top of page

KUR’AN’IN MERSİYESİ; BURUC SÜRESİ

KUR’AN’IN MERSİYESİ; BURUC SÜRESİ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla ; 1 - Burçlar sahibi gökyüzüne, 2 - Vaad olunan o güne, 3 - Şahitlik edene ve edilene andolsun ki, 4 - Kahroldu o hendeğin sahipleri, 5 - O çıralı ateşin, 6 - Hani o ateşin başına oturmuşlar, 7 - Müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı. 8 - Müminlere kızmalarının sebebi de, onların yalnız çok güçlü ve övgüye lâyık olan Allah'a iman etmeleri idi. 9 - O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur ve Allah her şeye şahittir. 10 - İnanan erkek ve kadınlara işkence yapıp sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yangın azabı vardır. 11 - İnanan ve iyi amel yapanlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş odur. 12 - Kuşkusuz Rabbinin yakalaması serttir. 13 - Yoktan o yaratır ve tekrar o diriltir. 14 - Bununla beraber çok bağışlayandır, çok sevendir. 15 - Arş'ın sahibidir, yücedir. 16 - Dilediğini yapandır. 17 - O orduların kıssası sana geldi mi? 18 - Yani Firavun ve Semud'un? 19 - Fakat o inkarcılar hâlâ bir yalanlama içinde. 20 - Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır. 21 - Hayır o şerefli bir Kur'ân'dır. 22 - Levh-i Mahfuz'dadır. Bu süre Mekke’de nazil olmuştur. Bu sürenin Mekke döneminde nazil olmasının sebebi Mekke müşriklerinin kendi kavimlerinden olmasına rağmen Peygamber Hz. Muhammed (saa) ve ona tabi olanara uyguladıkları baskı ve işkencelere yönelik geçmişte yaşanan bu örneği dile getirerek izlenecek yolu anlatmaktadır. O zamanlarda Mekke tablosu nasıl geçmişte yaşanmış Ashab-ı Uhdud tablosu gibi olsada bu tablo burada bitmemiştir. Bir süre sonra imam Ali’nin hayatında, akabinde imam Hasan’ın hayatında, daha sonra imam Hüseyin’in hayatında aynı sahneleri görebiliriz. Elbette ki bu dehşet veren sahne Kerbela olayı ile de bitmeyecek, tarih yine tekerrür etmeye devam edecektir. Bu yüzden Buruc süresi önümüzde duran ve hep yaşanan önemli bir hatırlatmadır. Buruc süresi; kalplerinde insaf olan herkesi üzen ve ağlatan sahneyi anlatır. Bu yüzden Kur’an’ın mersiyesi bile diyebiliriz. Elbette böyle olaylar her insanın kendi boyutunda imtihanıdır. Uyarı ve müjde içeren bu süre bazılarının amaç ve sonlarını müjdelerken, bazılarınında amaç ve akibetlerinin bedbahtlığından bahseder. Bu yüzden her insanın kendisi için bir pay çıkarmasına teşvik eder. “İnsanlardan kimi vardır ki, Allah’a inandık, der; fakat Allah uğrunda eziyete uğratıldığı zaman, insanların işkencesini Allah’ın azabı gibi tutar.” (Ankebut, 10) “İnsanlardan kimi Allah’a yalnız bir yönden kulluk eder. Şöyle ki: Kendisine bir iyilik dokunursa buna pek memnun olur, bir de musibete uğrarsa çehresi değişir.” (Hac, 11) Bu durumda şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır. İmanının arkasında duranlar ve iman etmeyenler arasında bir sınıflandırma... Bir de iman edenler arasında da iki grup ortaya çıkmaktadır. İman etmeyenlerin baskı ve işkenceleri sonucu iman edip, imanının arkasında duranlar ve İman ettiğini söyleyipte imanının arkasında durmayanlar.... İman ettiklerini söyleyipte arkasında durmayanlar baskı ve işkencelerden korkup iman etmeyenlere destek vererek, iman eden kardeşlerine olan zulümlerine ortak olurlar. Böylece bir grup imanlarında ısrarlı ve kararlı oldukları için tüm zulümlere reva görülürler... Tüm bu tercihler arasında yüce Rabb’imiz şöyle buyurur. 1 - Burçlar sahibi gökyüzüne, 2 - Vaad olunan o güne, 3 - Şahitlik edene ve edilene andolsun ki, 4 - Kahroldu o hendeğin sahipleri, “Burçlar sahibi gökyüzüne andolsun…” El-Buruc kelimesi el-Burc kelimesinin çoğuludur. Açık şey anlamına gelir. Genellikle yüksek köşk ve şatolar anlamında kullanılır. Bunun nedeni de görenlerin rahatlıkla görebilecekleri şekilde açıkta ve belirgin olmalarıdır. Ayrıca şehrin etrafında savunma amacıyla yapılan surların üstündeki gözetleme kuleleri biçimindeki yapılara da burç denir. Ayette bu anlam kast edilmiştir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur: “ Andolsun, biz gökte birtakım burçlar yarattık ve seyr edenler için onu süsledik. Onları, taşlanmış her şeytandan koruduk.” (Hicr, 17) O halde burçlar derken yıldızların göklerdeki yerleri, yörüngeleri kast ediliyor. İnsanın hayatında iki gelişme vardır. Biri yeryüzünde olan yatay gelişmesidir. Bu alana insanın eğitimi, sağlıklı olması, iyi ortamlarda yaşaması, iyi bir kariyere sahip olması, iyi bir bineğinin olması, teknoloji, ekonomi, sosyal vs. alanlarda iyi hizmet görmesi... toplumsal alanda ise ekonomik, sosyal, kültürel yönden iyi olması vs. Tüm bunların hepsi yeryüzündeki gelişmelerdir. İkinci gelişim ise dikey gelişimidir. Yani ahlak, iman, izzet, akıl, irade vs alanlardaki gelişmesidir. Elbette insanoğlu için istenen; her iki gelişimin olmasıdır. İnzal olunan dinin amacı insanı her iki alanda gelişimini sağlamaktır. İkisinin paralel yol almasıdır. Yatay gelişimi dünya hayatı için bir araçtır. Ve dikey gelişim için gereklidir. Lâkin dikey gelişim gözden çıkarılarak yatay gelişim tek başına düşünülemez ve anlamsızdır. Çünkü yeryüzü yaşamı tek taraflı düşünmeye mahkum edilmiş olur. Dikey gelişim olmazsa olmazlardandır. İşte Ashabı Uhdud kavmi; inanan insanları bir tercihe zorlamışlardır. Dikey gelişmelerden vazgeçmek ve sadece dünyalık düşünmek... bunun için zorbalık yapmışlardır. “2 - Vaad olunan o güne.” Tüm bunlara geçmeden önce Rabb’inin vaad olunan gününü hatırla. Vaad olunan gün kıyamet günü kulları arasında hüküm vereceğidir. “Tanıklık edene ve edilene andolsun ki…” yemin üzerine yemin edilerek semalara; kıyamet günü haklı ve haksızlar karşısında hüküm verilecektir. Ve o gün peygamber şahit getirilerek ümmetinin neler yaptığı kendisine bildirilecektir. Ayetlerin içerdiği sert tehdit, mümin erkek ve kadınlara imanlarından dolayı dinden döndürme amacına yönelik baskılar uygulayan kimselere yöneliktir. Güzel vaat ise, iman edip salih amel işleyen kimselere yöneliktir. Allah’ın şeytanları kovduğu burçları bulunan gökyüzüne yemin ederim ki, Allah, müminlerin imanlarına yönelmiş şeytanların ve onların dostları olan kafirlerin tuzaklarını boşa çıkaracak, planlarını püskürtecektir. İnsanların amellerinin karşılığını alacakları vaat edilmiş güne yemin ederim. Şu kafirlerin yaptıklarını ve Allah’a iman ettikleri için müminlere karşı işledikleri fiilleri görüp tanıklık eden tanıklara ve tanıklık edilenlere yemin ederim. Herkes tanıklık edecek ve bizzat gözlemleyecektir ki, mümin erkek ve kadınlara dinden döndürme amaçlı baskılar uygulayanlar… Çünkü Hz. Peygamber (saa) kıyamet günü ümmetinin amellerine şahitlik edecektir. Kimin kendisine itaat ettiğine, kimin kendisine isyan edip, kendisini incittiğine... “Ey peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” (Ahzab, 45) “Peygamberin size şahit olması için…” (Hac, 78) Çünkü Rabbimiz tarafından model ve önder olarak gösterilen peygamberler ve vasileridir. Ve üzerlerine düşen görevlerini yaparak hak ve batıl yolunu göstermişlerdir. Ama tüm bu bildirilenlere rağmen zulümlere ve haksızlıklara devam ederlerse.... 4 - Kahroldu o hendeğin sahipleri, 5 - O çıralı ateşin, 6 - Hani o ateşin başına oturmuşlar, 7 - Müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı. Bir zamanlar nasıl ki hendek sahipleri (Ashb-ı Uhdud), büyük hendekler açıp, ateş doldurarak inananları tercihe zorlamaları gibi tüm zamanlarda müminler böyle zulümlere layık görülerek tercihe zorlatılacaktır. Sebep; 8 - Müminlere kızmalarının sebebi de, onların yalnız çok güçlü ve övgüye lâyık olan Allah'a iman etmeleri idi. İnananların hayattan beklentileri, hayalleri, ahlakları ve yaşam şekilleri inanmayanlardan veya inandım gibi görünenlerden çok farklıdır. Onlar ne yazık ki bu farklılığı kabul etmek istemezler ve inananlara ellerinden gelen her türlü baskı ve işkenceleri yaparlar... İşte bu durumda Rabb’imiz hatırlatıyor. 9 - O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur ve Allah her şeye şahittir. Yani yeryüzünün ve göklerin malikiyet ve hükümdarı yalnızca yüce Allah’ındır. İnanan insanın Rabbine itaat etmesinden daha doğal ne olabilirdi. Ancak Rabbinin hükmüne ve malikiyetliğine boyun eğmeyenler, isyan ederler ve isyan etmeyenlere eziyet ederler. 4 - Kahroldu o hendeğin sahipleri, 5 - O çıralı ateşin, 6 - Hani o ateşin başına oturmuşlar, 7 - Müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı. 8 - Müminlere kızmalarının sebebi de, onların yalnız çok güçlü ve övgüye lâyık olan Allah'a iman etmeleri idi. 9 - O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur ve Allah her şeye şahittir. Aynen Mekke müşriklerinin Peygamber(saa)’e yaptıkları gibi... İmam Hüseyin(as)’e ve yarenlerine yapılanlar gibi... Halbuki Allah, Arşın sahibidir. Hükümranlık O’na aittir. İşte uluhiyet ve rububiyet konusunda yüce Allah’a ortak koşmak isteyenler, tevhid ehline böyle saldırırlar. Onlardan, sırf Allah’a iman ettikleri için intikam almaya çalışırlar. Yani bu müminlerden bu denli şiddetle nefret etmelerinin nedeni, yalnızca, Allah’a iman etmeleridir. Onları, imanlarından dolayı incitmektedirler... Bu yapılanlara karşılık Rabbimiz şiddetle uyarıyor. 10 - İnanan erkek ve kadınlara işkence yapıp sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yangın azabı vardır. “ Tüm bu azap ve işkencelere rağmen Rabbine iman ve itaati terk etmeyenleri ise müjdeler... 11 - İnanan ve iyi amel yapanlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş odur. Burada istenen inananların mukavemet göstermesidir. Bu müjdeye güvenerek duruşlarında kararlı olmalarıdır. Ve bu işkencelere direnenler övgü ile anlatılır... 11 - İnanan ve iyi amel yapanlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş odur. 12 - Kuşkusuz Rabbinin yakalaması serttir. “İnkar edenlere de cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler, cehennem azabı da onlara biraz olsun hafifletilmez.” (Fatır, 36) “Şüphesiz ayetlerimizi inkar edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki acıyı duysunlar!” (Nisa, 56) İnzal olunan ayetlerde böyle uyarıcı ve korkutucu cehennem hayatından sahneler sıkça hatırlatarak zülüm edenler uyarılır. Ancak onların müminlere yaptıkları işkenceleri, bu yaşanacak olanların yanında hiçbir şeydir. Bu açıdan bakacak olursak; şu noktalara dikkat etmemiz gerekecektir. 1- Dünya hayatı sınırlıdır. Her zulmün bir son noktası vardır. Ancak cehennemdeki azabın sonu yoktur. 2- Varlığı ilk var edene geri dönüş olacaktır. Bu geri dönüş kaçınılmazdır. Bu nedenle geri dönüş hesaba katılmalıdır. 3- Varlıkların sınırını tayin etmek Allah’a aittir. Yani kazaya razı olmak müminler için bir imtihandır. Buna inanmaları önerilmektedir. Yaşadıkları boşa gitmeyecektir. 4- Rabb’inin yakalamasına kimse engel olamaz, kimse hükmüne karşı çıkamaz. Bu nedenle zulmedenler bunun hesabından kaçamayacaklardır. Zalimler, yapacakları zulümlerine karar almadan önce bu noktaları gözden kaçırmamalıdırlar. 13 - Yoktan O yaratır ve tekrar O diriltir. 14 - Bununla beraber çok bağışlayandır, çok sevendir. 15 - Arş'ın sahibidir, yücedir. 16 - Dilediğini yapandır. 17 - O orduların kıssası sana geldi mi? 18 - Yani Firavun ve Semud'un? 19 - Fakat o inkarcılar hâlâ bir yalanlama içinde. Bu yalanlamalar sadece Fıravun ve Semud kavmine ait değildir. Yalanlama bir miras gibi devam etmektedir. Bu inkar, peygamber Hz. Muhammed (saa) zamanında olduğu gibi tüm çağlarda da devam etmiştir. 20 - Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır. Yüce Allah, onları her yönden kuşatmıştır. İnsanlara bu acıları reva görmek ve Rabbine isyan etmek kimsenin yanına kalmayacaktır. Nitekim bu kendi inzal ettiği kitapta yazılıdır. Ve Levh-i Mahfuz’da da saklıdır. 21 - Hayır o şerefli bir Kur'ân'dır. 22 - Levh-i Mahfuz'dadır. Buruc süresini okurken, bir kez daha ne yaptığımıza ve nerede durduğumuza dikkat edelim, olmaz mı? Bize verilen zaman bitmeden...

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

TARKAN, GEÇÇEK VE GELECEK Sosyal medya da gündeme oturan Tarkan’ın “geççek” klibini merak ettim, ben de izledim. Evet başarılı bir klip olmuş. Tarkan’ın hakkını iyi vermek gerek. Güzel sunmuş. Ancak b

MİRAÇ VE HİBETULLAH Zer âleminde Resulullah’ın (saa) tüm insanlar ve seçkinler arasında en seçilmiş kişi olduğunu biliyoruz. O gün sorulan tüm sorulara Resulullah(saa), tüm insanlar arasında en hızlı

bottom of page