• ADMİN_İM

ONİKİ İMAM’IN DUASI


Yazar: ADMİN_İM

Kategori: DÜŞÜNCE, GENEL, ŞİMDİ DUA ZAMANI



İmam Muhammed Tâki (Cevad), atalarından, İmam Hüseyin’in şöyle buyurduğunu naklediyor:

“Allah’ın Elçisi’nin yanına girdim. K’ab oğlu Ubey O’nun yanındaydı. Allah’ın Elçisi (bana) şöyle buyurdu:

“Merhaba, Ey Abdullah’ın babası![1] Ey göklerin ve yerin süsü!”

Ubey O’na şöyle dedi: “Ey Allah’ın Elçisi! Senden başka biri nasıl göklerin ve yerin süsü olabilir?”

Hz. Peygamber ona şöyle dedi:

“Ey Ubey! Beni hak ile peygamber olarak gönderene and olsun ki şüphesiz Ali oğlu Hüseyin gökte, yerdekilerden daha büyüktür. Doğrusu O’nun ismi, arşın sağına yazılmıştır. (O), Doğru yolu gösteren çerağ, kurtuluş gemisi, zayıf olmayan, izzet, övgü imamı, ilim deryası, (ihtiyat) ve tedariktir. Nasıl böyle olamaz? Hâlbuki Ulu ve Yüce Allah, O’nun soyuna temiz, mübarek, zeki bir nutfe (tohum) yerleştirmiştir. (Bu tohum), rahimlerde yaratılmadan veya sülblere intikal etmeden, ya da gece ve gündüz (daha var olmadan önce) yaratılmıştır. (O’na yani İmam Hüseyin’e) hiçbir yaratılanın okuyamayacağı dualar öğretilmiştir. Ulu ve Yüce Allah, onu yalnız onunla (o duayla) birlikte bir yere toplar ve ahirette onun şefaatçisi olur, onun sıkıntısını (kendisinden) uzaklaştırır, onun (o duaların) vasıtasıyla onun borcunu öder, işini kolaylaştırır, yolunu aydınlık kılar, düşmanları üzerinde onu güçlü kılar, ar ve hayâsını ortadan kaldırmaz.”

Ubey şöyle dedi: “Ey Allah’ın Elçisi! Bu dualar nelerdir?”

Şöyle buyurdu:

“Salatı bitirdikten sonra şöyle söyle: “Allah’ım! Kelimelerin, arşının mekânları, gök ve yerinin sakinleri, peygamberlerin, elçilerin hatırına senden istiyorum. Şüphesiz ki işimde zorluk, beni yakalamıştır. Ben de senden, Muhammed ve O’nun Ehl-i Beyt’ine salat etmeni ve benim için zorluktan sonra bir kolaylık vermeni diliyorum.”

Bundan sonra ise Ulu ve Yüce Allah, senin işini kolaylaştırır ve sana göğüs genişliği (ferahlık) ihsan eder. “Allah’tan başka ilah yoktur.” şahadet cümlesini ölüm vakti sana telkin eder.”

Ubey, Allah’ın Elçisine şöyle dedi: “Ey habibim! Hüseyin’in soyundaki bu nutfe/tohum nedir (Kimdir)?”

Şöyle buyurdu:

“O nutfenin misali, Ay’ın misali gibidir. O, belli etme ve beyan etme nutfesidir. Ona itaat eden hidayet olur, onu yitiren (yani terk eden) ise sapkın olur.”

Ubey şöyle dedi: “Peki onun adı ve duası nedir?”

Şöyle buyurdu:

“Adı, Ali’dir. (Şu da) duasıdır: “Ey daim olan, ey ebedi diri, ey Kayyum! Ey üzüntüyü ortadan kaldıran, ey rahatsızlığı halleden, ey elçileri gönderen, ey vaadine sadık olan.”

Kim bu duayı okursa, Ulu ve Yüce Allah onu Hüseyin oğlu Ali Zeynel Abidin ile bir eder (Onları kıyamette beraber haşreder.) ve cennette O’nun ziyaretçisi olur.”

Ubey O’na şöyle dedi: “Ey Allah’ın Elçisi! O’nun bir halefi ya da vasisi var mı?”

Allah’ın Elçisi şöyle dedi:

“Evet. O, göklerin ve yeryüzünün mirasına sahiptir.”

Ubey şöyle dedi: “Ey Allah’ın Elçisi, göklerin ve yerin mirasının manası nedir?”

Şöyle buyurdu:

“Hak ile hüküm verme, diyanetle (dini bilgi ile) hüküm verme, rüyaların (gerçek) yorumu ve gerçekleşen olayların beyanıdır.”

Şöyle dedi: “O’nun adı nedir?”

Şöyle buyurdu:

“Adı, Muhammed’dir. Melekler göklerde O’nunla ünsiyet kurarlar. O kendi duasında şöyle der: “Allah’ım! Eğer ben senin yanında rızaya (güzel rağbete) ve sevgiye sahip isem, o halde beni, kardeşlerim ve taraftarlarımdan bana tabi olanları bağışla ve soyumda olanı temiz kıl.”

Allah da O’nun soyuna mübarek, pak, zeki bir nutfe oturtmuştur.

Cebrail bana şöyle haber verdi:

“Ulu ve Yüce Allah, bu nutfeyi pak kılmış, onu kendi katında Cafer olarak adlandırmış, onu Hadi (hidayet eden/rehber), Mehdi (Hidayet edilmiş/yol gösterilmiş), Razi (razı olan) ve Merzi (razı olunan) yapmıştır. O, Rabbine dua eder ve duasında şöyle söyler: “Ey tembel olmayan (bilakis) Deyyan[2] olan Allah’ım! Ey merhametlilerin en merhametlisi, benim taraftarlarım için ateşten koruyucu bir vasıta karar kıl, eğer onlar senin yanında fazilete sahip iseler günahlarını bağışla, işlerini kolaylaştır, borçlarını öde, ayıplarını ört, seninle onlar arasında olan büyük günahları bağışla, ey sitem ve zulümden korkmayan Allah’ım! (O Allah’ı) ne uyuklama, ne de uyku tutar, (Allah’ım)benim tüm sıkıntı ve üzüntüm için bana bir kurtuluş ihsan et!”

Her kim bu duayı okursa, Allah, onu kendi katında Muhammed oğlu Cafer-i Sadık ile bembeyaz bir sima ile cennette bir araya getirir.

Ey Ubey! Şüphesiz Ulu ve Yüce Allah bu nutfeye zeki, mübarek, temiz bir nutfe oturtmuş, ona rahmet indirmiş, kendi katında O’nu Musa (Kazım) olarak adlandırmış ve O’nu imam yapmıştır.”

Ubey O’na şöyle dedi: “Ey Allah’ın Elçisi! Onların her biri birbirlerini övüyor, birbirlerinden türeyip artıyor, birbirlerinden miras alıyor ve biri diğerini vasfediyor öyle mi?”

Şöyle buyurdu:

“Onları bana, Cebrail, Âlemlerin Rabbi tarafından vasfetmiştir.”

Şöyle dedi: “Musa’nın da onunla dua ettiği, babalarının duasından başka bir duası var mıdır?”

Şöyle buyurdu:

“Evet, O kendi duasında şöyle der: “Ey Yaradan, ey rızık veren, ey tohumu, çekirdeği yarıp çatlatan, ey canlıları yaratan, ölüleri dirilten, dirileri öldüren, ey sebatı (azmi) daim olan, bitkileri çıkaran (Allah’ım). Benimle ehli olduğun şekilde muamele et!”

Kim bu duayı okursa, Ulu ve Yüce Allah onun hacetlerini yerine getirir ve kıyamet günü, onu Cafer oğlu Musa (Kazım) ile bir araya getirir. Şüphesiz ki Ulu ve Yüce Allah O’nun soyunda temiz, zeki, razı olunan bir nutfe oturtmuştur ki kendi katında O’nu Ali (Rıza) olarak adlandırmıştır. Ulu ve Yüce Allah yarattıkları içerisinde O’nun ilminden, hükmünden razı kalmış, O’nu taraftarları için hüccet karar kılmıştır. Böylece onlar kıyamet günü O’na ihtiyaç duyacaklardır. Onun, vesilesiyle dua ettiği bir duası vardır (Şöyledir):

“Allah’ım! Beni hidayet et, beni onun (hidayetin) üzerinde ayağımı sabit et, korkusu, hüznü ve telaşı olmayanın güvenlik duygusu gibi beni onun üzerinde haşret (Mahşerde topla). Şüphesiz ki sen takva ve bağışlama ehlisin.”

Şüphesiz ki Ulu ve Yüce Allah, O’nun soyundan mübarek, iyi, zeki, razı olunmuş bir nutfe oturttu ve onu Ali (Rıza) oğlu Muhammed (Tâki) olarak adlandırdı. O, taraftarlarının şefaatçisi, babasının ilminin varisidir. O’nun açık alâmeti, aşikâr bir hücceti vardır. O, doğduğunda şöyle der:

“Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed, Allah’ın Elçisi’dir.”

O, kendi duasında şöyle der:

“Ey hiçbir benzeri ve örneği olmayan Allah! Sen, senden başka hiçbir ilahın olmadığı ve senden başka bir yaratanın olmadığı Allah’sın! Sen bütün yaratılanları mahveder, yine de kendin baki kalırsın, senin sözüne bakmayana, halim (tahammüllü) olmuşsundur, bağışlamanda ise razı oluşun vardır.”

Kim bu duayı okursa, Kıyamet günü Ali oğlu Muhammed (Tâki) onun şefaatçisi olur. Ulu ve Yüce Allah O’nun soyunda öyle bir nutfe oturtmuştur ki O, ne itaat çevresinden çıkar ne de zalimdir. O, parlak, mübarek, temiz ve paktır. Allah O’nu kendi katında Ali (Nâki) olarak adlandırmış, O’na sakinlik ve vakar giydirmiş, ilimleri, sırları ve her bir gizlenmiş şeyi O’nda karar kılmıştır. Kim O’nun yanına gelse ve göğsünde (kalbinde) gizli bir şey olsa, bunu O’na haber verir, düşmanından onu sakındırır. O, kendi duasında şöyle der:

“Ey Nur, Ey Burhan, Ey nurlandıran, ey beyan eden, ey Rab! Zamanın şartlarından ve belalarından beni kurtar! Senden, Sur’a üfleneceği gün (kıyamet günü), kurtuluş diliyorum.”

Kim bu duayı okursa, Muhammed oğlu Ali (Nâki) onun şefaatçisi ve cennete götüren rehberi olur. Ulu ve Yüce Allah O’nun da soyuna bir nutfe oturtmuş ve O’nu kendi katında Ali oğlu Hasan (Askerî) olarak adlandırmış, O’nu memleketlerinde bir nur, yeri üzerinde bir halife, ümmeti için izzet, taraftarları için hidayet eden, Rabbi katında onlara şefaat eden, O’nunla muhalefet edene ceza ve intikam, O’nu kabul edene hüccet, O’nu imam kabul edene burhan etmiştir. O, kendi duasında şöyle der:

“Ey izzetinde izzetin en izzetlisi, ey Aziz, beni izzetinle izzetli et ve yardımınla destekle, beni şeytanların vesveselerinden uzak et, (bunu), defetmenle uzaklaştır, mâni olmanla mâni ol, beni yarattıklarının hayırlılarından eyle, ey bir olan, ey yegâne, ey tek, ey ihtiyaç sahibi olmayan (Allah)!”

Kim bu duayı okursa, Ulu ve Yüce Allah onu, O’nunla haşreder ve onu cehennemden kurtarır, (cehennem) ona vacip olmuş olsa dahi! Ulu ve Yüce Allah, Hasan’ın soyunda mübarek, zeki, temiz, pak, temizlenmiş bir nutfe oturtmuştur ki velayet hakkında Ulu ve Yüce Allah’ın ahit aldığı her mümin O’ndan razı kalır ve O’nu (ahit vermeyen) her inkârcı, inkâr eder. O, takvalı (kendini günah ve hatadan koruyan), saf (ve halis), parlak, razı kalınan, hidayet eden, doğru yol gösteren bir imamdır. O, adaletin başı ve sonudur[3] ve O, Ulu ve Yüce Allah’ı tasdik eder, Allah da O’nun sözünü tasdik eder, deliller ve alâmetler ortaya çıkınca Allah O’nu Tühame’den[4] çıkarır. O’nun Talikan’da hazineleri vardır ki ne altındır ne de gümüştür, yalnız muhteşem atlar, alâmetli tanınmış adamlardır o hazineler. Ulu ve Yüce Allah O’nun için Bedir (Savaşı ordusunun) sayısı kadar ülkelerinin en ücra köşelerinden üç yüz on üç şahsı toplayacaktır. O’nun yanında mühürlenmiş bir sahife (sayfa/mektup) vardır ki orada ashabının adları ile sayısı, onların soyu, bölgeleri, işleri, sözleri ve künyeleri vardır. Onlar, dönerek hamle yapanlar ve onun itaati noktasında çalışkan olanlardır.”

Ubey O’na şöyle dedi: “O’nun delilleri ve alâmetleri nedir Ey Allah’ın Elçisi?”

Allah’ın Elçisi ona şöyle buyurdu:

“Bayraktır! O’nun huruç etme (savaş için ayaklanma) vakti gerçekleştiğinde bu bayrak kendi kendine açılır ve yayılır. Ulu ve Yüce Allah onu dile getirir, böylece o bayrak şöyle nida eder:

“Çık, ey Allah’ın velisi, Allah’ın düşmanlarını öldür!” O’nun iki bayrağı ve alâmeti, kınına koyulmuş kılıcı vardır. Hurucunun (savaşının) zamanı geldiğinde o kılıç kınından çıkar, Ulu ve Yüce Allah onu dile getirir ve o kılıç şöyle nida eder:

“Çık ey Allah’ın velisi, Allah’ın düşmanlarından çekinmek sana helal değildir!”

Bunun üzerine o huruç eder (ayaklanır) ve Allah’ın düşmanlarını karşılaştığı yerde öldürür. Allah’ın sınırlarını karar kılar. Allah’ın hükmü ile hükmeder. O, Cebrail sağında, Mikail solunda, Şuayb ve Salih önünde iken çıkar (ayaklanır yahut ortaya çıkar), bundan dolayı da yakında size dediklerimi hatırlayacaksınız. Ben, kendi işimi Allah’a bırakıyorum. Bir süre sonra dahi olsa.

Ey Ubey! O’nunla karşılaşana, O’nu sevene, O’nu iddia edene (ona inanana) müjdeler olsun. Allah, onları; onu, Allah’ın Elçisi’ni ve bütün imamları ikrar etme ile kurtaracak, onlar için cenneti açacaktır. Yeryüzünde onların misali misk gibidir. Onun kokusu yayılır ama kendisi hiçbir zaman değişmez. Onların gökte olan misali, parlayan ay gibidir. Onun nuru hiçbir zaman söndürülmez.”

Ubey şöyle dedi: “Ey Allah’ın Elçisi, bu imamların Ulu ve Yüce Allah tarafından olan hali nasıldır?”

Şöyle buyurdu:

“Şüphesiz ki Ulu ve Yüce Allah bana on iki mühür ve on iki sahife (sayfa) indirmiştir ki her bir imamın adı, mührünün üzerinde ve onun özelliği sayfasının içinde vardır. Allah’ın salavatı O’na ve Onların hepsine olsun.”

[1] İmam Hüseyin’in künyesi Abdullah’ın babasıdır.

[2] Allah’ın mübarek isimlerindendir. “Hüküm veren, hesap soran” manalarındadır.

[3] Diğer nüshalarda: “Adaletle hükmeder ve onu emreder.”

[4] Hicaz’ın, Mekke’nin eski adıdır.

KAYNAK; DİNİN KEMALİ/ EYH SADUK, S. 356-357




0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör