• İnci Mercan

FATIMA BİZİM, BİZİM ANNEMİZ!

Fatıma  Bizim, Bizim Annemiz! Gerçekten Allah’a gönül vermiş olanlar, Rabb’lerine olan sevgi ve samimiyetlerini ispatlamak için her şeylerini adarlar. Zamanlarını, yeteneklerini, ilimlerini, emeklerini, mallarını ama kendilerine ait olan her şeylerini… Kendi canlarını bile adarlar. Bundan daha özel bir durumda vardır. Bir de cananlarını…            Allah için feda derken her şey yok etmek, tüketmek değildir. Değişmek, değiştirmek, üretmek, planlar yapmak, toplumsallaşmak, daha kapsamlı düşünmek vs. tüm bunlar feda etmenin bir değişik versiyonudur.           Allah için model şahsiyetler oluşturmak ve insanlığın önüne hayırlı modeller koymak ta feda etmenin bir değişik sunumudur. Her anne ve babanın yapacağı bir ideal olmalıdır. Çünkü İslam’ı yaşama ve yaşatma kaygısı olanların hepsi, bu endişeyi yaşarlar. İşte bu anlayış ile hayatlarına bir anlam daha kazandırırlar. Hz. İbrahim (as)’in Hz. İsmail(as)’i, Hz. Hanne(sa)’nin Hz. Meryem(sa)’i, Hz. Zekeriyya(as)’nın Hz. Yahya(as)’yı Allah’a sunumları böyle olmuştur. Hz. Muhammed(s.a.a)’in de Hz. Fatma(sa)’yı Allah yolunda yetiştirmesi de bu amaçladır. Çünkü kendi yollarında yetiştirdikleri evlatlarını kendilerinden sonra gelecek inanan topluma vakfediyorlar. Allah’ın insanlardan istediği iradesi devam etsin diye. Ayeti kerimeleri incelediğimizde aynı psikoloji ve endişeyi diğer önderlerimizde de görüyoruz. Hz. Musa(as)’nın israiloğullarına vasiyeti, Hz.Yakup(as)un ve Hz. Lokman(as) ‘ıın oğullarına vasiyetleri bu kaygı ile olmuştur. İsterlerdi ki oğulları hep insanlık için Allah’ın razı olacağı kul ve aynı zamanda modeller olsunlar. Hz. İbrahim(sas)in “Yarabbi soyumdan da imamlar et.” demesi bu endişeyi gösterir.           İşte Fatıma ve Meryem ailesi tarafından adanmalarının yanı sıra, Asiye, Hacer, Hatice, Zeynep dâhil tüm annelerimizin temelde kendi kendilerini adamaları yatmaktadır. Onlar cinsiyetlerini arka plana atarak Allah’a iyi bir kul olmanın mücadelesini vermişlerdir. Her biri kendi çağının şart ve ortamlarına göre, imanı yaşama ve koruma mücadelesini yapmışlardır.        Allah’a samimi olarak inanan tüm bu kadınlar zaman ve şartlar değişse de hepsinin kalpleri, kaygıları, duruşları, ahlakları, çıkış noktaları hep aynıdır. Çünkü hepsi aynı hedefe göz dikmişlerdir. Hepsi Allah’u Teâlâ’yı yüceltme kaygısındadırlar. Bu yüzden birini anlattığımızda aynı durum diğer annemiz için de söz konusu olmuştur.   Annelerimiz kendilerini adarlarken, biz evlatlarının başka yollarda olmalarını isterler miydi? Hz. Hatice ister miydi, bizler mallarımızı ve eşlerimizi Allah yolundan alıkoyalım. Hz. Meryem ister miydi, biz kızları hayâsız ve pervasız sokaklarda dolaşalım. İster miydi kendimizi geleneksel sindirme ve modernizmin akıl almaz edepsizliği karşısında kulluklarımızı arka plana atıp, cinsel kimliğimizi öne atalım. Hz. Zeynep ister miydi iman mücadelemizi başkalarına bırakalım. Hz. Asiye ister miydi, yolları Allah’a asi olan kocalarımıza boyun eğelim. Hz. Hacer ister miydi çocuklarımızı Allah’tan ve yolundan daha çok sevelim ve koruyalım. Ve Hz. Fatma ister miydi, ailelerimiz kendi Beyt’ine benzemesin, aile duruşumuz kendi Beyt’inden binlerce derecede farklı olsun. Hangi annemiz şu andaki pozisyonumuzu onaylardı? Hangisi bizleri gördüğünde “evlatlarım” diyerek kucak açarlardı. Hiçbirini sanmıyorum. Ne yazık ki…   Kokuşan ve kendimizin bile kaldıramadığı bu çelişkiler hayatını asla kabul etmezlerdi. Kimlik namına her gün kan kaybederken bizleri kendilerine “evlat” nasıl kabul ederler? Onlar Rabb’lerine yakın olma mücadelesi verirken, bizler bugün Allah’tan uzak olmanın mücadelesini veriyoruz. Durum bu kadar acı…    Allah aşkına söyleyin, bizler kendimizi kime adıyoruz. Ömrümüz neye şahit. Bize verilen lütuf ve fırsatları niçin tüketiyoruz? Annelerimiz kendilerine verilen bu süreci en güzel şekilde tamamladılar. Onlar bu başarılarından dolayı yüce Allah’ın övgüsüne mazhar oldular. Ve tüm insanlığa örnek olarak sunuldular. Hele Fatıma annemiz. Takvada, ahlakta, imanda, fedakârlıkta, annelikte, eğitmede zirvede duruyor. Risaleti imamete bağlayan düğüm noktası.

Bu gün Hz. Fatıma(sa)’nın doğum günü “ Dünya kadınlar günü” olarak atfediliyor. Şimdi inanan kadınlar bu izzetin hakkını verebiliyor mu? Bu tespit, zirvede duran Fatıma annemize benzeme durumuna bağlı.    İmdi kendimize geldiğimizde sanırım çok ciddi sorunlar taşımaktayız. Bunlara “dur” demediğimiz sürece de sorunlar devam edecektir. Bir kere hangi aileye “ait” olduğumuzu, hangi aileyi model aldığımızı unutmamalıyız. Ve daha sonra özümüze dönerek dik durmalı ve mücadele etmeliyiz. Annelerimiz gibi.       Annelerini tanımayan çocuklar, sokak ahlakına bürünen çocuklar gibidir. O kültür, o psikoloji, o ahlak ile büyürler. Allah muhafaza etsin. Bizlerin ailesi belli… Resulullah (s.a.a)’ın Ehl-i Beyt’ine aidiz. Aile terbiyemiz de bellidir.  Annelerimiz ve modellerimiz de bellidir. Ne boşlukta kalmışlığa, ne dağılmışlığa, ne de bozulmuşluğa kendimizi mahkûm edemeyiz. Âlemlere rahmet olan Resulullah(s.a.a) sadece kendi çağına rahmet değildir. O Ehl-i Beyt’ine defalarca işaret ederek her çağa rahmetini gönderdi. Bu yüzden Ehl-i Beyt’e ve dolayısıyla annemiz Fatıma ‘ya sarılmak Resulullah’ın rahmet nefesini üzerimize çekmektir. Aksi ise kendimize zulmettir.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İFTAR, KADER VE İMAM Fe- ta-re harflerinde oluşan bir kavramdır. Anlamı uzunlamasına yarılmaktır. Kimi zaman bozmak, kimi zaman da düzenlemek yoluyla olur. Bu fiilden oluşan kavramlardan biri de fıtr

TARKAN, GEÇÇEK VE GELECEK Sosyal medya da gündeme oturan Tarkan’ın “geççek” klibini merak ettim, ben de izledim. Evet başarılı bir klip olmuş. Tarkan’ın hakkını iyi vermek gerek. Güzel sunmuş. Ancak b

MİRAÇ VE HİBETULLAH Zer âleminde Resulullah’ın (saa) tüm insanlar ve seçkinler arasında en seçilmiş kişi olduğunu biliyoruz. O gün sorulan tüm sorulara Resulullah(saa), tüm insanlar arasında en hızlı