top of page

HZ. MUHAMMED (S.A.A)’E TABİ OL!

     “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş demektir.” (Nisa,81)

     Çünkü: “O,istek ve arzusuna göre konuşmaz. O’nun söyledikleri vahiyden başka bir şey değildir.”(Necm, 3-4)      Rasul (as) Hz. Aişe (r.anha)’nin ifadesiyle Ahlâkı Kur’an Olandır. Bu özelliğiyle Kur’an’ın uygulanabilirliğini, hayalî bir metin olmadığını ispatlamıştır. Ataların dini üzere kurulmuş, şirkle kirlenmiş yaşamları Allah’ın Dinine yöneltmek,  bozuk-batıl inançları Kitap’la yıkmak, yanlış ezberleri bozmak için mücadele etmiştir O.      Bütün peygamberlerrabbimizin isteği üzere, ‘insanlar kendilerine itaat etsinler’ diye gönderilmişlerdir.(Nisa, 64) Yine her peygamber gönderildiği toplumdan kendisine tabi olmalarını istemiştir: “Allah’tan sakının ve bana itaat edin.”Dosdoğru yolda ilerlemenin şartı elçilere uymaktır: “Eğer O’na itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Peygambere düşen sadece apaçık tebliğdir.”(Nur, 54)      Müminler, Allah’a ve Rasulü’ne itaat eder ve bu doğrultuda Hz. Peygamber’in yolunu izlerler. O’nun yaşantısını model almayan Allah (c.c)’a inandığını da iddia edemez. O’ndan uzak bir hayat, Yaratan’dan uzak yaşam demektir. Rasulullah (a.s), Kur’an’ın tefsiri, tabir yerindeyse O’nun beşer dilidir. Bu durum Kıyamet Sûresi’nde “Sonra onu açıklamak şüphesiz Biz’e aittir” ifadesinde yer bulur. Kur’an-ı Kerim’de tam olarak açıklanmayan ve izah gerektiren birçok konu O’nun tefsiriyle (söz ve eylemle açıklama) netlik kazanmıştır.       Vahiy nazil olmaya başladığında Mekke şehrinde iki grup ortaya çıkar:

     - Hz. Muhammed’e iman edenler 

     - Hz. Muhammed’e iman etmeyenler      Allah’a inanan ve Allah’a inanmayan şeklinde değil de bu nevi bir gruplaşmanın olması düşündürücüdür. Mesele Allah’a inanıp inanma meselesi değil; Allah’ın dinine teslim olup-olmama meselesidir. Müşriklere: “Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?” diye sor./ Onlar: “Elbette Allah’ındır.” diyecekler. “Öyleyse siz bunu hâlâ idrak edemeyecek misiniz?” de./ “Yedi göğün Rabbi ve kâinatın Rabbi kimdir?” diye sor. Onlar: “Elbette Allah’ındır.” diyecekler. (Mü’minûn, 84-87)  Yani Allah’ın insanı ve kâinatı yarattığını, kendisi her şeyi koruyup kolladığı halde, korunmaya ihtiyacı olmadığını, gökten yağmuru yağdırdığını kabul edip Rasulüne itaat etmeyi reddeden bir tavır vardır. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.s)’in peygamberliğini kabul etmek, İslam’ı kabul etmek gibi bir anlam taşır. Rasulsüz bir İslam anlayışı, uygulanabilir olmadığından kişiye bir sorumluluk da getirmez. Bu nedenle saflar, Peygamber esas alınarak belirlenmiştir.      Kur’an-ı Kerim kâinat, insan ve yaşam hakkında temel konulara değinir. Özellikle tevhid, şirk,  yaradılış gerçeği, Kur’an’ın ve Yaratıcının tanınması gibi temel iman esasları üzerinde daha sık ve detaylı olarak açıklamalar yapılırken ibadetler ve sosyal hayattaki birtakım düzenlemeler gibi konularda ayrıntıya yer verilmez. Örneğin; namaz emredilmiş, fakat kaç rekât ve kaç vakit kılınacağı, nasıl kılınacağı ve rükunlarda neler yapılacağına açıklık getirilmemiştir. Abdestle ilgili ayette yıkanması ve mesh edilmesi gerekli abdest uzuvlarına belirtilmiş, ancak abdestin alınma şekline yönelik detaylı bilgi verilmemiştir. Ramazan ayında oruç tutmak Kur’an’da inananlara farz kılınmasına karşılık, orucu nelerin bozup nelerin bozmayacağı gibi konulara açıklık getirilmemiştir. Yine hacc ibadetinin yapılması da ancak O’nun önderliğinde mümkündür: “Haccda yapacaklarınızı benden öğreniniz” buyuran Rasulullah (a.s) benzer ifadeyi namaz için de kullanarak şöyle demiştir: “Namazı benden gördüğünüz şekliyle kılın.”      Namaz, hacc, zekât gibi İslam’ın temel ibadetleri yanında, yaşamın her alanında Hz. Muhammed (s.a.s)’in kılavuzluğu önem taşır. Sosyal ilişkiler, evlilik hayatı, eğitim, alışveriş,  komşuluk ilişkileri, asayiş, barış ve daha birçok konuda O’nun örnek yaşantısı yol göstericidir. Dinin ilkelerini uygulamada Allah (c.c) O’nu model seçmiştir: “Gerçek şu ki Allah’ı ve ahiret gününü uman ve Allah’ sürekli ananlar için Allah’ın elçisinde pek güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21)      İslam öğretilerinin ‘Kitab’dan hayata somutlaştırılarak aktarılması Rasul (a.s)’ün şahsında gerçekleşmiştir. İslami bilginin pratik yaşama yansıması O’nun eliyle olmuştur. Zulmün, hayâsızlığın, şiddetin ve türlü kötülüğün kol gezdiği bir şehri imar eden; kökleşmiş, adeta kemikleşmiş taassup ve bozuk düzenleri kökünden temizleyen O’dur.      Cafer b. Ebi Talip Habeşistan Kralı Necaşi’nin önünde Rasul’le birlikte değişen hayatlarını şu sözlerle dile getirir: “Ey hükümdar! Biz cahiliye hayatı yaşayan bir kavimdik. Putlara tapardık, leş yerdik, fuhuş yapardık, akrabalara küserdik, komşuluk hakkını çiğnerdik. Zayıf güçlünün esiri idi. Biz bu hal üzere iken Allah, içimizden birini Peygamber olarak gönderdi. Soyu ve asaleti; sadakat ve emaneti, şeref ve namuskârlığı hepimizce bilinmektedir. O, bizi bir Allah’a ibadete davet ediyor,  atalarımızın tapına geldikleri putları, ağaç ve taş parçalarını terk etmemizi söylüyor.      Bize doğru söylemeyi, emaneti ve akrabalık bağını gözetmeyi, komşularla güzel geçinmeyi, haramdan, kan dökmekten sakınmayı bildiriyor. Fuhuştan, yalandan, yetim malı yemekten, namuslu kadınlara iftira etmekten, dil tecavüzünden alıkoyuyor. Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şekilde ortak koşmamayı emrediyor. Namaz, sadaka ve ihsana davet ediyor. Biz de O’na inandık. Getirdiği dine bağlandık. Allah tarafından getirdiklerini tasdik ettik. O’nun emrettiği şekilde ibadet ettik. O’nun haram dediğini haram bildik, helal dediğini helal saydık…”      Hz. Peygamber yüce bir ahlak ve edebe sahiptir: “Sen kesinlikle çok büyük bir ahlak üzeresin.” O’nun edep, şahsiyet ve hayâsına bizzat Allah (c.c) kefil olmaktadır. İnsanlar arasında Allah’tan en çok korkan ve hayâ eden;  Hz. Muhammed (a.s)’in vahiy kâbilinden insanlara yapılmasını emrettiği veya yasakladığı kurallara uymak her birey üzerine farzdır: “Rasul size neyi emrettiyse onu alın. Neyi yasakladıysa ondan sakının…”(Haşr, 7)  Hz. Peygamber’in yapılması güzel, ama terk edilmesi günah olmayan davranışlarını örnek almak ise (yemeğe besmele ile başlamak, önünden yemek, sağ yanını üstüne yatmak, sağ elle yemek, suyu oturarak veya ayakta içmek gibi) şüphesiz kişiyi ahlâk ve edep yönünden kemale erdirir ve kişiye manevî kazanç sağlar. Fakat din açısından namaz, sadaka veya hacc konusundaki emirleri gibi bağlayıcı değildir. Yine O’nun göz rengi, saçının dalgası veya boyu, deveye binmesi, elle yemek yemesi, giydiği yöresel kıyafetler değil, O’nun ahlâkı örnek alınmak içindir: “Çünkü Sen üstün bir ahlâka sahipsin” (Kalem, 4)      Dünya yolculuğunda O (a.s)’nu kendine yoldaş, davasında arkadaş edenlere ne mutlu… Salih bir kul olma gayretiyle O’na tabi olana ne mutlu!

     “Kim Allah’a ve Elçisine itaat ederse işte onlar, Allah’ın nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir. Onlar ne güzel dostturlar.” (Nisa, 69)  

0 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

TARKAN, GEÇÇEK VE GELECEK Sosyal medya da gündeme oturan Tarkan’ın “geççek” klibini merak ettim, ben de izledim. Evet başarılı bir klip olmuş. Tarkan’ın hakkını iyi vermek gerek. Güzel sunmuş. Ancak b

MİRAÇ VE HİBETULLAH Zer âleminde Resulullah’ın (saa) tüm insanlar ve seçkinler arasında en seçilmiş kişi olduğunu biliyoruz. O gün sorulan tüm sorulara Resulullah(saa), tüm insanlar arasında en hızlı

bottom of page