• İnci Mercan

İMAM HÜSEYİN(AS) HARAM AYLARDA…

İMAM HÜSEYİN(AS) HARAM AYLARDA…  Fitne ve fesadın ayyuka çıktığı, şiddetin artığı bir dönem. Can Hüseyin tek başına kalmıştı. Sevdikleri tek tek göç etmişlerdi. Ne ana vardı, ne baba… Ne de can yoldaşı  ağabeyi imam Hasan. Zulmün mazlumiyeti ile ayrılmıştı onlar da yeryüzünden. Şimdi imam Hüseyin(as)'in yandaşları, yol arkadaşları neredeydiler? Hangi  sevdalara dalıp, O’nu ilahi yolda tek bırakmışlardı. Çok baskının ve zilletin dolu olduğu günlerdi…. Bu günler haram aylardan zilkade günlerine denk gelmişti. Sanki Hüseyin’im sığınmaya her zamanınkinden daha fazla muhtaç olduğu bu günlerde, Kâbe’de nefes almak istiyordu… Sanki  Resul(s.a.a)’un nefesini hissetmek istiyordu. Sanki Resul’un döneminden kalmış o huzur ve saadet yıllarına dönmek istiyordu.  Belki de yüce Allah’a şikayet etmeye gidiyordu bu zalimler topluluğunu….   O kadar yoğun bir psikolojide ki, tarifi imkânsız. Bir yandan ilahi sorumluluk ile duran dik duruşu, diğer yandan kırılan kalbine akıttığı gözyaşları ile ruhu büyük acı içinde. Nasıl acı çekmesin ki… Ümmet tarumar olmuş. Hedefini,  yolunu, önderini unutmuş ya da sapıtmış ya da her hakka sırtını çevirmiş.   Ne yapmalı? Haram aylardı. Haram belde de idi.  Rabb’inin şiarları ile belki de teselli  bulacaktı. İnsanoğlu zalim bir karaktere bürünmeye karar versin. Israrla şirke pencerelerini açsın. Artık o ejderha her tarafa saldırmaya başlar.  Zülüm burada da kendini rahatsız etmeye devam etti. Zülüm bir türlü İmam Hüseyin(as) den el çekmiyordu. Ya kendi yoluna ortak edecekler ya da onu düşman ilan edip öldürecekler. O, Hüseyin’dir. Kendi benliği için yaşamaz. O Resul’un takipçisi, vasisi... Aynen O’nun gibi yola devam eder. Bu nedenle ne küfre yüz verir, ne de onların zulümlerinden korkar. Nitekim bu günler, haram aylardı. Gerek ki “inandım diyenler” bu günlere hürmet göstermeli idiler. Dedik ya tağuta yoldaş olundu mu sınır tanımazlar. İşte İmam Hüseyin bir yandan  Kâbe’ye hürmetin çiğnenmemesi, diğer yandan inanan insanları koruma adına Haremeyn’den uzaklaşmalı idi. Hem de  Allah’ın yolunu engelleyenlere, Kur’an ve Resul’ün yolunu değiştirenlere karşı durulmadıktan sonra, Haremeyn’e hürmet ne anlama gelecekti! Anlaşılan o ki, Hacc menasikini sembolizeden daha öteye götürmeli idi. Belki de haccı umreye çevirerek, halkın dikkatini “hak”kın doğru anlaşılmasına çevirmekti.  Doğru islamın devam etmesi, Kur’an’ın korunması, ceddi Resul’ün yolunu ihya etmesi,  iyiliği emretmesi, kötülüğü nehyetmesi, insan onurunun, mazlumların hakları, halkın maslahatını koruması için yola çıkmalıydı.  Hacc, o zaman hayata yansımış olacaktı. O sene ihramda olduğu halde, haccı yapmadan ihramdan çıktı ve yola koyuldu.  İmam Humeyni, tamamlanamayan bu hac için şu övgüleri dile getirir.

“ Aşk, şuur ve cihad topraklarının en mukaddesini ziyaret edenler, daha yüce bir Kâbe’ye yol almalıdırlar. Tıpkı imam Hüseyin (as) gibi… Zira O, haccın ihramından çıktı, Beyt’in sahibini tavafa gitti. Zemzem ile abdesti bıraktı, kanıyla şehadet guslü almayı yeğledi.

Bu şekilde ümmet, yenilmez ve sağlam bir kale haline gelir. O zaman ne doğunun, ne de batının böyle bir ümmete karşı koymaya gücü yetmez.

Haccın ruhu ve mesajı, bundan başka bir şey değildir. Müslümanlar, hem nefisle mücadeleyi, hem de küfür ve şirkle mücadeleyi ciddiye almalıdırlar.”    Öyle bir çıktı ki bu yola İmam Hüseyin(as). Bu çıkışı ne tarih anlatabildi, ne de kalemler… Ey Hüseyin! Seni anlatabilmek, amacını, çıkışını, yolunu mümkün mü kelimelere sığdırabilmek…. Ama şunu diyebiliriz. Bu durumda senin ceddin Resul(s.a.a) de olsaydı, O da aynı şeyi yapardı. Yolun kaybedilmesi, zaten haccın amacını çiğnemekti. Önemli olan ilahi ödevler değil miydi?  Telbiye ile “Buyurdum, buyurdum” derken, ilahi ilkeler çiğneniyorsa, hangi yüz ile çıkılabilirdi Rabb’inin huzuruna… Tertemiz bir yüz, ödevler ve sorumluluklar yerine getirilerek ilahi huzura çıkılmalıdır.  Arka taraftan şirk, nifak ve zalimler tek topluluk olmuş, avazı çıktığı kadar bağırıp dururken, Rabbine nasıl “buyurdum” diyebilecekti. Bu yüzden ihramını çıkardı. İlahi yolu takmayanlara, yüce Allah’ın adının yüceltilmesini umursamayanlara ve ilahi mesajları çiğneyenlere karşı kuşandı. Kıyamı Kerbela’da düşünmeyelim. Kıyam Kâbe de başladı. Çünkü İmam Hüseyin(as) her zaman ayaktadır ilahi yükümlülüğünü yerine getirmede. Hazmedemez küfrün bu kadar yüzsüzlüğünü... Ne yapmalı? Bölük bölük olmuş ve kalbi karanlıklara bürünmüş bu ümmet içinde, belki de hâlâ kalbi selim olan, Allah rızasını her şeyden önde tutan ve Resul’e sadık olan vardır. Onlara sesini duyurmalı, onlarla birleşmeli…

Ve kendi yoluna Ensar istiyor… Hel min Nasirrrr! “ Hel min zâbbin an harem-i Rasûlillah” Acaba Resulullah’ın haremini koruyacak kimse var mı? “Hel min muvahhidin yehâfullahe finâ”  Acaba bizim hakkımızda Allah’tan korkan bir muvahhid var mı? “ Hel min muğisin yercullâhe fi iğasetinâ, emâ min tâlibin haggin yensrunâ…” Allah’tan yardımımızı uman bir yardımcı yok mu? Hakkı talep edecek bir yardımcı yok mu? “ Hel min zâbbin yezubbu an harem-i Rasulillah” Resulullah’ın haremini savunacak bir kimse yok mu? “ Em âmin muğîsin yuğîsuna li vechillah” Allah rızası için bize yardım edecek kimse yok mu? “ Hel min nâsirin yensuru zurriyyetehul athâr” Tertemiz peygamber nesline yardım edecek bir yardımcı yok mu? Bu ilahî yolda, bu ümmet ile üzerine düşen görevini yapmalı idi… işte kıyam buradan düşünülmelidir. İmam Hüseyin(as) gayri ihtiyari bir iş yapmaz. Hislidir ama duygusal davranmaz. Vahyin tabiatı onu böyle davranmaya yönlendirdi. Resul (s.a.a)den böyle bir terbiye aldı. Bu yüzden davetine olumlu cevap verenler ile yola çıktılar. Ama ne yazık ki “inandım” diyenler, “Peygamberi ve ailesini çok sevdiğini” iddia edenler, Peygamberin çağdaşı olarak hava atanlar Peygamberin oğluna, vasisine,imamlarına olumsuz cevap verdiler. Sustular, O’nu yalnız bıraktılar…  Belki de hâlâ yalnızdır, belki de hâlâ bir avuç yârenleri vardır… Bu gün bu ümmet te ne kadar samimidir…  İmtihanlar ile belli olacaktır elbette.  İmam Hüseyin(as)’in daveti devam ediyor.

Hel min Nasirrrr!  Gerçekten yardım edecekler ve etmeyecekler ortaya çıkacaktır. Sözde mi seviyor İmam Hüseyin(as)’i, yoksa ölesiye mi imama sevgi ve itaat. İşte haccı gerçekten anlamak budur. Rabbanî terbiye almak budur. Resul(s.a.a)’e sadık olmak budur. İlahî rızaya kavuşmak budur.  Kendini fasık ve münafık olan sözde Müslümanlardan ayırmak budur.   Hayat ve ölmenin anlamı Allah ise, O’nun rızasının nerelerde olduğunu da bilmek gerek.   Aynen İmam Hüseyin (as) gibi…

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İFTAR, KADER VE İMAM Fe- ta-re harflerinde oluşan bir kavramdır. Anlamı uzunlamasına yarılmaktır. Kimi zaman bozmak, kimi zaman da düzenlemek yoluyla olur. Bu fiilden oluşan kavramlardan biri de fıtr