top of page

RIZIK POLEMİĞİ İLE TOPLUMUN ŞEKİLLENDİRİLMESİ, HER ZAMANIN TUZAĞI

RIZIK POLEMİĞİ İLE TOPLUMUN ŞEKİLLENDİRİLMESİ,

HER ZAMANIN TUZAĞI İnsanın yaşamında ekonomi önemlidir. Birçok ideoloji, akım, sistem, tağut ve hatta beşeri dinler bile buradan türemiştir. Kimileri daha lüks bir hayalin peşindeyken, kimileri de bir ekmeği elde etmek için uğraşır. Her ikisinde de ortak bir nokta vardır. Her iki grup ta kazancının sınırlarına bakmadan rızkının ardına düşer.  Gerek elzem bir  ihtiyaçtan sebep, gerek konforlu bir hayat isteği olsun fark etmez, insanların bu ihtiyaç isteği, gözleri daha da aç insanların dikkatini çekmiş ve bu yönlerini kullanarak onları kendilerine boyun eğdirmeye, daha farklı şekillerde onları kullanmaya çalışmışlardır. Tarih bu örneklerle doludur. Örneğin zamanın krallarından olan Firavun şöyle diyordu. "Ey kavmim, Mısır mülkü ve şu altımdan akıp giden ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?"(Zuhruf süresi/51) Hz. Musa(as), onun bu hegemonyasından insanları kurtarmak ve özgürleştirmek istiyordu. Dolayısıyla mülkün tasarrufunu yüce Allah’ın emrine bırakılmasını savunuyordu. Mülk tamamen Allah’ın idi, onun üzerinde tek söz sahibi yaratıcısı olan yüce Allah idi. Her varlığa egemenlik hakkının, yaratıcısı Allah’ın olduğunu her insan görmeliydi. Bu yüzden gerçek rızık kapısını göstermek istiyordu. Firavun ise mülkü kendine atfederek insanları köleleştirmek istiyordu. Kendini onların hayatta kalması için olmazsa olmazı olarak gösteriyordu. Rızk konusunu doğru anlayanlar nitekim bu oyunlara düşmemiş, kendilerini kullanmak isteyenlere boyun eğdirmemişlerdir. Bu da Tevhid’i iyi anlamak ile ilgilidir. Ancak konuyu doğru okumayanlar ise, rızık kapısı olarak kendileri gibi yaratılmış olan kulları görmüş ve onların layık gördüğü yaşam tarzlarını tercih etmişlerdir. Elbette zalimler kendilerine istediklerini onlar içinde istemeyecek, bilakis başkalarını kendi refah ve hayalleri için bir merdiven basamağı olarak göreceklerdir. Bu nedenle rızık konusu üzerinde çok polemikler yaparlar. Elbette ki sadece benliklerini düşünenler tarafından istenen; konunun doğru anlaşılmaması ve dolayısıyla insanların kendilerine eğilmesinin önüne geçilmemesidir. Çoğunlukla tağutlar buradan filizlenir. Bu nedenle tağut denen kan emicilerin nerelerden beslendiğini görmek ve onların daha da canavarlaşmaması için rızık tablosunu doğru okumak zorundayız. Beslendiği yerlerden biri olan rızık ilgili kavramların çarpıtılması ve yanlış adreslerin gösterilmesi ayetlerde çok aşikar bildirilen konulardan biridir. Doğru olarak rızkın anlaşılması için ilk önce tanımların doğru yapılması gerekmektedir. Rızk; bir tür karşılıksız bağış anlamına gelmektedir. Yani yüce Allah’ın kullarına bağışladığı pay demektir. Özü ve gerçeği itibariyle Allah’tan başkasına atfedilemez. Soyut, somut, her zerrenin sahibi ve kullarına bağışlayan yüce Rabb’imizdir. Mülk ve izzet tüm boyutlarıyla tamamen Allah’ındır. O’ndan başka yaratıcı yoktur. Bu nedenle O’nun izni olmaksızın kimse onun bağışladıklarını sahiplenemez ve başkasına kendi mülkü gibi bağış gösteremez. Nisa süresi /126 “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Allah her şeyi kuşatıcıdır.” Yani yaratma, emir, hüküm, mülk, irade, tedbir, hayır gibi tüm olgular yüce Allah’ın emrindedir. Bu nedenle mülkünde melik olan, hüküm veren ancak ve yalnızca yüce Allah’tır. Dolayısıyla yüce Allah rızık verirken asla hesapsız, hikmetsiz ve gelişigüzel vermez.  Bu sebeple rızık konusunda dikkat edeceğimiz çokça boyutlar vardır.

  1. Yaratan yüce Allah olduğuna göre mülk O’nundur. Dolayısıyla mülkünde tasarruf hakkı bizatihi kendisinindir. Kendisinin izni ve onayı olmadan kimse O’nun mülkünde söz sahibi olamaz. Bu nedenle insanlar mülkün asıl sahibi olmadıkları halde insanlar üzerinde ahkâm kesemezler.

  2. İlahî izin ve onayın şartları ise “Vahiy ve Risalet” ile bildirilmiştir. O halde Rabb’imizin onayladığı yasalar çerçevesinde bağışladıklarından yararlanabiliriz. Haram yollardan elde edilen ise, rızık değildir. Bu “bağışlanan” diye nitelenemez. Dolayısıyla izinsiz olarak elde edildiği için, bu bir çirkinliktir.

  3. Haram yollardan gelen payda hayır yoktur. Hikmet ve hayır olmayan şeye rızık denmez. Rızık; hayır ve hikmet üzere gelen bağıştır. Bu nedenle ilahi uyarılar haram ve suht yemeleri kesinlikle red eder. İnsanın kanına haram yollardan bir lokmanın girmemesi için şiddetli bir şekilde uyarır.

  4. Bir şeyin haram olması gibi haram yollardan elde edilmesi de o elde edilenleri, rızık tanımından çıkarır. Bu yüzden haram kadar suht kavramını da fark etmek gerekir. İmam Muhammed Bakır (as)’dan şöyle rivayet edilir.; Resulullah (saa) veda haccında buyurdu ki; “ Haberiniz olsun Ruh-ul Emin kalbime şunları fısıldadı. “ Bir nefis, kendisi için öngörülen rızkı bütünüyle elde etmedikçe ölmez. Allah’tan korkun ve rızkı talep ederken güzellikle davranın. Rızıktan herhangi bir şeyin elinize geç ulaşması, sizi onu Allah’a isyan edecek tarzda elde etmeye sürüklemesin. Çünkü yüce Allah rızıkları kulları arasında helal olarak taksim etmiştir. Onları haram olarak taksim etmemiştir. Kim Allah’tan korkar ve sabrederse, rızkı ona helalinden gelip ulaşır. Kim Allah’ın örttüğü perdeyi deler ve onu helal olmayanından alırsa, Allah bu aldığını, onun helal rızkından kısar ve aleyhine hesap edilir. (kıyamet günü hesaba çekilir) “ ( El- Kâfi c.5,s.80,h.1) 5. Rızık sadece ekmek, su vs. nimetler değildir. Maddi, manevi, batında, zahirde birçok rızıklar Rabb’imiz tarafından kullarına verilmiştir. Bu durumda tüm rızıkların sahibini görmek gerek. Eğer bu şekilde görülüyorsa bu durumda minnet ve teşekkürün sadece O’na yapılması gerekmektedir. Yani kulluğun sunumu, Rabbin hakkıdır. Rububiyet makamı yüce Allah’ındır. 6.Bazı rızıklar vardır hususidir. Bazı rızıklar vardır umumidir. Bu sınırları da Rabb’imizin öğretisine göre çizmek gerekmektedir. Bu sınırlar karıştırıldığında yine ciddi kaoslar ortaya çıkmaktadır. 7.Yine bazı rızıklar vehbi yani hediye mahiyetinde verilir, bazı rızıklar ise kesbi yani emek verilerek elde edilir. Bu sınırlara da dikkat etmek gerekir. Karıştırıldığı zaman kesbi olan insan durup, vehbi olana göz dikebilir. Bu algı sıkıntılarında da çok ciddi şeytanın tuzakları önümüze çıkabilmektedir. 8.Rızıkların bazıları direkt olarak nasiplendirilir, bazıları ise bir vesile ile verilebilir. Buralarda da doğru algılamalar olmalıdır. Örneğin rızkın gelmesinde baba bir vesiledir. Ancak baba burada bir rızık kapısı değildir. Yani baba ilahlaştırılamaz. Aynı şekilde eş, amir, patron vs. de bu şekilde görülemez. 9.Her rızık üzerinde tekvini ve teşri yasaları görmek gerekir. Eğer tekvini ve teşri olarak o rızkın talimatını doğru okuyamazsak o rızık üzerinden çokça sapmalara düşebiliriz. İsra süresi/ 82 “ Kur'an'dan müminler için şifa ve rahmet olan şeyleri peyderpey indiririz. Zalimlerin ise ancak zararını artırır.” 10. Bağışlayan Rabb’imiz bu lütuflarına karşılık bir ücrette istemez. Eğer kullarından bunların sadece tek bir şeyin hakkını isteseydi, biz kullar kesinlikle kaybederdik. Örneğin sadece bir göz hakkını ya da akletme hakkı ya da bir nefes hakkı isteseydi, asla bu nimetlerinin hakkını geri ödeyemezdik. O halde bizden ne bekliyor yüce yaratanımız?! Rızkın verilmesinden tüketilmesine kadar her aşamada onun bunun polemiklerine göre değil, sadece Rabb’imizin buyruklarını ve talimatlarını görmemizi istemektedir. Bu dürüst yaklaşım yine kulların kendi iyiliği içindir. Hem dünya hayatında kendilerini kullanmak isteyenlere prim vermemek adına, hem de rızıkların yani karşılıksız bağışların üzerine akmasının devamlılığı adına… O halde rızık üzerinden kendilerini vazgeçilmez görenlere neden ilgi! Tuzaklara düştüğümüzü daha görmeyecek miyiz? Biz daha Rabbimizden ne isteriz? Her şey bizim için. Sadece dürüst olmamızı, hakikati tasdik etmemizi istiyor.  Mülk kimin ise egemen olan, mülkünde melik olan O’dur. Bunu artık gerçekten görmek gerek.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

ET-TAHİR

İFTAR, KADER VE İMAM Fe- ta-re harflerinde oluşan bir kavramdır. Anlamı uzunlamasına yarılmaktır. Kimi zaman bozmak, kimi zaman da düzenlemek yoluyla olur. Bu fiilden oluşan kavramlardan biri de fıtr

bottom of page