top of page

PEYGAMBER'E İMAN SENİ EDER BAŞ, PEYGAMBER'E İSYAN EDER SENİ TAŞ.

PEYGAMBER'E İMAN SENİ EDER BAŞ,

PEYGAMBER'E İSYAN EDER SENİ TAŞ. Kırılmalar hayatımızın her alanında oluşmuş. Yüce Allah’ın “ bağları koparanlar” diye kastettiği bu olacak ki yeniden kırılmaları tamir etmemiz için aklımızı kullanmamızı istiyor. İşte bu günlerde yaşadığımız kırılmalardan sadece bir tanesini gündemimize taşımak istiyorum. Bazı kavramlar; gerek kendi nefsimizden kaynaklanan sebeplerden, gerekse bilinçli olarak oynanan tuzaklardan dolayı maalesef, ya değiştirildi, ya boşaltıldı, ya da yalanlandı. İman, İslam, ahiret, halife, kitap, hicret, şehid, imam gibi... Bunlar arasında sıralayabileceğimiz ve bu günlerde de çok gündeme getireceğimiz bir kavram daha var. Risalet. Risalet, peygamberlik demektir. Peygambere iman da, imanımızın içinde önemli bir şube. Bakara süresi /177. Ayet-i kerime de geçen sıralama çok önemli. Çünkü ilahi irade, hem örnek bir kul olma, hem de elçilik yapabilme potansiyelinden dolayı peygamberler üzerinden biz insanlığa ulaştırılmaktadır. Yani peygambere tabi olmayan ilahi isteği bilemez. Yani vahiyi alamaz. Anlayamaz. Bu nedenle peygambere itaat, Allah’a itaate götürür bizleri.

NİSA SÜRESİ: 80  “Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.” O halde peygambere iman etmek asla devreden çıkarılamaz. Ya da peygambere iman gelişi güzel düşünülemez. Ya da “olsa iyi olur, takip etmesekte yine müslümanız” gibi düşünceleri meşru sayamayız. Peygamberin hem bildirdiği vahiy, hem de kendi ifade ve davranışları bizler için hak ölçüdür.

NUR SÜRESİ: 54  “De ki: Allah'a itaat edin; Peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamberin sorumluluğu kendine yüklenen, sizin sorumluğunuz da size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygambere düşen, sadece açık açık duyurmaktır.” Peygamberlere itaat iki açıdan düşünülmelidir. Onlar vahiyi iletenlerdir. Yeryüzünün elçileridir. Bu yüzden peygamberlere güvensizlik, vahiye sadakatsizliği getirir. Vahiye tabilik bozulur. İkinci önemli nokta, peygamberler kesinlikle günahlardan korunmuşlardır. Dolayısıyla nefsanî hiçbir şekilde söylemezler. Bu nedenle söyledikleri her şey yani hadisler diye bildiklerimiz lafız olarak kendilerine aittir ama mana olarak yine Allah’ımıza aittir. Bu nedenle onların ilettikleri her söze iman etmek, imanın kendisidir. O halde peygamberler iman, peygamberlere güven demektir. Bunun göstergesi de itaat etmektir. Örneğin, siz peygamberin karşısında oturmuşsunuz. Size tavsiyelerde bulunuyor. Siz orada onu tasdik eder, onaylar ve bundan sonra onun dediği gibi olacağınıza söz verir, daha sonraları topluma karıştığınızda “olsa da olur, olmasa da olur” gibi mi düşünürsünüz? Ya da sözlerini duymamazlıktan mı gelirsiniz? Ya da sözlerini değiştirir misiniz? “Ne olacak ki, ben nasılsa onaylamıştım” mı dersiniz? Ya da “yapsam nafiledir, yapmasam günahkâr olmam” diye mi düşünürsünüz? İşte bu noktalarda, kendimizi yeniden gözden geçirmek zorundayız. Peygamberin her sözü bizim için bir yol haritasıdır. Trafik kazası geçirmeyelim diye bir hayati işarettir. Her sözü, boğulan insana bir nefestir. Her sözüne iman, her sözüne tabii olmayı gerektirir. Algılamazsanız bile onun her sözünü kabul etmek, güvenin işaretidir. Bu günlerde binlerce salâvat gönderirken sadakatsizlik onu gücendirmez mi? Düşünmek gerekir. “Peygamberlere iman” etmeyi yuvarlak bir tanım kabul edip, toptan bir bakış açısıyla oldu bittiye getirmeyelim. Peygambere iman her sözünü pazarlık yapmadan, sıkıntı duymadan kabul etmektir. Peygamberler bizlerin başıdırlar. Aynen kendi başlarımız gibi. Nasıl ki başımızdan kalbimize emirler gelir, onlardan da bizlere emirler gelmektedir. Kalbinde imanı olanlar ise, o emirleri onaylarlar ve hayata getirirler. Ama kalpleri kapalı olanlar, başlarından gelen o emirleri duymazlar. Çünkü onların kalpleri başka yerlerde meşgul olmaktadırlar. Nasıl ki bir sorunumuz oldu, iki elimizin arasına başımızı koyup düşündüğümüz gibi her sorunumuz da esas başımız, başlar başı olan Resul(s.a.a)’ümüze götürürüz. Bakınız bu konuda Allah’ımız ne buyuruyor.

NİSA SÜRESİ: 59 “ Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” Gerek vahiy üzerinden gerekse Resul (s.a.a)’ün dilinden olsun her halükarda Resul’ümüze başvuracağız. Hatta ulu-l emirler de onun işaret ettikleridir. O halde Resul’e iman çok şeyi kapsıyor demektir. Bildirdiği, ilettiği, yaşadığı ve işaret etiği her şeyi kastediyor. Eğer bizler bu tüm alanların arasını ayırırsak yine tehlike alanına girmiş oluruz. Kendinizi Resul(s.a.a)’ün huzuruna götürün. Boykot mahallesinde, işkence günlerinde, miraç gecesinin ertesi gününde, hicret gecesinde, bedir sahasında bir birey olarak düşünün. Acaba onun çağrılarına, emirlerine, işaret ettiklerine nasıl cevap verirdiniz. Kendinizi o günlerde ve bu günlerde ne kadar tabii olabileceğinizi veya olabildiğinizi bir tartın. Sözlerini kendi üzerinizde düşünün. Her ayrıntısını kendi üzerinize alın. Acaba ne kadar sadakat. İşte o tespit ettiğiniz, sizin imanınızdır. Eğer tüm bu sözlü ve fiili çağrılara cevap verebileceğinize inanıyorsanız, siz müjdelenmeyi hak ediyorsunuz demektir.

NİSA SÜRESİ: 69 “ Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” Eğer bu onurlu tercihleri yapmıyorsanız, bilmek gerekir ki Resul (s.a.a)’den yüz çevirmek, Yüce Allah’tan yüz çevirme anlamına gelir. Bu da imanın kalbi terk etmesidir. Çünkü artık vahiy ile bağlantı koptu demektir. Model senin için yok demektir. Yüce Allah artık seni kendi haline bırakır. Nefsin, şeytanın ve hastalıkların ile baş başa. Bu yüzden bu günleri yuvarlak bir cevap olarak “Peygambere tabii ki iman ediyorum” diye kendimizi kandırıp geçiştirmeyelim. Gerçekten peygambere tabii miyiz? Onlara itaat ediyor muyuz, onlara benziyor muyuz, sözleri bizler için ne kadar önemli? O’nu anlamak ve tanımak için çırpınıyor muyuz? Onlar ilahi elçiler! Acaba bizler o elçilerin ümmeti olabildik mi? Tüm bu soruları düşünmek zorundayız. Unutmamak gerekir ki peygamberler için beşer olarak vefat etmek vardır, ama model, şahitlik ve misyon olarak onlar her zaman vardırlar. Yani Risalet ölmez. Onlar ebedi, hep olacaklardır. Ebedi başlarımıza, lütfen sadık olmayı hiç ve asla unutmayalım. İnsan kendi başından vazgeçemez, değil mi? Zaten başsız yaşamaya çalışanların hayatta olma ve hayat bulma ihtimali asla olamaz. Buna inanmak gerek.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

TARKAN, GEÇÇEK VE GELECEK Sosyal medya da gündeme oturan Tarkan’ın “geççek” klibini merak ettim, ben de izledim. Evet başarılı bir klip olmuş. Tarkan’ın hakkını iyi vermek gerek. Güzel sunmuş. Ancak b

MİRAÇ VE HİBETULLAH Zer âleminde Resulullah’ın (saa) tüm insanlar ve seçkinler arasında en seçilmiş kişi olduğunu biliyoruz. O gün sorulan tüm sorulara Resulullah(saa), tüm insanlar arasında en hızlı

bottom of page