EL-MÜTEKEBBİR

 “Lâ mütekebburun illâ El-Mütekebbir

(Allâh’ım sen büyüksün, senden başka büyük yok) Hakka sûresi /52 “Öyleyse yüce Rabb’inin ismini tesbih et.” Bu âyette de önemli bir gerçek vardır. Âyete dikkat edilirse, “Yüce Rabb’ini tesbih et” demiyor, “Yüce Rabb’inin ismini tesbih et” Çünkü insanoğlu Yüce Allâh’ın zâtını zaten kavrayamaz. Aynı zamanda bir yaratılmış olarak O’nun yüceliğini anlayamadığı gibi ancak O’nu, isimleriyle tanır. Ayrıca O’nun kulu olarak isimlerini yüceltme, zatına bir şey eklemez. Ancak O’nu yücelttiğinin bir ispatı olur. İnsanlar, değişik yaklaşımlarla Allâh’a iman ederler. Örneğin; ihtiyaçlarının giderilmesi gibi. Elbette Allâh Samed’tir., Gani’dir, Vehhab’tır, Rezzak’tır. Kullarda aciz ve muhtaçlar. Fakat insanlar ihtiyaçtan öte bir düşünce ile Allâh’ı zikretmelidir. Örneğin; bir arkadaşınız var, probleminiz olduğunda yanınızda, işlerinizde yardımcı oluyor. Paranız olmadığında veriyor, hastalandığınızda sizinle ilgileniyor… Siz arkadaşınıza dönüp şöyle der misiniz? “Senin bana çok faydan oluyor, bana yardım ettiğin için seni çok seviyorum, faydandan dolayı seni çok seviyorum.” Bu ben merkezli, menfaatine bir yaklaşım. Arkadaşınız yardım etmeseydi, size para vermeseydi, işlerinize yardımcı olmasaydı sevmeyecek miydiniz? Oysa şöyle demeliydin “arkadaşım ben seni sen olduğun için kabul ediyor ve seviyorum” Şimdi soruyorum. Yüce Allâh’ı ihtiyacımızdan dolayı mı seviyoruz? Bizlere nimetlerini artırmazsa, sıkıntılarımızı gidermezse, beklentilerimizi gerçekleştirmezse… Sevmeyecek miyiz? O halde sen fakir oldun mu, hasta oldun mu, yaşlandın mı, sorumlulukların artımı, zorlandın mı asî mi olacaksın? Oysa sen şöyle düşünmeliydin. “Allâh’ım ben seni sen olduğun için seviyorum. Kendi zatının yüceliğini tasdik eden kulunum. Ve tüm güzel isimlerinle seni tesbih ederim. Sen Süphan olan, bütün güzel isimleri üzerinde toplayan Rabb’imsin. Ben inanıyorum, her sıfatını kabullenerek, gösterdiğin öğretmene tabî olarak, istediğin her hükmü yaparak, en doğru olanı yapmış olurum. Ben senin bazı sıfatlarını yakinen iman edip, bazı sıfatlarını uzak olarak iman etmiyorum. Her sıfatına yakinen iman ediyorum ve anlıyorum ki senden başka mütekebbir olamaz. Allahu Ekber!” Kâinatta her varlık Allâh'ı tesbih eder. Melekler, cinler, bitkiler, hayvanlar, dağlar, taşlar… İsrâ sûresi /44 “Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar O’nu tesbih ederler. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O Halim’dir, çok bağışlayandır.”       İnsanlarda bu kâinatın bir parçası olarak Yüce Allâh’ı tesbih etmelidir. Dikkati çekmek istediğim nokta tesbih kelimesi. Tesbih etmek demek; yüce Allâh’ın her türlü kusurlardan beri olduğunu anmak demektir. Tesbih “süphan” kelimesinden türemiştir. “Süphanallah” hayatımızda çokça kullandığımız bir zikirdir. O halde, suphanallah Allâh’ın yüceliğini anmak ise, bu irade ile hayatımıza yön vermeliyiz. En’âm sûresi /162 “De ki; Benim namazım, ibadetlerim, yaşamam ve ölümüm hep âlemlerin Rabb’i olan Allâh içindir.”      İşte Müslümanlar, her alanda Allâh’ın rızasını hedeflediği için her düşünce, her duygu ve davranışlarla aziz ve kerem Allâh’ı yüceltmiş olurlar. Allâh’ın sözünü her zaman baş tacı ederler. Her ameliyle Allâh’ı tesbih ederler. Kafasındaki fikiri, dilindeki zikiri, kalbindeki şükürü hep Allâh’a olan kulluğudur. Böylece dar ve zor günlerinde Allâh’ın büyüklüğünü unutmazlar. Ve gaflete düşmezler. Hastalandığında, fakirliğinde, ölüm döşeğinde bile Allâh’ı yüceltmeyi bırakmazlar. Zaten insanın dünyaya gelmesinin gayesi bu değil mi? Yasak meyve ağaçlarına rağmen hâlâ Allâh’ı tesbih etmek.       Hz. Âdem (as) nasıl o ağaç ile imtihan edildi ise bize de yasaklanan alanlarımız var. Şimdi aramızdan bazıları diyebilir. Biz günde bin defa “Süphanallah” diyoruz. Tesbih çekiyoruz. Acaba sadece dilimizin tesbih etmesi yeterli mi? Bizlere yasaklanan ağaçlara (yani faiz, içki, yalan, şirk, riya vs) uzak duruyor muyuz? Yoksa hem “Süphanallah” diyoruz, hem de yasaklanan alanlara yaklaşarak Allâh’ın hükümlerini çiğniyor muyuz? Yani hem Allâh Süphan’dır diyeceksin, hem de Allâh’ın hükümlerini küçümseyerek, kendini bir şey zannedeceksin. Boyun eğeceğini dilinle söylerken, lisan-ı hâl ile de inkâr edeceksin. Böyle çelişkilerle dolu mümin olunmaz      Hem Allâh’a inandığını söyler, hem de kamusal alanda Allâh’a ait bir hüküm olmasın der. Hem namaz kılar, hem zina eder. Hem hacıdır, hem de faiz yer. Karısını örtülü ister, kendisi ise örtüsüzlere sempatik yaklaşır. Bir yandan günahlarına tevbe eder, diğer yandan asî olmaya devam eder. Gerçekte bu kişi kalbinde yeterince karar verememiştir. Gerçekten Mütekebbir kimdir? Eğer Allâh’ı kabul ediyorsan, niye O’na boyun eğmiyorsun?. Yok, Mütekebbir olarak Allâh’ı kabul etmiyorsan, neden hâlâ Müslüman olduğunu söylüyorsun. İşte kitabımızın en başındaki meselemize geldik.       Bu kardeş! Hâlâ neye inandığını da bilmiyor. Yıllarca kimi tesbih etti? Kimdi yücelttiği, kimdi uğruna yaşadığı, niçin tükeniyor, kime boyun eğiyor? Hayatında en önemli olan şey neydi?  Binlerce soru… İnsanın çıkmazlığı, şeytanın çıkmazlığı ile aynı noktaya geldi. Kebir olmak kimin hakkı.     Haşr sûresi /24 “O yaratan, var eden, şekil veren Allâh’tır. En güzel isimler O’nun dur. Göklerde ve yerde bulunanların hepsi O’nun şanının yüceliğini tesbih ederler. O Aziz ve Hakim’dir.”     Eğer Allâh, Ekber’dir diyorsan, o halde büyük sözü dinle. Şeytan gibi, büyük sözü dinlemediğinin yanı sıra, savunma sapmalarına girme. Her ne kadar çevreden ve içinden gelen değişik telkinlerde olsa, akıl ve vahy ile doğruyu bul. Örneğin; kimin merhameti Allâh’ın merhameti kadar olabilir. Ya da sana ne kadar hükmetseler de, onların üzerinde de hükmeden Allâh değil midir? Sana bir hediye verseler Allâh’ın hediyelerine ulaşabilir mi? Sana ilim öğretseler de, o ilimleri tahsis eden ve sınırsız ilim sahibi olan Allâh’tır. Seni doğuran bir insanda olsa, o çocuğu ve annesini var eden Allâh’tır. Birisi seni sorgulasa, sorgulayanları da sorgulayacak olan Allâh’tır. …  Görüyorsun ya, Yüce Allâh tüm varlıkların üstünde her ismi ile Kebir’dir.

      Parolamız; Yüce Allâh’ın her sıfatının yanında, El-Mütekebbir olduğuna iman ettik.

 Her halimizle “Allâh’u Ekber” diyenlerdeniz inşallah.

            Lâ Mütekebbire illâ El-Mütekebbir.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

TARKAN, GEÇÇEK VE GELECEK Sosyal medya da gündeme oturan Tarkan’ın “geççek” klibini merak ettim, ben de izledim. Evet başarılı bir klip olmuş. Tarkan’ın hakkını iyi vermek gerek. Güzel sunmuş. Ancak b

MİRAÇ VE HİBETULLAH Zer âleminde Resulullah’ın (saa) tüm insanlar ve seçkinler arasında en seçilmiş kişi olduğunu biliyoruz. O gün sorulan tüm sorulara Resulullah(saa), tüm insanlar arasında en hızlı