“KUR’AN BİZE YETER” MANTIĞI

 “Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur...”(Nisa süresi/80) Bu ayeti kerimeden anlıyoruz ki peygambere itaat farzdır. Bu da onun sözlerine iman etmekle olur. Bu yüzden hadisler lafız olarak Resul (s.a.a)’un kendisine aittir, ama mana olarak yüce Allah’a aittir. Örneğin namaz Allah’ın emri idi, ama nasıl kılacaktık. Hâlbuki namazın kılınışını peygamberin bizzat kendisinden öğreniyoruz. Eğer öğretmeninizin kast ettiği tarih içerisindeki olaylar ve hadislerin bir zamanlar yasaklatılması, uzun bir süre sonradan toplatılması ile ilgili kırılmalar ise Rabbimize hamd olsun yine lütfünden bize bir yol göstermiştir. Salâvatımıza dikkat edersek, hadisler üzerinden peygamber ve ailesine olan ve dolayısıyla İslam’a yapılan tüm saldırılara rağmen yine yol kapanmamıştır. Üzerine salâvat getirdiğimiz peygamberin ailesi ile yine peygamberin yolu açık tutuluyor. Risalet yolunu aydınlatan peygamberin oğulları Ehl-i Beyt hidayet önderleri ile hadisler canlı olarak korunuyor. Onlar peygamberin varisleri olarak Risalet yolunu aydınlatıyorlar. Peygamber ailesinin on bir defa katledilmesinin altında bu çizgi yatıyor. Onlardan bir halka olarak Hz. Hüseyin(as) yaşadığı Kerbela faciasını unutmayalım. Tüm bu direnişlerin amacı Resul’un çizdiği yolu korumaktı.

Onlar Kur’an ve Risalet taşıyıcıları idi. Üzerilerine salâvat getiriyoruz. “....ve alâ alî Muhammed” diyoruz.  Hem peygamberden hadislerin aktarılması olarak en güvenilir yoldur. Ki bu emri Resul’un bizzat kendisi emretmiştir. İkinci bir fırsat olarak ta onların güvenilir ve seçilmiş olması sebebi ile ikinci bir seçenek olarak onların sözleri de el üstünde tutulmalıdır. Çünkü onların sözleri lafız olarak kendilerine ait, ama mana olarak peygambere aittir. Onların sözleri sahabe veya başka önderlerin sözleri gibi düşünülemez. Ehl-i Beyt imamlarının sözleri de birer hadis hükmündedir. Hem seçilmiş olmalarının hasebi ile, hem de Risalet ağacının meyveleri olarak İslam yolunun bekçileridirler. Şimdi, peygamberden ve hidayet önderlerinden beslenmemizin gerekçesi Kur’an’ın beyanını anlamak içindir.  Hadisleri nasıl algılamamız ile ilgili Hz. Ali (as)’den bir açıklama geliyor.  “Süleyman b . Kay s Emi r - ü l Mü'minin Ali aleyhi'sselâm'a söyle dedi: "Ben Selman, Ebuzer ve Mikdat 'dan Kur'an tefsiri ve Re s u l u l l a h salla'llâhu aleyhi ve alih'in hadisleri hususunda bazı sözler duymuşum; yine sizler tarafından da bu sözlerin teyid ve tasdik edildiğini işitmişim, daha sonra bu konu hakkında halk içinde rivayet edilen ve bunlara ters düsen bazı sözler görüyorum; acaba halk (Peygamber'in hadisi hususunda) kasıtlı olarak yalan söylüyor, Kur'an'ı, bilerek kendi reyleriyle mi tefsir ediyorlar?" Hz. Ali aleyhi'sselâm söyle buyurdu: "Simdi sorduğun sorunun cevabına dikkat et: İnsanların ellerindeki hadislerden bir kısmı hak bir kısmı ise batıldır; bazısı gerçektir, bazısıysa yalandır. Bazısı, önceki hükmü geçersiz kılan(nasih), bazısı ise hükmü geçersiz kılınandır(mensuhtur). Umumi olanı var, has olanı var. Manası apaçık olanı olduğu gibi, şüpheli olanı (tevile ihtiyaç duyulanı) da vardır. Doğru ezberlenmiş ve korunmuş olanı da vardır, yanlış anlaşılmış olanı da vardır. Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih'in zamanında bile o kadar yalan hadis uydurdular ki, Peygamber sallallâhu aleyhi ve alih minbere çıkıp: "Ey insanlar bana yalan söz isnat eden ve benim adıma yalan söz konuşan çoğalmıştır; kim bilerek bana yalan söz isnat ederse, cehennemde yerini şimdiden hazırlasın." diye buyurdu. Peygamber sallallâhu aleyhi ve alih’in vefatından sonra da ona yalan sözler isnat edildi.

Sana dört çeşit kişiden hadis gelir, bunların beşincisi yoktur:  Biri münafıktır; kendisini mü'min olarak gösterir, müslümanların yaptıklarını yapar, günahtan ve bilerek Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih'e yalan isnat etmekten çekinmez.  İnsanlar, onun münafık ve yalancı olduğunu bilselerdi hadisini asla, gerçek olarak kabul etmezlerdi. Ama halk, "Bu Rasulullah sallallâhu aleyhi ve alih'in sahabesidir, onu görmüş, ondan duymuştur" der, durumunu bilmeksizin sözünü kabul ederler. Oysa Allah, münafıkların durumunu, hallerini en güzel şekilde beyan etmiştir: "Onları gördün mü bedenleri (zahirleri) hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin"( Munafikun süresi/4). Bu grup Peygamber 'den sonra ayrıldılar, çeşitli yerlere dağıldılar, yalan ve iftira ile halkı ateşe çağıran dalalet imamlarına (öncülere) yaklaştılar, yanaştılar, onlar da onları işlerde yetki sahibi kıldılar; fetva ve kadılık makamını onlara verip (halkın malını, canını, namusunu onların yetkisine bıraktılar,) onları, halkın boynuna bindirdiler (onları yetki sahibi ettiler). Onlar vasıtasıyla dünyadaki servetleri yiyip sömürdüler. Kendin de biliyorsun ki (hedefsiz) insanlar, Allah'ın koruduğu kimseler hariç, dünyaperest hükümdarlara tabidirler; dünya, onların aradıkları nihai hedeftir. İste bu, o dört çeşit raviden biridir. İkincisi; Resulullah salla'llâhu aleyhi ve alih'ten bir söz duymuştur; fakat hataya düşmüştür; gerektiği gibi zihnine yerleştirmemiştir; bile bile de yalan söylemiyor ve yanlış amel ediyor ve: “Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih'ten böyle duydum” diyor. İnsanlar, onun hadisi yanlış anladığını bilselerdi, sözünü kabul etmezlerdi; o da yanıldığını bilseydi, o hadisi rivayet etmez, onunla amel de etmezdi. Bu da ikincisidir. Üçüncüsü ise; Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih'in bir şeyi emrettiğini işitmiştir; fakat Resulullah sonradan onu nehyetmiştir; o kişiyse bunu bilmez. Yahut bir şeyden nehyettiğini duymuştur; oysa sonradan onu emretmiştir; ondan haberi yoktur. Geçersiz kılınmış hükmü bellemiştir, nesheden hükmü bellememiştir. Müslümanlar, hükmün kaldırıldığını bilselerdi, onu reddederlerdi. Onun kendisi de reddederdi. Bu da üçüncü kişidir. Bir dördüncüsü de vardır ki; ne Allah'a yalan isnat eder, ne de Resulüne. Allah'tan korktuğundan ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih'in kadrini bildiğinden yalandan nefret eder. Ne yanlış anlamıştır, ne duyduğunu unutmuştur, aksine duyduğu her şeyi aynı şekilde bellemiştir. Onu gerçeğe uygun olarak rivayet etmektedir; o söze ne bir şey katar, ne de ondan bir şey eksiltir. Hükmü kaldıran (nasih) sözü bilir, onunla amel eder; geçersiz kılınmış hükmü (mensuhu) de bilir, onu terk eder.  Zira Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih'in de Kur'an gibi nesheden, nesholunan, muhkem ve müteşabih hadisleri vardır. Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih'in de iki yönü olan, genel ve özel emirleri vardır. Allah’u Teâlâ buyuruyor ki: "Peygamber, size ne verirse alın onu ve neden vazgeçmenizi isterse vazgeçin ondan." (Haşr süresi/)7  Rasulullah sallallâhu aleyhi ve alih'in sözünü doğru idrak edemeyen, Allah'ın ve Resulü'nün o sözle neyi kast ettiğini bilmeyen, anlamayan kimseler de onun sözünü duyuyorlardı. Rasulullah sallallâhu aleyhi ve alih'in ashabından her soru soran (cevabını) anlamazdı; onlardan soru sorup fakat cevabını anlamayan kimseler de vardı. Hatta bir çöl arabının, bir garibin veya kitap ehlinden birisinin gelip bir şey sormasını ve Peygamberin onlara vereceği cevabı duyup bilmek (anlamak) isterlerdi.  Fakat ben her gün Peygamber'in huzuruna varırdım, benim için evi boşaltır, bana her şeyden bahsederdi, bütün ashabın bundan haberi vardı, başka hiç kimseye de böyle davranmadığını herkes biliyordu. Bazen benim evime gelirdi, ben de onun yanına gittiğimde, hanımlarını bile odadan dışarı çıkarırdı, benden başka hiç bir kimse o odada kalmazdı. Sorduğumda cevap verirdi, sustuğumda ve sorum bittiğinde o başlardı. Gece ve gündüz, gök, yer, dünya, ahiret, cennet, cehennem, ova, dağ, nur, zulmet hakkında nazil olan her ayeti bana okur ve yazdırırdı, ben de kendi elimle onları yazardım. Onların kıyamete dek olan te'vil ve tefsirini, nasih, mensuh, muhkem, mütesabih, has ve umum ( özel ve genel) olanını, nerede ve ne hakkında nazil olduğunu açıklardı.” ( tuhef-ul ukul/syf 371- tûba yayınları) Tüm bu anlatılanların ışığında şöyle düşünmemiz gerekir.

Hadisler Kur’an açıklaması için şarttır.  Kur’an’ın her ayetini, peygambere sunmadan açıklamamız mümkün değildir. “Kur’an bize yeter” mantığı asla doğru değildir. Peygamberler ilahi iradenin hayata dönüşmüş modelleridir. Ne ilahi lütuf ki yüce Rabb’imiz insanlığı modelsiz bırakmamıştır. Bu yüzden asla ve asla peygambere uğramadan ilahi rızayı anlayamayız.

Her Ayet-i Kerim'e Peygamber'e uğramalıdır.  Peygamberlerin açıklamaları da doğru olarak almamız için de yine kendi bildirdiği ve yönelttiği kişilerin kapılarını çalmamız gerekir. Derdimiz iman olduğuna göre bu zincirlemeye dikkat etmemiz kaçınılmazdır. Kısaca iş iman meselesine gelince her aşama, her zincir halkası emin olunmalıdır. Ves-selam.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

TARKAN, GEÇÇEK VE GELECEK Sosyal medya da gündeme oturan Tarkan’ın “geççek” klibini merak ettim, ben de izledim. Evet başarılı bir klip olmuş. Tarkan’ın hakkını iyi vermek gerek. Güzel sunmuş. Ancak b

MİRAÇ VE HİBETULLAH Zer âleminde Resulullah’ın (saa) tüm insanlar ve seçkinler arasında en seçilmiş kişi olduğunu biliyoruz. O gün sorulan tüm sorulara Resulullah(saa), tüm insanlar arasında en hızlı