• inci mercan

SÜPER GÜÇLER


Bismillahirrahmanirrahim


Haziran ayının sıcak bir günüydü, okullar tatil oldu. Herkes karnesini aldı ve evlerine doğru yol aldı. Ali ve arkadaşlarının notları çok iyiydi. Sohbet ederek giderlerken Hasan birden durdu ve arkadaşlarına dönerek:

-Uzun zamandır düşündüğüm bir konu var ve sizlerle paylaşmak istiyorum, dedi.

Arkadaşları meraklı gözlerle ona baktı.

-Hepimizin özel yetenekleri var, bu güçlerimizi birleştirip ilçemizin insanlarına faydalı olmaya ne dersiniz?

Mustafa,

-Nasıl yapacağız bunu, diye sordu.

Ali,

-Halkın sorunlarına çareler ararız, onlara yardımcı olmak için büyüklerimizle konuşarak herkesi haberdar ederiz, destek isteriz. Bizler Peygamberimizin (s.a.a) ve Ehlibeyt’inin takipçileriyiz. Hepsi de insanların dertleriyle ilgilenmiş ve bizlerin de böyle olması için uyarılarda bulunmuş.

İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim bir mümini sevindirirse evvela Allah’ı, ikinci olarak Resul-i Ekrem’i, üçüncü olarak da bizi (Ehl-i Beyt’i) sevindirmiştir.”(1)

Hem böyle yaparak zamanımızın imamı Mehdi’yi (a.s) çok mutlu ederiz. Onun, bizim yaptığımız iyi ve kötü her şeyden haberi var.

Sadık,

-O zaman bir ekip kuralım ve hemen işe koyulalım.

Hasan, arkadaşlarının da kendisi gibi düşünmesinden mutluluk duydu. Bir ekip kurdular. Ekibin adı oy birliğiyle Süper Güçler oldu. Ali ekibin hatibiydi çünkü hitabeti çok iyiydi. Büyüklerimizle veya yardım kuruluşlarıyla konuşarak ikna etmek ve ekibe liderlik etmek onun görevi oldu. Mustafa, ekibin Şahingözü; sahip olduğu dürbünün özelliklerinden dolayı yardıma ihtiyacı olanları görebiliyordu. Sadık sahip olduğu mini bilgisayarıyla ihtiyaç sahiplerinin yerlerini tespit edecekti. O yüzden Süper Güçler’in bilişimcisi oldu. Hasan ise ekibin katibi oldu. İhtiyaçları belirleyip sunacaktı.

Öğlen namazlarından sonra biraraya gelip toplanacaklardı. Buluşma yerleri Niksar Kalesi’ydi. Bu kaleden ilçe kuşbakışı görünüyordu. Onlar için iyi bir gözlem alanı ve toplantı yeriydi.

Pazartesi günü ilk toplantıları oldu. Herkes gerekli malzemeleri alıp geldi. İlk iş Şahingöz Mustafa’nındı. Dürbünüyle etrafı seyretmeye başladı. Birden haykırdı, yanındakiler de korktu.

-Ne oldu, diye telaşla sordular.

Şahingöz Mustafa,

- Ormanlık bir alanda yangın başlamış, hızla ilerliyor. Eğer bir an önce bunu duyurmazsak ilçe tehlike altında. Fotoğrafını çekerek senin bilgisayarına gönderiyorum Sadık.

Çektiği fotoğrafı Sadık’ın bilgisayarına attı. Sadık, yangın bölgesinin koordinatlarını tespit etti. Çamiçi yaylasına ait olduğu belirlendi. Bu yayla ilçeye birkaç kilometre uzaklıktaydı. Hemen bilgi verilmezse büyük bir felaket olabilirdi.

Hatip Ali, hızlıca eline hoparlörü aldı. Bu hoparlör tüm ilçeye sesini duyurabilecek bir kapasiteye sahipti.

-Dikkat , dikkat! Çamiçi yaylasında bir yangın başlamış ve hızla ilerliyor. Yangın bölgesinin sınırında olan evler bir an önce tahliye edilmeli.

Hatip Ali, bu anonsu birkaç kez tekrarladı. Katip Hasan ise itfaiyeyi arayıp haber verdi ve sınır bölgesindeki insanlara nelerin gerekli olabileceğinin listesini çıkardı. Çadır, battaniye, su, yiyecek…

İtfaiye ekipleri hemen yola çıktı. Siren sesleri ilçeyi inletti. Sınır bölgesindeki halk da evlerinden çıktılar. Yangının ortaya çıkardığı alev ve dumanlar gözükmeye başladı.

Hatip Ali belediyede çalışan babasıyla konuştu ve kendilerini almasını istedi. Babasıyla Keşfi Meydanında buluştular. Ali’nin babası şaşkınlığını gizleyemedi ama durum acil olduğu için onlarla konuşmayı sonraya bıraktı. Hep birlikte önce Kızılay’a giderek durumu bildirdiler. İhtiyaç malzemelerini tırlara yerleştirmeye başladılar.

Ali’nin babası oğlunun ve arkadaşlarının afet bölgesine gelmelerini istemedi. Onlar sınırdan yardımcı olabilecek şekilde bir alan belirleyecekleri konusunda ikna ettiler. Bölgeye gidip maskelerini taktılar.

İtfaiye, tazyikli suyu yanan bölgelere doğru tuttu. Yangının ilerlemesini henüz engelleyemediler. Sınır bölgesindeki altı ev gözlerinin önünde yanıp kül oldu. Ev sahipleri o kadar üzüldüler ki.. Çocukların ağlama sesleri yankılandı. Katip Hasan, çocukların dikkatini dağıtmaya çalışarak ağlamalarını engellemeye çalıştı.

Şahingöz Mustafa , yangının devam ettiği yerlerin fotoğrafını çekiyor; Bilişimci Sadık da koordinatları itfaiye amirine veriyordu. Hatip Ali de hoparlör ile itfaiye amirine ve itfaiye çalışanlarına bilgi veriyor, o bölgeler söndürülmeye çalışılıyordu.

Nihayet yangın söndürüldü. Şahingöz, dürbünüyle etrafı seyretmeye devam etti. Alevler gözükmüyordu, sadece kapkara bir duman sarmıştı her yanı. Yine de yüksek bir yerden son bir kez bakması gerektiğini düşündü. Çevredeki apartmanlardan birisine girdi ve en üst katın balkonundan tekrar ormanlık alana baktı ve yangının artık bittiğine ikna oldu. Hatip Ali’ye haber verdi, o da itfaiye amirine bilgi verdi.

On hektarlık ormanlık alan ve altı ev kül oldu gitti. Tabii ormanlık alandan kaçamayan pek çok canlı da… Herkes çok üzgündü. Süper Güçler haber vermeseydi felaket daha büyük olabilirdi.

Evleri yanan insanlar için uygun bir yer buldular. Kızılay, oraya çadırları kurdu. Tüm ilçe halkı ihtiyaç olabileceğini düşündükleri eşyaları getirdiler. Yiyecek ve içecekler hazırlandı.

Süper Güçler ekibi bütün yardım aşamalarında görev aldılar. Çocuklarla oyunlar oynadılar, yemeklerini ikram ettiler, eşyaları teslim ettiler. Herkes bu ekibe çok teşekkür etti. Ekibin ilk iş gününde böylesine zorlu bir mücadeleye katılması onları çok etkiledi, daha çok çalışma azmi verdi onlara. Dört arkadaş yan yana gelerek ellerini üst üste koydu : “Lebbeyk ya Mehdi!” diye haykırdılar.

Ali’nin babası gözyaşlarıyla oğlunu ve arkadaşlarını tebrik etti. Onlara yaptıkları yardımın Allah katında çok değerli olduğunu söyledi. Ardından şöyle devam etti: Peygamberimiz (s.a.a) buyurmuştur ki: “Allah katında en iyi kullar, insanlara en fazla yararlı olan ve Allah’ın hakkını en çok gözeten kimselerdir. Allah-u Teâla on­lara marufu ve iyi amelleri sevdirmiştir.”(2)

1) Bihar’ul-Envar, c. 74, s. 314

2) Tuhef-ul Ukul

11 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör