İMTİHANINA SAHİP ÇIK!

Ankebut/2-3 ‘’ İnsanlar: « “İnandık!” demeleriyle bırakılıp da imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar? Andolsun ki, Biz onlardan öncekileri ne fitnelerle imtihan ettik. Yine Allah, elbette doğruluk gösterenleri bilecek ve elbette yalancıları da bilecektir.’’ Elbette günlük hayatta insan malıyla, çocuğuyla, işiyle, sağlığıyla imtihan içerisindedir. Ancak bunlar bireysel imtihanlardır. Bir de hem toplumsal hem de sadece sonucu dünyayı ilgilendirmeyen imtihanlar da söz konusudur. Bu toplumun en büyük imtihanı da şudur ki; hem tüm imtihanları kuşatıcıdır hem de en üst sırada yer alır. Şöyle ki; Her toplumun en büyük imtihanı; kendilerine gönderilen elçiye itaat edip edilmemesi idi. Bu ümmetin toplumsal imtihanı da Peygamber(saa)’in hükmettiği Ehl-i Beyt’e itaat, edilip edilmemesi oldu. Peygamberin, kendi ümmeti üzerinde en büyük kaygısı bu idi. Peygamberin isteği idi ki kendisinden sonra vasileri üzerinden yol takip edilecekti. Peygamberin şehadetinden sonra başlayan ayrışma,  İmam Ali döneminden sırayla, arka arkaya gelen bu çözülme ahir zaman süreci İmam Mehdi(a.s)’ye kadar geldi. Bu yol sürecinde kimileri imam Ali(as) döneminde ayrıştı, kimileri imam Hasan(as) döneminde, kimileri imam Hüseyin(as) döneminde, kimileri imam Rıza(as) döneminde… Şimdi de Ehl-i Beyt mektebinde olanların da dâhil olduğu bir imtihan içerisindeyiz. Olay sadece İmamet’e inananlar ve inanmayanlar arasında değildir. Aynı zamanda İmam’a ne kadar iman ve itaat edilmektedir? Bunun da imtihanı söz konusudur. İmam Muhammed Bakır(a.s): ‘’ Bizim taraftarlarımız tıpkı içinde buğday bulunan eve benzer. İçine böcekler düşmüş ve o buğdayları yemektedir. Sonra ayıklayıp temizlenir, ama tekrar böcekler onları yerler. Öyle ki sonunda böceklerin hiç zarar veremediği az buğday kalacaktır. İşte bizim taraftarlarımızda böyledir. Temizlenecek ve ayıklanacak, öyle ki içlerinde fitnelerin asla zarar vermediği bir topluluk kalacaktır.’’ (Bihar'ul Envar c.52 s.116 h.38) Demek ki bir imtihan içerisindeyiz. Biz inanıyoruz Hz. Muhammed (s.a.a.) bu şeraitin kurucusudur ve ondan sonra da her dönemin bir önderi oldu. Yani her topluluğun bir yol göstericisi, Rad/7 ‘’… her kavmin bir yol göstericisi vardır.’’ Ve her dönemin ilahi bir şahidi, ilahi bir önderi var. Nahl/89 ‘’ Hele her ümmet içinde kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit göndereceğimiz seni de onların üzerine şahit getirdiğimiz gün!.. Bu Kitabı sana, her şeyi beliğ bir şekilde açıklamak; hem bir hidayet kanunu, hem bir rahmet, hem de müslümanlara müjde olmak üzere ceste ceste indirdik.’’ Nahl /83-84 ‘’ Hem Allah'ın nimetini bilirler, sonra da onu inkâr ederler. Onların çoğu kâfir kimselerdir. Bir gün gelecek, her ümmetten bir şahit getireceğiz, sonra o küfredenlere ne izin verilecek ne de özürleri kabul edilecektir.’’ Ehl-i Beyt önderleri(imamları), bu ümmetin imtihanı idi. Her dönemdeki topluluk, kendi önderi ile imtihan edilmekte ve onun şahitliği gerçekleşmektedir. Bizler de İmam Mehdi (a.s)’in şahitliği ile imtihandayız. O bize gayb olsa da, biz O’na gayb (gizli) değiliz. Bu durumda İmam Mehdi (a.s) bizim hangi halimize şahittir? Bu konuda kendimize 3 pencere açmalıyız. Bir insanın üç yönü vardır. Zihinsel, kalbi ve amelsel boyutu.

  1. Zihinsel kirlilik var mı? Arı mıyız? Tevhid, risalet, ahiret, adalet, velayet, Kur’an konuları ne kadar berrak zihinlerimizde? Yoksa bildiklerimiz, ezberlerimiz, öğrendiklerimiz, etkilendiklerimiz, yargılarımız, değerlerimiz karma bir durumda mı? Öncelikle burada bir ayıklama yapmalıyız. En büyük kirliliğin, “zihinsel kirlilik” olduğunu hiç unutmamalıyız. Çünkü beslenme buradan başlamaktadır. O halde doğru bilgilere ulaşmak zorundayız.

  2. Kalp: Duygular ve niyetler ne kadar temizdir? Gayelerimiz ilahi maksada uyumlu mudur? Oysaki Allah kalplere bakar. Bu alanda da nefis terbiyesi kaçınılmazdır. Nefis terbiyesi olmazsa doğru bilginin elde olması yine nafiledir. İçeriden ve dışarıdan gelen tüm olumsuz dürtülere karşı uyanık olmak zorundayız.

  3. Salih ameller peşinde olmalıyız. İbadet, usul, ahkâm kuralları ne düzeydedir? Her davranışımızı salih amelle çevirebiliyor muyuz? Ya da yaptığımız amellerin kalitesi ne düzeydedir? İki insanın davranışı aynı olsa da kalite farkı vardır. Biz amellerimizde salih olma adına kalitede fark ortaya koyabiliyor muyuz? İmam Ali (a.s): ‘’İnsan sözüyle ölçülür ve ameli ile değerlendirilir. O halde sözünün kefesini ağırlaştıracak bir şeyi söyle ve amelinin değerini arttıracak bir şeyi yap.’’ (Gurer ul Hikem s.209)diye buyurmaktadır. İstenilen Ziyaret-i Aşura’da denildiği gibi;” Hz. Muhammed (s.a.a.) ve Ehl-i Beyt’in hayatı gibi yaşamak, Hz. Muhammed (s.a.a.) ve Ehl-i Beyt’in ölümü gibi ölmekti”. Bu durumda İmam Mehdi (a.s)’ye layık, istediği gibi yaşıyor muyuz? O bizim hangi hayatımıza ve nasıl bir şahit olacak? Gaybet ehli olmayan, Zuhur ehli de olamaz. Bu nedenle bugün kendimizi düzeltmez isek, sonraki gelen imtihanımızı da kaybederiz. İmam Mehdi (a.s) ile yüzleşsek, acaba o bizden ne bekler? Elbette fikrimize, kalbimize ve amelimize bakar. İmam Bakır (a.s)'ın dediği gibi bir ayıklama durumu mu olur? Bizim taraftarlarımız tıpkı içinde buğday bulunan eve benzer. İçine böcekler düşmüş ve o buğdayları yemektedir. Sonra ayıklayıp temizlenir, ama tekrar böcekler onları yerler. Öyle ki sonunda böceklerin hiç zarar veremediği az buğday kalacaktır. İşte bizim taraftarlarımızda böyledir. Temizlenecek ve ayıklanacak, öyle ki içlerinde fitnelerin asla zarar vermediği bir topluluk kalacaktır.’’ (Bihar'ul Envar c.52 s.116 h.38) O’na yani İma Mehdi (as)’ye ‘’Ya Eba Salih!’’ derken, O’nun ‘’Salihlerin Babası’’ olduğunu ve olacağını unutmamak gerek. O’na “ya Hüccettullah!” derken, O hem dostlarına hem de düşmanlarına hüccettir. Bu nedenle bize nasıl bir şahit olmasını istemek, bizim elimizde olduğunu unutmamalıyız. Hz. Peygamber(saa)’in uyardığı gibi, ‘’ En faziletli ibadet, O’nu beklemektir’’ derken, beklemenin üzerinde düşünmek gerek. Ben O’nu beklerken, ne yapıyorum?! Bekleyen sözde kalan bir söz değil, hele boş durmak hiç değil. Hazırlık yapmak demektir. Hz. Musa (as)’nın beklemesi gibi, Hz. İsa (as)’nın beklemesi gibi, Hz. Muhammed (saa)’in beklemesi gibi, İmam Ali(as)’nin beklemesi gibi, İmam Hüseyin (a.s) beklemesi gibi vb. hazırlık yapmak. Nitekim her peygamber O’nu müjdelerken, aynı zamanda O’nu bekliyordu. Ancak hazırlıklarını da yapıyorlardı. Bu durumda nereden başlamalıyım!? 1. Öncelikle yaptıklarımızdan veya yapmadıklarımızdan dolayı özür dilemeliyiz. Nisa/64 ’’Biz herhangi bir peygamberi gönderdikse, sadece Allah'ın izniyle itaat edilsin diye gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelip günahlarına mağfiret dileselerdi, peygamber de onların bağışlanması için dua ediverseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden ve merhametli bulacaklardı.’’ Bu zamanın önderi İmam Mehdi(as) ile aynı işlemi yapacağız. Bu ayet bizim önümüzde bir yöntemdir. Yaşayan bir önder olarak imam Mehdi(as) aramızda ve peygamberin son vasisidir. O halde onu vesile kılarak, öncelikle ona itaat etmediğimiz için ondan özür diliyoruz. Sonra da Rabbimizin bizleri bağışlaması için “bizim için” dua etmesini rica ediyoruz. Aynen ayette buyrulduğu gibi. Kesinlikle kendimizi başsız, başıboş kalmış, bireysel kalmış ve ne yapacağını bilmeyen bir sorumsuz olarak düşünmemeliyiz. Hem öğretiler olarak, hem psikolojik olarak. Sonraki ikinci aşama da şudur. 2- Dinimizi öğrenmeli, ne yapacağımızı net bilmeliyiz. İmam Cafer Sadık (a.s): “Bu işin sahibi için bir gaybet olacaktır. O zaman da dinine sarılan kimse, geven ağacına tutunan kimse gibidir. Bu işin sahibi için bir gaybet olacaktır. İşte o zaman, kul Allah’tan sakınmalı ve dinine sarılmalıdır.” Nudbe duasından gelen bazı cümlelerden kendimizi tartalım. ‘’O şirk ve nifak binalarını yıkacak olan nerededir?’’ derken, ben şirk ve nifak binaları içerisindeysem… ‘’O fasık, isyankâr ve tağutları yok edecek olan nerededir?’’ derken, ben fasık, isyankâr ve tağutların tarafındaysam… ‘’ O batılın ve bölücülüğün dallarını kesecek olan nerededir?’’ derken, ben batılı ve bölücülüğü yapıyorsam… ‘’O yalan ve iftira ağlarını koparacak olan nerededir?’’ derken, ben yalan ve iftira ağlarına takılmışsam… İşte tüm bunlardan kurtulmak ve sıyrılmak için dinimizin öğretilerini öğrenmek, Peygamber ve Ehl-i Beyt’inin sünnetini uygulamak zorundayız. Üçüncü aşama; 3. Kalbimizdeki muhabbet, güven, ,sevgi, sadakat, değer verme, önemseme vs. ile onlara yönelmeliyiz. Bu yol sevgisiz, güvensiz olmaz. Duygusal bağ da kurmalıyız ki bu yolda istekli ve gönüllü yürüyelim.Sevgimizi, güvenimizi, sadakatimizi, itaatimizi bir kez daha ölçelim. Onlara itaatin Peygamber’e itaat, Peygamber’e itaatin azim Allah’a itaat olduğunu unutmayalım. İşte tam da imtihan burasıdır. Doğru bilgi elde olmasına rağmen, kaybetmekte muhtemeldir. Çünkü ayette buyrulduğu gibi “inandık” demek yetmiyor. Bir de arkasında durmak ve gereğini yapmak gerekiyor. Bu yüzden Ehli Beyt yolunu bilipte, yolu tıkamak ya da yola göre yürümemek en vahim olanı galiba. Ankebut/2-3 ‘’İnsanlar: « “İnandık!” demeleriyle bırakılıp da imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar? Andolsun ki, Biz onlardan öncekileri ne fitnelerle imtihan ettik. Yine Allah, elbette doğruluk gösterenleri bilecek ve elbette yalancıları da bilecektir.’’

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

ET-TAHİR

İFTAR, KADER VE İMAM Fe- ta-re harflerinde oluşan bir kavramdır. Anlamı uzunlamasına yarılmaktır. Kimi zaman bozmak, kimi zaman da düzenlemek yoluyla olur. Bu fiilden oluşan kavramlardan biri de fıtr