• İnci Mercan

SİZ “SIDK” MISINIZ?

SİZ “SIDK” MISINIZ? İnanan birisi açısından yüce Allah’tan daha sıdk yoktur.  Çünkü yeryüzünde yaratmasının ilk sebebi ve anlamlar ne ise kıyamet kopuncaya kadarda hep aynı olacaktır. Kast ettiği ne ise hep onu bize sunmuştur. Bu yüzden insanı merkez de tutarak tüm yaratıklarını da bu amaç çerçevesinde yarattı. Ve ne sözünü ne de vaadettiğini değiştirmedi.  Nisa süresi/ 122 “ Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?” Bu ayete iman etmişiz elbette. Aksi takdirde mümin olamayız. Peygamberler de sıddıktır. Yani sözleri hem kalplerinde olana hem de haber verdiği şeylere uygundur. Hem de pratik hayatları ile de bu doğruluklarını ispatlamışlardır.  Meryem sûresi/41 “Kitapta İbrahim'i de an, çünkü o, dosdoğru biri, bir peygamberdi.”  Meryem sûresi/54 “Kitapta İsmail'i de an; çünkü o cidden vaadinde sadık bir kimse idi, bir Resul, bir peygamber idi.”  Meryem sûresi/56-57 “Kitapta İdris'i de an; çünkü o, dosdoğru biri, bir peygamber idi.Ve Biz onu yüce bir yere yükselttik.” Bir kişi inanmadığı ve takip etmediği halde “ Muhammed, Allah’ın peygamberidir” dese bile münafıktır. Munafikun süresi/1 “ Şehadet ederiz, gerçekten sen Allah’ın Resul’üsün.” Eğer peygamberlerin sıdk olduğuna inanılmıyorsa ve takip edilmiyorsa,  peygambere iman söz konusu olamaz. Peygambere iman, onu tasdik etmek yani doğrulamaktır. Bu da düşünce, duygu ve amellerle gösterilir. Sözde kalan bir tasdik, doğrulamak değildir. Bizatihi takip etmektir. Onun gibi düşünmek, hayata bakmak ve pratik etmektir. Nisa süresi/41 “Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz, seni de bunların üzerine şahit getirdiğimiz zaman, bakalım bunların hali nasıl olacak?” Ehli Beyt imamların da ortak sıfatı “sıddık”tır.  Yani sözleri ve fiilleriyle Allah ve Resulünü tasdik edenlerdi. Kalpte, sözde ve pratikte asla bir sapma söz konusu değildi. Zaten bu özellikleri ile peygamberin varisleri olarak kabul edilir. Kan bağı söz konusu olsaydı peygamberin soyu olarak binlerce evlatları vardı. Burada kastedilen Risalet çizgisinin devamı olarak tüm Ehl-i Beyt imamlarıdır. Allah ve Resul’ünü doğrulayıcı olarak ümmete önder konumlarını devam etmişlerdir. Nisa süresi/59 “Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.” Eğer onların yani Peygamber ve Ehl-i Beyt imamlarının velayetliğine bir kişi inanılıyorsa bu sözde kalmamalıdır. İman, takip ve hayata bakış açısı da onların ki gibi olmalıdır. Aksi takdirde onlara inanmanın bir anlamı olmaz. Şimdi sıra bize geldi… Biz sıdk mıyız? Elbette bu soru masumiyet anlamında değildir. Sormak istediğim bir nefis muhasebesidir. Allah’a, Peygamberine ve Ehl-i Beyt’ine inanan birisinin de sıdk olması gerekir. Onlara sadık olan sıdk olabilir. Tarih sözünün arkasında olmayan ve sadakatsizliğin göstergesi olarak binlerce örneklerle doludur. Peygamberi inciten, imam Ali(as)’ye biatten dönen, imam Hasan(as)’ı  Muaviye’ye barışa sürükleyen, İmam Hüseyin(as)’in başına Kerbela faciasını getiren, Hz. Zeynep’i “  Ey dönekler!” diye haykırtan ve diğer tüm imamları üzen yine söz verdikleri halde sözünün arkasında durmayan, sözde “inandım” diyenler değil midir? Elbette başkalarını suçlamak çok kolay gelir nefislere... Suçlarken gayet yüksek sesle ifade edebiliriz. Ancak kendimize yöneldiğimizde bu samimi yargılamayı ve sorgulamayı nefsimize yapabilir miyiz? Özeleştiride bu kadar cesur olabilir miyiz? Sahi bizler; Allah’a, Resulü’ne ve imamlara karşı dürüst müyüz? Burada şu püf noktaları gözden kaçırmamalıyız? 1- Yüce Allah ve peygamber (s.a.a)’inin her sözü bizim için bir ahittir. Allah ve Resul’ünü kabul eden için her sözleri ciddiye alınmalıdır. Aksi takdirde itimat edilmemiş olur. Hucurat süresi/ 15 “Müminler, ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve peygamberine iman ettikten sonra şüpheye düşmeyip Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşmaktadırlar. İşte doğru olanlar onlardır ancak.” 2- Kalbimizin münafığı olmamalıyız. Kalbimizin onayladığını dile ve yaşama getirerek arkasında durmalıyız.  Zümer süresi/ 32-34 “Allah'a karşı yalan söyleyen ve doğruyu da kendisine geldiği vakit yalanlayan kimseden daha zalim (haksız) kim olabilir? Kâfirlerin yeri cehennemde değil midir?  Doğruyu getiren ve onu tasdik edenlere gelince, işte onlar, Allah'tan korkanlardır. Onlara, Rablerinin katında ne dilerlerse vardır. İşte O, güzel davrananların mükâfatıdır.” 3- Kalbimizde olmadığı halde dilimize taşımamalıyız. Bu kendi kendimizin yalancısı oluruz demektir ve bu insana riyadan başka bir şey kazandırmaz. 4- Allah’ın, Resulullah(s.a.a)’ın ve Ehl-i Beyt’inin velayetliğine inanan bir insan verdiği ahidin arkasında durmalıdır. Ve şahitliğin olduğu güne cevabını nasıl vereceğini hazırlamalıdır.  Onların yanında olmanın tek şartı onlara karşı doğru olmaktır. Doğru olmanın göstergesi de onlara paralel düşünmek ve onlara paralel yaşamaktır. 5- - Allah’ın, Resulullah(s.a.a)’ın ve Ehl-i Beyt’ini anlamanın tek yolu onlara sadık olmaktan geçiyor. Aksi takdirde onlara nasıl yakınlık kurulabilir! Hucurat süresi/ 15 “Müminler, ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve peygamberine iman ettikten sonra şüpheye düşmeyip Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşmaktadırlar. İşte doğru olanlar onlardır ancak.” 6- Her birey; kendini bir Ehl-i Beyt dostu olarak gösterebilir. Ancak fiilen hakkı yerine getirmedikçe, onu itiraf etmek yeterli değildir.  İmanı ispatlamanın yolu amel etmektir. Onlar gibi bireysel ve toplumsal sorumluluklara bürünmektir. Yapılması gerekenleri yapmalı, yapılmaması gerekenleri yapmamalıdır. “Gerçek şu ki, Allah’a teslim olmuş bütün erkekler ve kadınlar, inanan bütün erkekler ve kadınlar, kendini ibadet ve taata vermiş erkekler ve kadınlar, niyet ve davranışlarında doğru ve samimi olan erkekler ve kadınlar, sıkıntılara göğüs geren erkekler ve kadınlar, gönülden saygı ile Allah’tan korkan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, nefislerini kontrol edip her şeyden kaçınarak oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffet ve namuslarını koruyan erkekler ve kadınlar, Allah’ı durmaksızın çokça anan erkekler ve kadınlar var ya; işte Allah onlara bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzâb süresi /35) Tüm bunlardan sonra şunu iyice anlamalıyız. Sıdk; imanî, ahlakî, usulî ve amelî her boyuttan bizi kuşatmalıdır. Bireysel ve toplumsal her rolde bu sıfat yansımalıdır.  Sıdk sıfatı; isim ve sözlerde kalmayıp, pratikte kendini göstermelidir. Nisa süresi/ 61 “Her kim Allah'a ve peygambere itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet ihsan ettiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle birliktedirler. Bunlar ise ne güzel arkadaştır!”

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İFTAR, KADER VE İMAM Fe- ta-re harflerinde oluşan bir kavramdır. Anlamı uzunlamasına yarılmaktır. Kimi zaman bozmak, kimi zaman da düzenlemek yoluyla olur. Bu fiilden oluşan kavramlardan biri de fıtr