• İnci Mercan

“ LEBBEYK!” DE! NEREDE OLURSAN OL...

“ LEBBEYK!” DE! NEREDE OLURSAN OL... Senden öncede baban Hz. İbrahim (as) sonra son resulün Hz. Muhammed(s.a.a) ve diğer müminler gibi, sen de teslim olmak, sen de yalnızca bir olan yüce Rabb’ine saygı ve şükranlarını sunmak için geldin. ihrama girdikten sonra mikat sınırını geçersen yavaş yavaş Rabb’inin evine yaklaşırsın. Bu sıralarda yollarda telbiye getirmelisin. Bunu kalbinle ve iradenle gerçekten teslim oluşunun ifadesiyle haykır! Duysun herkes senin de teslim olduğunu. Ama önce kendin duy. Neye şahit olduğunu... “Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk, Lebbeyk, La şerike leke, Lebbeyk, innel hamde ve nimete leke vel mülk La şerike Lek.” “Rabbim davetine tekrar tekrar icabet ettim. Emrine boyun eğdim. Rabb’im senin davetine icabet ediyorum. Senin eşin ve ortağın yoktur. Rabb’im bütün varlığımla sana yöneldim. Hamd senin, nimet senin, mülkte senin. Bütün bunlarda eşin ve ortağın yoktur.” Sık sık tekbir getirirsin “Allah’u ekber, Allahu ekber. La ilahe illallahu. Allah’u ekber. Allah’u ekber ve lillahil hamd.” “Allah büyüktür. Allah büyüktür Allah’tan başka kulluk edilecek hiçbir ilah yoktur. Allah büyüktür. Allah büyüktür. Hamd O’na mahsustur.” Ve tehlil getirirsin. “La ilahe illallahü vehdehü la şerike leh, lehül mülkü velehül hamdü ve hüve ala külli şeyin kadir” “Allah’tan başka kulluk edilecek hiçbir illah yoktur. Tektir, eşi ve ortağı yoktur. Mülk O’nun, hamd da O’nundur, O her şeye kadirdir.” Bununla iyice anlarsın ki her şey Rabb’in içindir. Tüm âlemler Rabb’ine aittir. Tüm âlemler nasıl Rabb’ine hamd ediyorsa, sende O’nu birle ve hamd et. Bu dualar (telbiye, tekbir, tehlil) ile şunları düşünmelisin. Kendi kendine telkin ederek ikna ol. Ey nefis anla artık ve boyun eğ. Kendine yaptığın gibi bu telkini diğer insanlara da duyurmuş olursun. Ey çevremdeki nefisler anlayın O birdir. O’ndan başka ilah yoktur. Rububiyet, uluhiyet ve ubudiyet O’nundur. Anlayan nefisler, sizde gelin; birleyin. Sizde tehlil, tekbir ve telbiye getirin; birleşelim, sizde tehlil, tekbir ve telbiye getiriyorsunuz. Sizde Allah için buradasınız. O halde hep beraber gelin, Allah’ın birliğinde bir vahdet oluşturalım. İnananların inananlara bir parolasıdır. Bu “biz birbirimizdeniz” diye. Anlamayan nefislere de bu haykırışlar bir ihtardır. Hem dünya için, hem ahiret için. Sık sık bu duaları söylesinler ta ki kendilerinde olan tüm kirler dökülsün, günahlar silinsin, pişmanlıklar bitsin, hatalardan vazgeçilsin. Hac süresi / 29 “Sonra kirlerini gidersinler. Adaklarını yerine getirsinler ve eski evi tavaf etsinler.” Tâ ki tam olarak arınsın ve hakikatın kendisine varılsın. Bu dualarla sığınsın Rabb’ine. Çünkü ne kadar ilkeli olsa da sığınmalı Rabb’ine ve şükretmeli nimetlerine. Kur’an-ı Kerim’in hamd ile başlaması ve sığınma süreleri ile bitmesi çok önemli bir mesajdır. Bir yandan şükretmeye devam ederken, diğer yandan da Rabb’inin himayesine sığın, sığın ki şükür devamlı olsun. Bu dualar sana çizgini gösterir. Başka hedef, başka gerçek yoktur. Bu gerçeği haykıran sadece dilin olmasın. Duruşun, özün, gönlün hepsi bu mesajı taşısın. Bu duruşla gel Kâ’be’ye, Rabb’inin evine. Dikkat et, önce kulların arasına karışmalısın... “Gir kullarımın arasına, sonra cennetime” Fecr süresi / 29 – 30 Önce tüm inananların arasına katıl. İnananların fevc, fevc girdiği aynı gerçekte birleşin. Tüm inananlarla sevginizi birleştirin. Gerçeğin çevresinde toplanın. Yaşamınızın hedefine dayanın.Yolun, duruşun, hayatın hep bu sevgili olsun. Hep O’nun etrafında olun. Dönün dönün bu dünüşten sonra ikna edin sığındığınızı. Sevginizle, şükredişinizle Allah’a selam verir gibi Hacer’ul esved yönünde selam verin. Doğrusu bu tavaf anı çok şeyi hatırlatır. İlk planda, her bölgeden, her kültürden, her ırktan, her dilden, her yaştan tüm inananların toplanması dikkati çeker. Evrenin her yerinden inananlar toplanmıştır, irade aynı yönde, mesaj aynı yönde, gönüller aynı yönde, haykırışlar aynı yönde. İşte düşünenler anlarlar Hac’ta inananların ayrılmaması gerektiğini... Neden? Kendi memleketlerine döndükten sonra parçalanıyorlar. Cinsiyet, ırk, dil, soy, sınıf, cemaat, mezhep, ulus vs. ayrılıyorlar. Eğer hacı adayları tavaf ederlerken samimi olsalardı bilirlerdi ki inananların kardeş olduğunu. Hucurât süresi / 10 “Muhakkak mü’minler kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki size rahmet edilsin.” Ve inananların müslümanları parçalamaya, ayırmaya hakları olmadığını. Sen iman etmiş olan Ahmet bey, sen nasıl Allah’ a kul olmuşsan, unutma mehmet efendi de Allah’a kul olmuş. Kendine değer verdiğin kadar ona da değer vermelisin. Kendine hak tanıdığın kadar ona da haklar tanımalısın. Allah senin Rabb’in olduğu kadar onunda Rabb’i. O halde kendinle onun arasında fark görme. Bu farklılıkları kaldırdığımızda tek ayırım kalacaktır. O da inananlar ile inanmayanlar arasındaki farklılık. İnananlar bilecek kiminle dost, kiminle düşman olması gerektiğini; Bakara süresi / 257 “Allah inananların dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kafirlerin dostları da tağuttur.Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır. Onlar ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır.” Böylece inananlar ümmet olma yolunda olacak. O zaman birbirlerinin dillerini ve hallerini anlayacaklar, üzüntü ve mutluluk anlarını paylaşacaklar. Kul olmak için birilerine iyiliği emredebilip kötülüğü nehyedebilecekler. Anlayacak Müslüman olmak için müslümana ihtiyacı olduğunu . Bugün inandıklarını söyleyenler, hep birlikte camide namaz kılarlar, hep birlite oruç tutarlar, kurban keserler, hacca giderler yinede gönül bağlılığı yoktur. Çünkü birbirilerini kabul edemezler, sevemezler, paylaşamazlar, güvenemezler.... İşte bu inananların ibadetlerini tekrar gözden geçirmeleri gerekir demektir.. Çünkü ibadetlerinin dili var, fakat ruhu yoktur. İbadetlerin amacını anlamadıktan sonra ibadet sadece şekilde kalacaktır. Demek ki her ibadette olan bu ümmet olma tavsiyesi tavaf ile de dile geliyor. Birbirinizi kırmayın, birbirinize merhamet edin. Birbirinizin mal, can, akıl, din, nesil haklarını gasp etmeyin. İşte haram beldede hele de ihramlı iseniz bunlara dikkat edin. Ve bu öğrendiğiniz dersleri evlerinize döndüğünüzde de yapınız. Ve bu kurallara dikkat etmeseniz diyet ödemek zorunda kalırsınız. Unutmayın hesaplaşma gününde de hiç kimsenin hakkı hiç kimsede kalmayacak ve haksızlık hakkını verecektir. Düşünün bir kere hayatınızda diyet ödeyecek ne kadar çok hata yaptınız. Zannetme ki sadece haram beldenin suçlarında diyet vardır. Bir gün tüm hayatının suçları sorulacak. Acaba bunların diyetini verebilecek misin? Zelzele süresi / 6 “O gün insanlar ayrı ayrı gruplar halinde (ilahi divana) çıkarlar ki, yaptıkları işler kendilerine gösterilsin” Eğer güzel davranışları terk ederseniz, iyi huyları ve güzel ahlakı her geçen gün öldürüyorsunuz demektir. Bir insanlık ürününü öldürmek. O topluma o ölümü yaymak demektir. “Fitne ölümden beterdir.” Bazı insanlar iyi davranmayı, iyilik yapmayı arzularlar. Bunu teşvik edip daha iyi bir insan olma yerine “sen enayi misin, milletin ahmağı mısın?” gibi sözlerle onu iyi yolda olmaktan men etmek, o insanın o güzel hasletini öldürmek demektir. Her insan bu şekilde yönlendirildiğinde o toplumda o hasleti yapanların sayısı parmak sayısını geçmeyecektir...Yalancıya akıllı, riyakar olana kurnaz, ne kadar hayasız olursa olsun ona çağdaş, zalime otoriter, nefsani alışkanlıklara kültür, fedakâr olana enayi, merhametli olana saf, dürüst olana ahmak, çalışkan olana akılsız. vs. denildiğini görüyoruz. Oysa bu değerlerin karışmasını bir de kendinizde düşünün. Size merhamet edilmediğini, size hayasız davranıldığını düşünün. Bunları ister misiniz? Elbette istemeyiz. İşte ihram yasakları kötü hasletleri öldürür. Güzel hasletleri diriltir. İnananlara, insanlara insan gibi davranılmasını öğretir. Birbirinize değer verin. Çünkü Allah size değer veriyor. Size “halife, kulum” diye sizleri seviyor. Tüm sıfatları ile (Vedud, Rahman, Rahim, Alim, Basar, Kerim, Rezzak vs.) sizleri kuşatıyor. Peki bu değerli kullar niye birbirine değer vermesin. Bu değer vermek Mekke’de kalmasın. Göstermelik, geçici, mecburiyetten olmasın. Sürekli, isteyerek, gerçekten birbirinize değer verin. Birbirinizin velisi olun. Maide süresi / 2 “İyilik ve tâkva üzerinde yardımlaşın..” Yurtlarınıza döndüğünüzde bunu ispat edin. Birbirinize mal, dış görünüşten, mevki, sınıf, cinsiyet, yaş gibi etkenlerden dolayı değersiz davranmayın. Gördünüz işte Allah’ın huzuruna çıktığınızda bunların hepsini geride bıraktınız . Bilakis değer vermediğiniz şeyler bu geçici faktörler olsun. Hiç düşündünüz mü? Bu farklılıklar yüzünden birbirimizi tamamlayacağımıza, birbirimizi ne kadar ittiğimizi. Bu ayrılıklar hacta yoktu. Her zaman her ibadetinde bu dile geliyordu. Fakat sen anlamadın veya anlamamazlıktan geldin. Rabb’inin yanında bu farklılıklar önemli değil. O’nun için tek önemli olan amelleriniz. Eğer hac sırasında aldığınız bu terbiyeyi içinize sindiremeyip, hac’tan sonra yine eski ahlakınıza dönerseniz salih amel toplayamazsınız. Bu farklılıkları dile getirerek inananlar arasına bölünme tahumları atarsan, Allah’tan sana iletilen ilkelerde de seçicilik yapmaya başlarsın. Bu harekete girmekte seni şirk çeşitlerine götürür. Dünya sevgisi, para, ırk, ulus, cemaat gibi faktörler birer araçtır Allah’a yakınlaşmakta. Fakat sen bu faktörleri amaç durumuna getirirsen şeytan işlerinden birer pisliğe bulaşmış olursun. Bu farklılıklar ile seni asıl amacından saptırır ve üstelik görürsün ki bu farklılıklar sadece dünyaya ait özelliklerdir. Sen farklı olmayan yönlerimize bak. Hepimiz düşünürüz, hissederiz, hareket ederiz, yaşarız, hepimiz için ölüm söz konusu. Hepimizin yani tüm inananların tek hedefi vardır. O da Allah’a yönelmek, hepimizin öğretmeni Hz. Muhammed (saa)tir, ve hepimiz Kur’an ilkelerine tabiyiz. O halde neden suni farklılıklar ayırsın ki bizi. Kişisel farklılıklar Allah tarafından bize verilmiş. O halde bunu ön plana getirmenin ne anlamı olacak ki. Biz kendi ellerimizle yaptıklarımıza bakalım. Enfal süresi / 51 “.....Ellerinizin yapıp öne sürdüğü işler yüzündendir. Yoksa Allah kullara zulmedici değildir..” Tavaf, tüm inananlar arasındaki farklılıkları kaldırır. Allah çevresinde birleştirir, vahdetten tevhide çağırır. Ve tek tek büyük bir halkaya dönüşür. Düşünür hacı adayı ,ümmetin ıslah olması için her bireyin tek tek ıslah olmasından geçtiğini. Bilir ki ıslah olmadıktan sonra ümmet içerisinde olmanın çok önemli olmadığını. Çünkü insan İslam toplum içerisinde de cehennemlik olabilir. Aynı şekilde küfür toplumu içinde de cennetlik. Bu bize şunu gösterir. Öncelikle mutlak olarak bireylerin terbiye edilmesi sonra ümmet oluşturulması ve de anlar ki İslamı yaşamak kimseye bağlı bir olay değildir. Sadece kendine bağlı. Kendi nefsinde müslüman olmalısın. Çünkü Kâ’be de ümmetten önce her hacı adayı tek tek Allah ile yüzleşmekte ve aynısı ahirette de olacak, tek tek hesap verecek. Bu yüzden önce kendinle yüzleş, Kâ’be de tavaf ederken “Ey nefsim, bu insanlar Allah’ı tavaf etmeselerdi de, yine ben Allah’ı birleyecek miydim? İşte çevrendekiler Müslüman olmasalardı da, sen Müslüman olmaya devam edecek misin? Dönüp, dönüp Kâ’be’nin çevresinde yine “benim hedefim sensin Allah’ım, yine sevgimin, güvenimin, sığınmamın merkezinde sensin Allah’ım ve hep sen olacaksın” diyebilecek misin? Yine dönüp yine dönüp, yine dönüp dolaşıp “sensin Allah’ım” diyecek misin? “Senden başka hakikat yok. Yalnızca hak olan sensin. Sen süphansın” diyecek misin? Bu sırada “Lebbeyk, lebbeyk” diyerek “senin davetine her zaman icabet edeceğim kendimi ikna etmişim, sende kabul et Allah’ım, ben sana teslim olanlardanım, senin tarafındayım, Allah’ım senin gösterdiğin hayırdan başka yol yok” diyecek misin? Bunları düşünerek dön, dön ve bu dönüş sadece yeryüzündeki dönüş olmasın. Yedi kez dön, dön ki gökler sayısınca da dön, dön ki meleklerde şahit olsun, dön ki semalardaki tüm peygamberler şahit olsun, dön ki hakikatin haykırışı yere ve göklere yayılsın, herkes anlasın ki yerdekiler ve göktekiler ve bunlardaki tüm alemler Allah’ındır, Allah içindir. O halde neden bende bu ahenkli alemlerin bir parçası olmayayım ki? Dön, dön anlarsın ki ne kadar yeryüzünde dolaşıp dursan her şeyde Rabb’inin tecellisi var. O halde neye baksan, neyi duysan, ne yapsan, ne alsan, ne ile uğraşsan, her yerde Rabb’ine dayan. Dön ki her dönüşün semadaki seviyeni artırsın, değerin artsın. Dön ki sadece bir gün seni tanımayacağım, seni her gün sıralanan tüm günlerde tanıyacağım. Hiristiyan ve Yahudiler gibi haftanın bir gününü değil, haftanın her günü seni tespih edeceğim. Gece – gündüz, her saatte ayaktayken otururken, yatarken her yerde, her zamanda tesbih edeceğim. Her zaman nefsimin merkezinde olacaksın. Sevgimin, güvenimin, korkumun odağı sen olacaksın. Kalbimdeki tek değişmeyen gerçek sen olacaksın. Ben şahidim bu hakikatten başka gerçek yok. Bende şahidim ki hepimiz Allah’ın dilemesiyle varız. O halde yine O’na döneceğiz. Nur süresi / 42 “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dönüş de Allah’adır.” O halde dönüşünle ilk başlangıcını ve sonucunu düşün. Sonrada şuna geldiğini düşünürsün. İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Dönüşün döneceğin kimse için olsun Dönüşün döndüğün kimse için olsun. Yalnızca O. Çünkü mülkünde ve hükmünde O’nun ortağı olmadığı gibi hamd etmeden de O’nun ortağı olmaz. O halde yalnız O’nun için dön. Tâ ki bu dönüşler seni tüm aldatmalardan uzaklaştırıncaya kadar, unutturuncaya kadar olsun. Bu yüzden tavaf yapmanın sınırı belirlenmemiş. O halde sen arınıncaya kadar, gerçeği tanıncaya kadar, kendine gelinceye kadar dön, tavaf et Rabb’in için. İspatla kendini ve Rabb’ine tek ilah olarak inandıktan sonra bunu amellerinle, eylemlerinle ispatla. Çünkü biliyoruz ki tavaf sadece düşünerek yapılan bir ibadet değildir. kalpte başlar, iradeyle planlanır, dille haykırılır, davranışlarla ispatlanır. İşte remel yapmak, amel ile ispatlamanın tablosudur. Çünkü bu, Allah’ın emirlerine hazır oluştur. Enerjiyle dolu oluşunun ispatıdır. Rasulullah (s.a.a) Umre yaparken “kureyş müşriklerinin hicret eden müslümanların zayıfladığını ve güçsüzleştiğini” konuşmalarına karşılık kuvvetli ve ilkeleri uğrunda her şeyi yapabileceklerini ispatlamak için tavafın ilk üç şavtında sağ kolunu ihramın dışına çıkarıp pazılarını şişirerek remel ve izbita yapmışlardır. Rasulullah (s.a.a) “bu gün kendini onlara kuvvetli gösterene Allah rahmet etsin” demiştir. Rasulun (s.a.a) kendini ispatlaması gibi siz de kendinizi ispatlayın. Bu izbita ve remel sadece hacda değil, Resulün (s.a.a) tüm hayatıyla kendini göstermesi gibi sizde tüm hayatınızla gösterin. Yani tüm hayatınızla remel yapın. Yani remelin amacına ulaşın. Bu demek değildir hep koşu yapın. Hep Allah için koşun, yorulun. Remel’in amacını yapın... Müzemmil süresi / 8 “Rabb’inin adını an ve bütün gönlünle O’na yönel” Emeğinizi, zamanınızı, paranızı ve potansiyellerinizi Allah için harcayın. “Allah’ı seviyorum ve Allah’ı kabul ediyorum” deyip te arkanıza yaslanmayın. Bunu hayatınızla, zamanınızla, amellerinizle, elinizdekilerle ispatlayın. Allah’ı seviyorsanız Allah için tükettiklerinize bakın. Neyi Allah için tüketiyorsunuz? Emek, zaman, para, yetenekler vs. ne veriyor, hangi fedalarda bulunuyorsun, işte remel ve izbita. Allah için hareketli olmanın ispatıdır. Allah için harekete geçin. Durgun, tembel ve miskin olan Allah için ne verebilir. Allah’ı seven, çalışkan ve fedakar olur. Sevdiğinizin isteklerini yerine getirin. O’nu hoşnut etmenin yollarını arayın. Nasıl bir hediye sunmak istersiniz, onun alternatiflerini araştırın. Mutlaka götürebileceğiniz bir hediyeniz vardır. Yeter ki götürmeye kararlı olun. Çünkü Rabb’ine senin kendi iradenle, kendi elinle götürebileceğin şeyler ancak hediye olabilir. Bu şekilde sun hediyelerini, Rabb’ini razı et, etki Rabb’inde seni razı etsin. O’da sevgisini göstersin sana. Bu özel bir sevgidir. Çünkü herkes bu hediyeyi sunamaz Rabb’ine. Bu yüzden bu sevgiyi de hak edemez. İşte remel kafirlere karşı bir ispattır. Siz anlayamazsınız bu sevgiyi diyeceksiniz. Çünkü onların kalpleri bu sevgiye kapanmıştır. Onlarda sizin gibi yapsalardı onlarda bu sevgiye nail olacaklardı. Nitekim onlar hem dünyada, hem de ahirette zelil olacaklar. Bu yüzden dön dön. Tüm yalanlardan gerçeğe dön ve son sözün “La ilahe illallah, Muhammeden Rasulullah” olsun.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

ET-TAHİR