top of page

TAĞUTLAR NASIL ORTAYA ÇIKAR?

Tağut kavram olarak, haddini aşmak demektir. Yani sınır tanımazlar. İstekleri ve hedefleri için her şeyi mubah görürler. Ve isterler ki insanlar yalnızca kendi heva ve ihtiraslarına boyun eğsinler. İmam Hasan(as) ve İmam Hüseyin(as), Muaviye için bu kavramı kullanmışlardı. Onun için “TAĞUT” demişlerdi. Medine valisi İmam’ı ve Abdullah ibni Zübeyr’i yanına çağırdığında İmam Hüseyin (as) şöyle buyurmuştu; “ Zannedersem onların tağutu (Muaviye) ölmüştür ve haber yayılmadan önce bizden biat almak için bizim peşimiz sıra adam göndermiştir” ( Tarihu’l Taberi, c. 5, s. 339) Tağutlar tek başlarına bir şey yapamazlar. Her zaman onlara destek veren kitleler vardır. Bu şekilde güçlenirler, onlardan beslenirler ve zulümlerini yayarlar. Ayeti kerimede yüce Allah şöyle buyurmaktadır. “ Kâfirlerin dostları tağuttur.” ( Bakara Süresi/ 257) Kâfirler tağutlara yardım ederler. Ancak biz ne yazık ki Muaviye’nin etrafında sözde Müslümanların olduklarını görüyoruz. Hâlbuki yüce Allah, inananları uyarmıştı. “ Tağuta kulluk etmekten kaçının.” (Zümer Süresi/ 17) Muaviye çoktan haddini aşmıştı. Anlaşma gereği olarak İmam Hasan(as) susmuştu. İmam Hüseyin (as)ise, imamının anlaşması üzerine bekliyordu. Ancak anlaşma gereği dışında asla yapılanları onaylamadı. Muaviye’nin siyaseti tamamen din adı altında batıldı. Ve insanları bu şekilde kandırıyordu. Halk Hak olan İmam’a da dayanmıyordu. Bu yüzden Muaviye’nin entrikalarında maalesef oyuncak olmuşlardı. Muaviye topluma istediği mühendisliği yapıyordu. Öyle ki yıllarca minberlerde Peygamberlerinin Ehl-i Beyt’ine hakareti bir ibadet gibi algılatmıştı. Bu kadar açık bir şeyi bile göremiyorlardı. Elbette görmek istemeyenler de vardı. Bu toplumda baş kesmeyi, suikast yapmayı, halka ilk vergi dayatmasını, babadan oğla saltanatı, saray kültürünü ve binlerce haddi aşmayı o getirmişti. Muaviye’nin imam Ali ve İmam Hasan ile mücadelesinde gerçek niyeti ortaya çıkmış, maskesi düşmüş olmasına rağmen halk susmayı tercih ediyordu. Din önce zahirde görünse de, Muaviye’nin yönetiminde var olan zahir görüşler de yok oluyordu. Zaten imam Hasan’ın kaygısı da bu oldu. Onunla savaşmaya kararlı idi. Halk kendisini yalnız bırakınca halkın delalette olduğunu sıcak savaşmanın gereğinin kalmadığını, akıtılacak kanların bir sonuç vermeyeceğini ve dolayısıyla Medine’ye dönerek salih insanlar yetiştirmeğe karar vermişti. Şimdi Muaviye’nin taktığı maskeler düşmüştü. Muaviye ve soyunun tamamen derdinin güç ve iktidar olduğu ve zalim oldukları aşikâr olunca artık İmam Hüseyin (as) halkı daha kolay çağırabilirdi. Şu andaki şartlar daha aşikârdı. Muaviye ölmüştü. Ondan daha aşağılık olan Yezid iktidara geçmişti. Artık müsamaha edemezdi. Ancak halkın hak üzerinde sebat etmediğini de biliyordu. Hâlbuki tağutlar kendi nefislerine çağırırdı. Bu yüzden haddini aşarlardı. Heva ve heveslerini ilah edinirlerdi. Bakara süresi/ 257 “Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlar.” Oysaki gerçek imamlar, yüce Allah’ın ve Peygamberinin halifesidirler. İnsanları Allah’ın kitabına ve Peygamberinin sünnetine çağırırlar. Tüm imamların gayesi bu değil miydi? Ayetlerin ve sünnetin dirilmesini sağlamak. Ancak kalpleri kilitli olanlar, ne yazık ki bu daveti asla duymayacaklardı. Nisa süresi/59 “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan Emir Sahibine(Ulu’l Emr) de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.”



39 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İHLAS

bottom of page