• İnci Mercan

HARAM YİYEN BİR TOPLUM ASLA İFLAH OLMAZ.

HARAM YİYEN BİR TOPLUM ASLA İFLAH OLMAZ. Ahiret hesaptan çıkarılınca Allah’tan korkma da azalmaya başlar. Zanneder ki hiç hesaba çekilmeyecek... Cehalet ve gaflet ile ahireti unutan kendini kontrolden çıkarır. Onun hevesleri, önünde engel tanımaz artık. Hayatı madalyonun tek yönü olarak görür. İşte bu derin sorun, bugünün değildir sadece. Tarih boyunca yaşanan gerçek bir vakadır. Âlemlere rahmet olarak gelen Hz. Muhammed (saa)’e olan tepkilerin en büyük sebebi bu olmuştur. Daha sonraki süreçlerde de Ehl-i Beyt’e olan zulümler, peygamberin vasilerini inkar etmeler, imamları ve etrafındaki ashabını katletmeler, derdi iman olanları her şekilde baskılamalarının sebebi de bu olmuştur. Allah korkusu ile titreyen bu Risalet evinin derdi dünya olmadığına göre, eleştireceğimiz kesim muhalefet edenlere olacaktır elbet. İman açısından bakar isek; dünya Peygamber(saa)’in yanında sinek kanadı kadar, imam Ali (sa)’nin yanında keçi aksırığı kadar, imam Cafer Sadık(sa)’ın yanında kusmuğun geri yutulması kadar bile değerleri yoktu. Bu nedenle dünya nimetlerini değer olarak görmemişlerdir. Ama onlara muhalif olanlar ahireti değil, dünyayı istiyorlardı. Çünkü yakinen ahiretin ince hesabına inanmıyorlardı. Siyasi açıdan Peygamber veya Ehl-i Beyt’i bu ümmetin başında olsalardı adalet terazisi ile kimse oynayamacaktı. Nitekim imam Ali (sa)’nin dönemindeki tüm tepkilerin ve isyanların sebebi de buydu. Kendilerine verilen payı beğenmiyorlardı. Gasp ve torpili istiyorlardı. Oysa ki o koltuğun gücü kendi kontrollerinde olsaydı rahatlıkla istedikleri kadar yiyebilirlerdi. Beyt’ül malı kolaylıkla paylaşabilirlerdi. Kimse de kendilerini sorgulayıp, hesaba çekemezlerdi. Bu yüzden vasilerin önünü kestiler, imamet inancına karşı çıktılar. İmameti hilafete daha sonra da saltanata çevirdiler. Ekonomik açıdan gelir dağılımını ilahî isteklere göre değil, kendi isteklerine göre ayarladılar. Ekonomik hiç bir ilahî ilkeyi devreye koymadılar. İslam dininin siyasi hiç bir ilkesini kabul etmedikleri gibi, ekonomi hakkında da hiç bir ilkesi yokmuş gibi davrandılar. Ne Allah’ın koyduğu kuralları dinlediler, dinlemedikleri gibi kendilerince yeni vergi yasaları çıkardılar. Zekat gelirlerini gasp ettiler, İmamet makamına verilecek humusları kendi hakları gibi yediler, fey hakkını kendi aralarında paylaştılar... Öyle ki yetimlerin, dulların, fakirlerin en doğal haklarını tanımamazlıktan geldiler. Sosyal açıdan üstünlüğü makamda ve zenginlikte görenler işi ehline verme yerine kendilerine has gördüler... Hayatın hedefleri, değerleri, erdemleri her şey ifsad oldu. Öyle bir derin yara oldu ki bu ifsad herkes tarafından kabullendi ve meşru görülmeye başlandı... Şimdi herkesin karnı haram ve haksızlıkla dolu. Kısaca ateş ile... Bu durumda böyle bir toplum hidayete nail olur mu? Doğruyu görebilir mi? Gözlerinin önünü kapatan perdeleri yırtabilir mi? Öyle ki Peygamber’e kafa tutacak, Peygamber evlatlarını defalarca kıyımdan geçirecek, çocuklarını yetim ve aç bırakacak... Her yerde güven ortadan kalkacak. Yatağında yatan bile kendini güvende hissetmeyecek... Bizim dinimizin haram bir lokma yiyenin duasının kabul olunmayacağı şiarı çoktan unutulmuş olacak... Ve gelinen nokta bu! Bu yolun geri dönüşü yok mu? Her alanda nasıl ki gözler dünya isteklerine yönelinip ifsad olundu ise her alanda bir arınma ile öncelikle bireysel değişime, sonrada daireler genişletilerek toplumsal bir değişime girilirse... Helal yemenin çarelerine bakılmalı ve her alandaki öncüler de, arkasından gidenlerde bu düşünceye yönlendirilmelidir. Helal lokma yemenin tek aşısı Allah korkusu ve ahiret bilincidir. Karınlar haramlardan uzaklaşmadan asla kalpler aydınlanmayacak, algılar doğru frekansta olmayacaktır. Kalplerin ve iradelerin tıkandığı yerde hayat felce uğrar. Aynen başa gelen akıbette budur. Her yerin Kerbela olmasının temel sebebi burada yatmaktadır. Haram lokmalar...Haramlarla karın doyurmalar... Kalb katılaşır, duyular körelir, aklın kapsama alanı daralır, vicdanlar çöplüğe dönüşür... Allah aşkına söyleyin böyle bir ortamda mutlu ve mutmain olunabilir mi? Hayattan beklenen neydi? Hayaller bu kadar kısa, batıl ve fani mi olmalı? İstenilen dünya bu mudur? Günahlar insanı ecelinden önce ölüme mahkum eder, ama helaller ve iyilikler insanı ecelinden daha fazla yaşatır. Bu nedenle istenilen hayat haramların kuşattığı bir dünya olmamalıdır. Bu yüzden önce amaçlarımızı bir denetimden geçirmeli, sonrasında ise gayret ve yolumuzu düzeltmeliyiz. Haram demek, insan için onda hayır yoktur dusturuna inanmalıyız. Kötü benzinin arabayı mahvetmesi gibi... Haram yemek demek çok boyutlu bir ifadedir. 1- Emir olarak haram edilenler 2- İçerik olarak haram edilenler 3- Yapılış biçimi olarak haram edilenler 4- Zamana bağlı olarak haram edilenler 5- Kişiye bağlı olarak haram edilenler 6- Elde edilişine göre haram olanlar Tüm noktalardan dikkat etmek gerekir. Rabb’imizin haram ettiği her emir insanın lehinedir. Yoksa haram yememe ile ilgili bu kadar çok ayetlerin inzal olunması boşuna değildir. Burada yatan temel nokta ise; insanın Rabb’ine güvenmesi ve terbiye alanına girmesidir. Aksi takdirde haram yiyen ve yemeyi seven bir toplum asla iflah olmaz.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İFTAR, KADER VE İMAM Fe- ta-re harflerinde oluşan bir kavramdır. Anlamı uzunlamasına yarılmaktır. Kimi zaman bozmak, kimi zaman da düzenlemek yoluyla olur. Bu fiilden oluşan kavramlardan biri de fıtr