliği daha görür gibiyiz. “İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkar eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalim toplumu doğru yola iletmez.”[7] İşte çağımızın tıkandığı ikinci sorun da insanların kendilerini öndersiz görmesidir. Hâlbuki yüce Allah vaad etmiştir. Hz. Muhammed(saa) ve vasileri olan on bir Hidayet önderi de bu son önder on ikinci imamı müjdelemiştir. Ancak insanlar gerçek önderi meçhule bırakıp, batıl rol modelleri peşi sıra koşunca ikinci bir kaosa daha sürüklenmişlerdir. Ümit yolunu gösteren rahmet ve hak önder olduğu halde ondan kendilerini yoksun görmüşlerdir. İşte insanların hatta toplumların şu andaki tablosu şudur; hedefsizlik ve öndersizlikten ümitlerini kaybetmişlerdir. Ümit etmek istiyorlar ancak sorununun da ne şekilde ve nasıl çözüleceğini de bilmiyorlar. Doğrusu Tarkan böyle büyük ve toplumsal bir sorunumuza dikkat çektiği için kendisine çok teşekkür ediyoruz. Ancak sorunun cevabını da görmek zorundayız. Yani “İhdina Sıratel Müstakim” dediğimiz, doğru hedefi ve doğru önderi görerek yola çıkmayı… [1] Duhan suresi/38 [2] Ahkaf suresi/3 [3] Rad suresi/16 [4] Zümer süresi/22 [5] Bakara süresi/38 [6] Al-i İmran süresi/84 [7] Al-i İmran süresi/86

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

ET-TAHİR