• İnci Mercan

FİTNE ZAMANI HERKESE BİR İŞ DÜŞÜYOR

FİTNE ZAMANI HERKESE BİR İŞ DÜŞÜYOR

Fitne ne zaman uyanır? Biliyor musunuz? Rabb’ine güvenini terk ettiğin zaman... Bir insanın başka bir insana güvenin sarsılması da, onun Rabb’ine olan itimadının olmayışı üzere başlar.. Anlayacağınız zincirleme bir kaza gibi. Çünkü; “yaratılmış bir kul olarak insan, kendisini yaratan ve her türlü iyiliğiyle donatan Rabb’ine bile nankör ise, neden kendisi gibi bir kul olan insana güven versin ki?” diye düşünür...Bu tabloda yer alan o insan elbette ki güvenmeyi ve güvenilmeyi kaybeder. Ancak müminler hariç. Adı üstünde “emin” olanlar istisnadır. Alemlerin Rabbi yüce Allah, tam bu noktada insanları ayırır. Kendisine güvenenler, güvenilmeyi hak edenler yani inananlar ile kendisine güvenmeyenler, güvenilmeyi hak etmeyenler yani inanmayanlar diye... Böyle bir sınıflandırma ile insanları ikiye ayırmaktadır. Bu şu demek oluyor. Yani insanları sınıflandırma ölçeği, yanlızca Rabb’imize ait bir yetkidir. Ama bu sınıflandırmayı tanımayanlar veya tanımak istemeyenler kendilerinde ilahlık sıfatları varmış gibi insanları farklı bir sınıflandırmaya tabi tutmaktadırlar... Böyle bir teşebbüste tüm insanlığı bir kaosun eşiğine getirmektedir. Tarihte nice halkların asabiyet belasından heba olduklarını görmemişler gibi ırk ve soy üzerinden asabiyet hâlâ yaşatılmaya çalışılıyor... Yani ilahi sınıflandırmaya sırt dönerek kendilerince yeni bir sınıflandırmaya çabasına giriyorlar. Tarihteki mezhep savaşları da farklı bir asabiyet belası... Ne yazık ki bundan da ders alınmamış gibi buradan da kaos oluşturuluyor. Rabb’imize sorulmadan yine bir sınıf oluşturulmaya çalışılıyor... Bu ne demek? Kâbe etrafında toplananlar her mezhepten değil miydi? Namazlarda saf duran, Ramazan ayında hep beraber oruç tutan ve akabinde bayram yapan onların hepsi değil miydi? Peygamber(saa)’in getirdiği dinde mezhep, ırk, belde, soy, renk ayırımı var mıydı? Yoksa ayetler de defalarca geçen “ ancak müminler kardeştirler” dusturunu duymadık mı? İşte eğer bizler ırk, mezhep, bölge üzerinden yeni bir sınıflandırma yaparsak bu Rabb’imize bir isyandır. “Senin yaptığın sınıflandırmayı kabul etmiyorum, ben kendim bir sınıflandırma yapacağım” anlamına gelmiş olup, bu bir başkaldırıdır. Fitne denen yılanı uyandırmadır. Oysa ki Rabb’ine güvenen her insan, Rabb’inin toplum mühendisliği yetkisini tanımak ve hayata bu şekilde müdahil olmak zorundadır. Kendisi için böyle bir yolun hayırlı olduğuna inanmalıdır. Hem ahiretteki ayrışma bu şekilde iken nasıl buna aykırı düşünebiliriz ki. Bu aynı zamanda hem fikir, hem gönül olduğumuz kişilerle bir araya gelmek demektir. Yani Allah ve Resulu’nu seven herkes ile dost oluyoruz demektir. Irkı, mezhebi, coğrafyası ne olursa olsun... Allah ve Resulü’ne düşman olan her kimse de, isterse bizim en yakınımız olsun bizden uzak olmalıdır. İnanmayanlar bizim dostluk sınırlarımıza giremez, girememelidirler de. Ama ne yazık ki Rabb’i ile bağlantıyı koparanlar veya zayıflatanlar bu sınıflandırmayı beğenmeyip, düşmana göstermedikleri rijit yüzlerini inanan kardeşlerine gösterdikleri gibi, kardeşlerine göstermedikleri hoşgörü ve anlayışlı tavırlarını düşmanlara göstermektedirler. İşte bu noktada inananlar şu soruyu kendilerine sormaları gerekir. “ Rabb’imize kulluk eden, peygamberimize ümmet olan bu insanları nasıl incitebiliriz? Allah ve Resulü’ne düşmanlık yapanları da nasıl dost olarak görürüz?” Bu soru ağır bir sorudur. Ve her yiğidin harcı değildir. Bu sorunun altından hem dünyada, hem de ahirette kalkabilsin. İşte dünyamızı kavuran bu fitne ateşi hepimizi içine çekerken, ardından da ahiret ateşinin geldiğini göremiyor muyuz? ...... Bu sorunun çözümü belli. İlahî sınıflandırmaya razı olursak ve katılırsak bu kaos bitecektir. Ne mezhepsel, ne ırksal, ne de bölgesel ayrışmalar ile değil, halis ve habis kalpler olarak ayrışma sorunları bitirecektir. Hepimiz biliriz her grubun iyileri ve kötüleri vardır. Bu noktalarda uyanık ve akıllı olmak zorundayız. Yani Rabb’ine iman edenler ve iman etmeyenler diye iki sınıf vardır... Yani tüm inananlar aynı sınıftadır... Elimizde Rabbimizin ayetleri varken, peygamberimizin yol haritası ellerimizin arasında iken nasıl olurda fitne ateşini yakar, sonra da seyretmeye koyuluruz. Asla, bu duruma hiç kimse tahammül etmemelidir. Fitne zamanı herkese iş düşmektedir. Bu fitne ateşinin sönmesi için herkes bu ilahî reçeteye sarılmak zorundadır. 101 - Size Allah'ın âyetleri okunup dururken ve Allah'ın elçisi de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Kim Allah'a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle doğru yola iletilmiştir. 102 - Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin. 103 - Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz. 104 - İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır. 105 - Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.

AL-İ İMRAN SÜRESİ /101- 105

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İFTAR, KADER VE İMAM Fe- ta-re harflerinde oluşan bir kavramdır. Anlamı uzunlamasına yarılmaktır. Kimi zaman bozmak, kimi zaman da düzenlemek yoluyla olur. Bu fiilden oluşan kavramlardan biri de fıtr