• İnci Mercan

KARIŞTIRMA!

KARIŞTIRMA! İnanmak ve inandığı gibi yaşamak her hür insanın en doğal hakkıdır. Ve bunu kabul etmeyecek, şiddetli muhalefette bulunacak grup inanmayanlardır. Ancak burada dile getirmek istediğim grup, benim değerlerime saldıranlar, inkar edenler değildir. Elbette inanmadıkları şeylere muhalif davranacaklardır. Dolayısıyla onların muhaliflikleri beni sarsmaz. Bilakis beni daha çok uyandırır, silkeler, imanım daha da bilenir, perçinleşir. Bu muhaliflikler karşısında daha da bir aslan oluveririrm. Ancak burada benim yüreğime dokunan, kalbimi parça parça eden benim gibi düşündüklerini söyleyen, değerlerimi paylaştıklarını iddia eden ve aynı yolda yürüdüğümüze beni inandıran kimselerdir. Yani inananlar... Güvenimizi hayal kırıklığına uğratanlar, umutlarımızla oynayanlar... İşte bir müslümanı en çok bu durum üzmektedir. Bunlar inanan insanların değerleri ile oynamaktadırlar. Allah ve peygamberinin yolunda durup yolu kendilerine çevirmektedirler. İşte bu durum bir ağacın dışarıdan taşlanması değildir. Bu durum ağacın içeriden kemirilmesidir. Taşlama kemirilme gibi ağacı hırpalamaz. Hatta taşlanma ağacı farklı bir savunmaya geçirebilir. Kendine yeni bir alan açtırabilir, kendini yenileyebilir... Ancak içeriden zarar görmek karşısında tedbir almak çok zordur. İnsanları karanlıklara boğar, kendilerine olan güvenini sarsar, hedefi yolundaki dikkatini dağıtır, enerjisini tüketir, inanıdığı gücü ve arkasından koştuğu hayallerini yavaş yavaş kaybettirir... İşte bu durum en acı ve vahim bir durumdur. İnanan insanları şaşkınlığa uğratır, netliğini zedeler. Şeytanın en çok kullandığı saldırı da budur. İçeriden çökertmek! Çünkü bu yöntem ile daha çok başarıya ulaşır. Peki, bu durum karşısında çaresiz miyiz? Elimiz kolumuz bağlı mıdır? Kaybetmeye mahkum olmak kaderimiz midir? Umutsuzluğa düşmek, karamsarlık illetine yakalanmak kaçınılmaz mıdır? Elbette kocaman, derin ve uzunca “ Hayırrrrr!” diye haykırıyorum. Bu berbat tuzağın en kolay savunması ve kökten çözümü yol ile kişileri karıştırmamaktır. Kısaca yol ile kişileri karıştırma! Yol bellidir. Sırat-ı Müstakim’in rehperi peygamber Hz. Muhammed (s.a.a) ve Ehl-i Beyt imamları bu yolun temsilcileridir. Bu nedenle salavat bir ahid, bir meşale ve bir yol tanıtımıdır. Peygamber ve Ehl-i Beyt dışında olan hiç kimse masum değildir. Onlardan sonra gelen tüm yolcular yolu kendilerine göre çevirebilirler, yolu değiştirebilirler, yolu başka adreslere saptırabilirler. Nitekim tarih bunun kanıtıdır. Bu durum karşısında en doğru reçete; çektiğimiz salavatların farkında olmak, yol ve yolcuları karıştırmamaktır. Bu yolu Rabbanî terbiye üzerinde duran peygamber ve onun ailesi çizmişlerdir. Arkalarından gelecek tüm yolcular için... Bu yüzden yola değilde arkasından giden yolculara odaklanırsak hem irademiz, hem de kalbimiz karışır. Bu da şeytan için kaçınılmaz bir fırsattır. Bu nedenle yola değilde, arkasından giden kişilerin algı ve işaretleri ile yolumuzu çizersek, kendimize böyle temeller üzerinde bir dünya kurarsak kaybederiz, yanılırız, saparız... İşte derdi Allah rızası ve peygamber vefası olanlar için salavat bir ışıktır. Ama derdi islam adı altında başak hedefleri ( para, mevki, güç, iktidar, menfaat, ego vs) olanlar için ise bir rehper değil, aleyhlerine delildir. Yüzleşmenin olduğu o gün yüzlerin ne olacağı, bu gün yürüdüklerü yollar üzerinden hâl alacaktır. Dünya sevgisi üzerinde olanlar için bu anlattıklarımız bir masal gibi gelebilir. Ama ne yazık ki o masalın içindeki bir aktivistte kendileri olacaktır. Lakin dehşetli bir günü ciddiye alanlar için ise bu anlattıklarımız ağır bir hatırlatmadır. Yol ve yolcuları karıştırmamak...

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

ET-TAHİR