top of page

İNSAN TERCİHİNE GÖREDİR

Rabbine kul olan dünyanın en onurlusudur.

(Eşref-i Mahlûkat, Yeryüzünün Halifesi

(Ahsen-i Takvim)

Kullara ve nefsine kul olan ise “Sefillerin Sefili”,

Alçakların Alçağı, “Kâinatın en Bahtsızı”dır.

(Esfel-i Safilin) İnsan; vücut yapısı, endamı, fiziki güzellikleri yanında ruh, akıl ve irade yönüyle üstün yaratılışta olma özelliğini ancak imanla desteklediğinde gerçek üstünlüğe ulaşmış olur: “Ahsen-ü Takvim”… Yükselme açısından Allah’ın yanındaki melekleri bile aşacak, onları kendilerine gıpta ettirecek mertebeye ulaşmaya hazır olan insan, heva ve heveslerine uyup bütün güzellik ve rahatlığı dünyada görmek istediğinde bataklığa saplanarak şeref ve onurunu kaybeder: O artık “Esfel-ü Safilin”dir: Alçakların alçağı, rezillerin rezili...   Cennetin akıllara durgunluk veren güzelliklerinden cehennemin ateş çukurlarına; imanla ulaşılan kemal zirvesinden çok derin uçurumlara ve en kokuşmuş bataklıklara alçalacak kadar sefiller sefili olmak, insan için en büyük zillet, en korkunç akıbettir.      Rabbimiz, insana akıl ve irade vererek bu iki şıktan birini tercih etmekte onu özgür bırakmıştır: “Gerçekten Biz ona doğru yolu gösterdik, ister şükretsin ve ister nankör olsun.” (İnsan, 3)       Allah (c.c) insana beyan yeteneğini bahşederek, onu bu yönüyle de tüm canlılardan ayırmıştır: “RAHMAN KUR’AN’I ÖĞRETTİ, İNSANI YARATTI, ONA BEYANI ÖĞRETTİ.” (RAHMAN, 1-4)  Kelime olarak birleştirme, açıkça ortaya çıkarma, ayırma gibi anlamları olan BEYAN:      -Fesahat, güzel ve akıcı konuşma,      -Zekâya dayalı olarak düzgün söz söyleme,      -Maksadı en belirgin şekilde ifade etme,      -Muhatabını adeta büyüleyerek ona doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösterecek derecede ikna kabiliyeti olmak, şeklinde tanımları yapılan bir kavramdır.       İnsan, beyan sahibi olma özelliği ile hayvanlardan üstün kılınmıştır. Başlangıçta Kur’an’ın belirttiği üzere bir kan pıhtısı; alaktır o. Hayatı ana rahminde başlayan ve gözle görülemeyecek kadar küçük bir hücreden oluşan bu canlı, sonraki aşamalarda milyonlarca kemik, sinir, kas, kıkırdak, sinir ve kas hücrelerinden müteşekkil bir cenin halini alıyor. Sonra akıllara durgunluk veren bir ilimle bu basit maddeden gören, işiten, birçok algı yeteneğinin yanında kavrayan, konuşan ve açıklayan muhteşem bir canlı ortaya çıkıyor: “Allah sizleri annelerinizin karnından çıkardı. Sizler bir şey bilmiyordunuz. Şükretmeniz için sizlere kulaklar, gözler ve kalpler verdi.” (Nahl, 78)     Sadece konuşma özelliğiyle sınırlı olmayan beyan; akıl, şuur, idrak, fehim gibi yetenekleri de içine alır. İnsanın düşünmesi; düşüncelerini, istek ve duygularını sözle dile getirmesi veya bunun için kalem kullanması; işaretle (el, baş, göz, kaş vb ile) maksadını anlatabilmesi onun beyan bilgisine sahip olmasının sonucudur. Kur’an ayetlerinde “Hz. Âdem’e isimlerin öğretilmesi” olarak ifade edilen; insana verilen eşyayı somutlama ve ona adlar verme, onu zihinde sınıflandırma gibi becerileri ve eşyayı kullanabilme kabiliyetleri onun beyan yeteneğinin belirtileridir. Birçok madeni sanatçı özelliğiyle şekillendirip farklı cisimler elde eden; taşı yontan, ağaçlardan kâğıtlar, mobilyalar, evler yapan; toprağı süren, işleyen ve ondan çeşit çeşit mahsul yetiştiren insandan başka canlı var mıdır?      İnsan, hem akıl hem de beyan sahibidir. İnsan akıl sahibidir; çünkü Allah aklı ona fıtrî bir güç olarak vermiş ve bu bağışla onu yeryüzündeki tüm canlılara üstün kılmıştır. İnsan ayrıca beyan sahibidir; zira insan akılla sahip olduğu bilgileri açığa vurmazsa (edebiyat öğrenmez ve akıl yürütmezse) bu gücü körelir ve hayvana yakın bir seviyeye düşer. Buna göre akıl ve beyan insanı tamamlayan, birbiriyle iç içe geçmiş iki dinamiktir.      İnsan da diğer canlılar gibi, bir bedene sahiptir. Şüphesiz bu bedeniyle de özel ve rakipsizdir ancak, bedenin kendisi değil, taşıdığı ilahi ruh onu hayvan türünden ayırıp seçkin kılar. Bedeni ata, ruhu süvariye benzeten Mevlâna, heva ve heveslerinin peşi sıra giden insanla, iradesini gerektiği şekilde kullanıp, bedenin köleliğinden azade olan insanın akıbetlerini şu sözlerle kıyaslar:      “Süvari Bindiği Ata Hükmederse, At Onu Âhire Götürür,       At Süvariye Hükmederse, Onu Ahıra Götürür.”      Mevlâna, Mesnevi’sinde bir ömrü beden ve nefsinin esaretinde tüketmiş; haram ve türlü günahlarla kirlenen vücudunun sabunla ve suyla temiz olacağı yanılgısına düşen ve murdarlaşan bedenini güzel kokularla gizlemeye çalışan insanı şu dizelerle ikaz eder:      “Başkasının arsasına ev dikme!      Kendi işini yap, yabancının işini yapma.      Kimdir yabancı? Senin toprak bedenin!      Ki onun içindir bunca kederin!      Eğer misk içinde vücuda yer olsa      Ölüm vakti onun kötü kokusu duyulur.      Miski vücuda sürme, cana sür!      Nedir o misk? Zül Celâlin pak ismi.”      Gazzali ise insanın noksanlık, acizlik ve zayıflığını belirten yazısında şunları söyler: “İnsanın ilmine bakarsan, ondan daha cahil kim vardır? Zira eğer beyninde bir damar eğrilse, öleceğinden ya da delireceğinden korkulur. İnsan ise neden olduğunu, ilacının ne olduğunu bilemez. Belki de ilacı yanındadır, onu daima görür, fakat bilemez.      Kuvvet ve kudretine bakarsan, ondan daha aciz kim vardır? Zira sinek ile boy ölçüşemez. Kendisine musallat olan sivrisineğin elinde helak olur. Arı, iğnesini kendisine batırsa, uyuyamaz ve huzursuz olur.      Himmetine bakarsan, yarım gram altın veya gümüşünü kaybetse, hali değişir ve üzülür. Açlık zamanında bir lokma ekmek verilmezse, bayılır kalır.      Yüzünün güzelliğine bakarsan, çöplük üzerine örtülmüş post gibidir. İki gün kendini yıkamazsa, yüzünde öyle bedlik ve çirkinlik olur ki, kendisinden tiksinilir, fena bir koku hissedilir.”              İnsan için;  ‘düşünen hayvan’, ‘gülen hayvan’, ‘alet-araç yapan, kullanan hayvan’ gibi tanımlamalar yapılmıştır. İnsanın maymunun evrimleşmesi sonucu meydana gelen bir yaratık olduğunu iddia eden Darwin ise insanı “konuşan, dik yürüyen ve alet yapan bir hayvan” olarak tanımlar. Yine bazıları insanı etten, kandan ve kemikten ibaret biyolojik bir canlı olarak görmektedir: Doğan, büyüyen, yiyen, içen, nefes alan, üreyen, bir takım zevklerini tatmin eden ve nihayet her canlı gibi ölen, öldükten sonra ise cesedi toprağa karışan ve toprağın kimyasına bir gübre olarak katkıda bulunan bir varlık…      Kur’an-ı Kerim eski ümmetlerden günah ve azgınlıkta ileri gidenlerin maymunlara ve domuzlara dönüştürüldüğünü haber verir. Bu, bedenin hayvan görünümü kazanması anlamında bir dönüşüm değildir. Onların ahlaki ve ruhi birtakım değerlerini kaybetmeleri nedeniyle vahşi bir hayvanla şahsiyetlerinin aynılaşmasıdır. Görünüşte insan vücuduna sahip olmalarına rağmen, insanlık değerlerini ve erdemlerini yitirdikleri için Allah (c.c) bu ifadeyi kullanır: “Aşağılık birer maymunlar olun.” (Bakara, 65-66)      Kendisinin manevi bir değeri olduğunu ve yüce bir amaç için kendisine yaşam bahşedildiğini unutan ve benliğini Allah inancı ile doyurmayan bir kişinin, yerde biten ottan, o otla beslenen hayvandan farkı kalmamaktadır.  “Kâfirler ise (dünyada) sadece zevklerine bakar ve hayvanlar gibi yerler. Onların varacağı yer ateştir” (Muhammed, 12) buyururken Allah (c.c), iman ve itaat gibi sorumluluklarını unutup, sadece nefsinin isteklerini tatmin edenleri, insanlık niteliklerini kaybetmiş, obur bir hayvanla denk tutmaktadır. Çünkü onlara göre yaşam; yemek, içmek, gezmek, eğlenmek gibi bayağı amaçlar içindir. Mü’min kul da yer, içer, gezer, uyur ancak bunların hepsini yaparken rıza dairesinde hareket etmesi onu nitelikli ve şerefli kılar. O, bütün dünyasını yemek, eğlenmek,  gezmek gibi geçici ve bayağı hedefler üzerine kuranların aksine, yaşamak için yer, içer, gezer; Allah’a ibadet etmek için de yaşar.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

TARKAN, GEÇÇEK VE GELECEK Sosyal medya da gündeme oturan Tarkan’ın “geççek” klibini merak ettim, ben de izledim. Evet başarılı bir klip olmuş. Tarkan’ın hakkını iyi vermek gerek. Güzel sunmuş. Ancak b

MİRAÇ VE HİBETULLAH Zer âleminde Resulullah’ın (saa) tüm insanlar ve seçkinler arasında en seçilmiş kişi olduğunu biliyoruz. O gün sorulan tüm sorulara Resulullah(saa), tüm insanlar arasında en hızlı

bottom of page