• İnci Mercan

HAVA KİRLİLİĞİ BOĞDU HEPİMİZİ

HAVA KİRLİLİĞİ BOĞDU HEPİMİZİ İnsanın nefesi daralınca dışarıya çıkmak ister. Biraz temiz almak ve rahatlamak için. Ancak dışarıdaki hava da kirli ise, hem de çok kirli ise ne yapılabilir? Ya kirli havaya razı olursun ya da içerideki sizi boğan havaya mahkûm olursun. Her ikisinde de boğulursun. Elbette bu hadiseyi bireysel düşününce konu basit gibi görülebilir. Ancak havanın kirliliği ortak bir sorun olunca, herkes dört duvar arasına mahkûm edilemez. Bu durumda toplu katliam söz konusudur. O halde tüm toplumun iyiliği için havanın kirliliği önlenmelidir. Bu kaçınılmazdır. Öyleyse hava nasıl temizlenmelidir? Bakınız taşkömürü yerine doğalgaza geçildi. Bu bir önlemdir. Çevre düzenlenmesi bir önlemdir. Toplu taşıma araçlarında değişik tedbirler alındı, toplu yerlerde sigara içilmesi engellendi… Bunların hepsi birer önlemdir. Ancak hava yine temizlenemedi. Çünkü bizler olayları sadece zahir olarak düşünüyoruz. Ancak bu gün insanları boğan sadece bu sebepler değildir. Örneğin intihar girişimleri bir boğulma değil midir? Karı koca sorunları bir hava kirliliğinin sonucu değil midir? Her geçen gün insanların kötü alışkanlıkların pençesine düşmesi bir hava kirliliğin sonucu değil midir? İnsanların hayata küsmesi, boş hedefler peşinde tükenmesi, hazlar yüzünden insanların harcanması, egoların tavan yapması vs. hepsi bir hava kirliliği değil midir? Sayamadığımız daha nice sebepler insanları boğmuyor mu? İşte atmosferi gerçekte kirleten asıl bu sebeplerden kurtulmak için acil tedbirler almak gerekir. Bir insanın yanında otursanız ve o kişi dengesiz ve kirli düşüncelerle hareket etse hemen şöyle dersiniz; “ sen ne kadar çok negatif enerji yayıyorsun!”. Çünkü düşündüğünüz onun saçma ve kötü fikirli oluşudur. Hemen ona tepki gösterirsiniz. Sebep onun fikrini onaylamadığınızdandır. İnsan fıtratına terstir ve o enerjiyi etrafa yaymasını istemezsiniz. Oysaki toplumda her gün binlerce böyle kötü fikirler ve kötü enerjiler yayılıyor. Şirk, kibir, haset, cimrilik, riya, suiistimal, vefasızlık, ihanet, cehalet… Sizce tüm bunlar havayı kirletmiyor mu? Tüm bu olumsuzlukların temeli şirktir. O kadar şirk, çeşitli ve yaygın oldu ki; acaba bu zemin üzerindeki tüm kötü düşünce, duygu ve davranışlar göklere yükselmiyor mu? Ve ne yazık ki bu şekilde kirlenen bir hava içinde yaşamıyor muyuz? Şirkin içinde bir insan ne kadar mutlu, özgür ve itidalli olabilir? Böyle bir havayı teneffüs eden insan ne kadar uzun ve kaliteli bir yaşama sahip olabilir? Bu şirk zemininde neler yeşillenebilir? Ne ürünler elde edilebilir? Şirkin havaya vereceği gaz ne olabilir? Yerde ne üretildi ki, göklere yansıyan o olsun! Acaba her türlü kötülüğün, çirkinliğin ve zulmün temeli şirk düzeni değil midir? Ayrıca göklere yükselen bu düşünce ve davranışlar makbul olmadığı için tekrar yeryüzüne dönmüyor mu? Ve Rabbimize olan bu kadar saygısızlıktan sonra, Rabbimizin bize nasıl bakmasını bekleyebiliriz?  Merhameti kendi ellerimizle itmek değil midir? Söz dinlemeyen bir toplum nasıl ıslah olabilir? Kendin ettin, kendin buldun misali olmuyor mu? Aynı şey tüm diğer davranışlar için de söz konusudur. Örneğin; bencilliğin yayıldığı, hasedin yaygınlaştığı, riyanın artığı, yalanın su gibi aktığı, güvenlerin suiistimal edildiği gibi tüm kötü düşünce ve erdemler içinde aynı hava söz konusudur. Bir telefon konuşmasında bile söylediğiniz yalan veya dedikodu bile karşılığını çok kolay bulabiliyor. Acaba hayatın içindeki olumsuz her düşünce ve davranış karşılığını bulmayacak mı? Yeryüzünün yansıması gökyüzüdür. Yeryüzü kirliliğini gökyüzüne de yansıtır. Yeryüzünde güzel kokuların göğe yayıldığı, güzelliğini yansıttığı gibi kötü kokular da göklere yayılır. Bir frekans gibi düşünün. Bir sesin, ışığın, enerjinin yayıldığı gibi, dalga dalga. Tüm bu frekansların temeli ise bizden başlıyor. Merhamet edersen merhamet bulacağın gibi. Her davranış böyle. O zaman demek ki havayı kirletmekte, temiz tutmakta bizim ellerimizde. Diyelim ki temiz bir havaya kavuşmak istiyoruz. Bunda kararlıyız. Ne yapmalıyız o zaman? En acil tedbirler nelerdir? Elbette yeri ve gökleri yaratan Rabb’imizden bu sorunun cevabını alacağız. Çünkü O’dur yeri ve gökleri yaratan, en iyi bilen… Bu durumda bizim için en iyi çözümü de O verir. İnsanın en acil olarak alacağı tedbir tüm şirk çeşitlerine “ Lâ” yani “Hayır” demesidir. En kötü, en koyu, en çirkin egsoz kirleri oradan gelmektedir? “Hani bir zaman Lokman, oğluna öğüt vererek demişti ki: "Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma, çünkü Allah'a ortak koşmak (şirk), elbette büyük bir zulümdür."”(Lokman süresi/13) "Lâ" dedikten sonra " yalnızca Allah var" demek gerekiyor. Yani yüce Allah'a güvenmek ve itaat etmek. Hem Allah’tan başka kimin haddine, insanlar üzerinde ilahlık tasarlamak?! Bu nedenle şirk ile savaşmalıyız. Şirkleri tanımayanlar hava kirliliğini normal zannedebilir. Ancak bu havanın kirliliğini en iyi görenler Tevhid’i çok iyi bilenlerdir. Tevhid havasını çok iyi bilenler yine Rabb’imizin göstermiş olduğu seçilmiş kişi olan “Peygamber ve vasileri”dir. Onlar Tevhid ehlidirler. “….Kendisine burhan ve delil olarak sadece sizi has kıldı ve nuru için sizleri seçti. Ve emri ile size yardım edip, destekledi ve teyit etti. Ve yeryüzünde sizlerin halifeliğinize razı oldu ve sizleri varlıklara hüccet olarak karar kıldı. Ve sizler, dininin yardımcıları ve sırrının koruyucularısınız. Ve ilminin saklandığı ve korunduğu yer ve hikmetinin bırakıldığı yer ve vahyinin tercümeleri ve tevhidin kökleri ve temelleri ve yaratıklarının şahitleri ve kullarına öncülük edenler ve varlık memleketlerinin ve şehirlerinin nurlandığı ve ışığını aldığı yerlersiniz. Allah’ın sıratı ve yolunun delillerisiniz….” (Camiatu’l Kebire Duasından) Bu yolu Hz. Muhammed (saa) ve Ehl-i Beyt İmamları( hepsine selam olsun)’nın hepsi çok iyi bilirler ve şirk ile savaşmanın ustasıdırlar. Bu yüzden onlardan öğreneceğimiz en acil bir konudur bu. Nefes alabilmek için. Tevhid atmosferine girmeye çalışıldığı zaman zaten diğer havayı kirleten sebepler ile de artık savaşılabilir. Diğer sebepler kolaylıkla arka arkaya çözülebilir. Çünkü diğer tüm sebepler şirk ortamından cesaret bulabiliyorlar. Tevhid ortamında yaşamaları pek söz konusu olamıyor. Örneğin Tevhidi iyi anlayan birisi neden kibirli olsun, ya da cimri ya da bencil, ya da riyakâr… Çünkü tüm olumsuz anlayışlar “Tevhid Düşüncesi”ne terstir. Tevhidi anlayan bir insan bu olumsuz yönleri kendinde besleyemez. Dolayısıyla etrafa böyle negatif enerjiler veremez. Tevhid üzere olan bir toplum; insanlara kötülük yaptığında, karşısında Allah’a vereceği hesabı düşünmez mi? Diyelim düşünmedi, o zaman o kişinin Tevhidi ne kadar anladığını sorgulamamız gerekmez mi? İşte bu gün yiyecekler üzerinde oynanan genetik oyunlar acaba neyin ürünüdür? Bu ürünlerle beslenen insanların normal davranmasını bekleyebilir miyiz? İşte hava kirliliğine bir sebep bir şirk zemini daha. Ya da bu gün her geçen artan şiddet tablolarından sonra toplumun duyarsızlığı ve gelişen sonuçlar bir hava kirliliğine de sebep değil midir? Ya da eğlence hayatlarının aileler üzerindeki faciaları, dibine bomba konulmuş bu evlerin göklere yükselen feryatları bir hava kirliği değil midir? Ve bunun gibi binlerce olaylar… Sebep şirklerin oluşturduğu ortamlardır. Sonuç nefes alamamak… Daha ne kadar bu kirliğe dayanabileceğiz. Ve daha ötesi, daha ne kadar yer ve gökler bunlara dayanabilecek. Korkarım ki, onlar bizlerden önce pes edecek. Bunlara bir son vermezsek! Dağlar bile dayanamıyor gerçekten bu olup bitenlere… Bazen yer de kendini gösteriyor, taşımak istemiyor bu taşkınlıkları… Hâlbuki güzelliklere ve hakka şahit olabilirlerdi aynı zamanda. Sizce bulutlar, rüzgârlar, melekler sadece kötü haberleri mi taşırlar? Hayır, onlar güzel tohumları, müjdeleri, rahmetleri de taşırlar. Sadece sizin ne yüklemek istediğinize bağlı. Kerbela olayını düşünüyorum. Düzler o kadar ters edildi, güzel olan, hürmet edilen, insanın iyiliğine olan her şey o kadar parçalandı ki… İmam Hüseyin(as) gibi güzel bir insan, hem de nur olan bir imam(kendi imamı) feda edildi, Yezid gibi kötü bir insana yaranmak için… Gözyaşı, zülüm, feryat, esaret, zillet akabinde geldi ve her yeri kapladı. Doğrular paramparça edilip, batıl ve çirkinlikler yaşatılmaya çalışıldı. O gün yeryüzü ve gökler sarsıldı. Melekler bile feryad ettiler. Gökyüzü kıpkızıl olmuştu. Eğer Rabb’imin vaadi olmasaydı her şey altüst olurdu. Evet, belki yaşam için bir mühlet verildi. Ancak bazen yaşamak ölümden daha beter gelebiliyor. Bir kere ölmek kurtuluş olabiliyor, her gün ölmekten daha çok. Bu yüzden imam Hüseyin (as) şöyle demişti; “ Zilletle yaşamaktansa, izzetle ölmeyi tercih ediyorum” İşte gerçekten nefes alabilmek nedir? Gerçekten nefes alabilmek, bir akciğer sorunu mudur yoksa kalplerin sorunu mudur? Acaba hangisi daha zordur ve hangisi bugün bizi çokça zorlamaktadır? Nefeslerimizi kesen nedir? İşte bu nedenle Rabb’imize dönüp binlerce kez şu duayı yapmalıyız! “ Ya ilahî! Ya Rahman! Ya Rahîm! Ey kalpleri evirip çeviren! Kalbimi kendi dininde sabit kıl!” Ki kalbimiz nefes alabilsin. Bunun içinde öncelikle havayı temizlememiz lazım. Nasıl mı? Yine kalbimize dönerek…

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İFTAR, KADER VE İMAM Fe- ta-re harflerinde oluşan bir kavramdır. Anlamı uzunlamasına yarılmaktır. Kimi zaman bozmak, kimi zaman da düzenlemek yoluyla olur. Bu fiilden oluşan kavramlardan biri de fıtr