EL- KABÎD OLAN ALLAH'IM!

EL-KABÎD Sıkan, daraltan demektir. Yüce Allâh; Kabîd’tir. O, isterse yaratıklarına verdiği lütuf ve nimetleri sıkarak, onları imtihan edebilir. Yüce Allâh insanları darlık ve bolluk ile imtihan eder. Kehf suresi/7 “Biz yeryüzündeki şeyleri, kendisine süs olsun diye yarattık ki onların hangisinin daha güzel iş yaptığını deneyelim.” En’âm suresi/165 “Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde, sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur. Şüphesiz Rabb’in cezası çabuk olandır ve O, bağışlayan, esirgeyendir.” Allâh, sana olan nimetlerini azaltabilir, ömrünü sonlandırabilir, sağlığını riske atabilir, çocuğunu elinden alabilir veya hiç çocuk vermeyebilir, rızkını azaltabilir, görmenin, duymanın, akletmenin yolunu tıkayabilir, yağmuru, güneşi engelleyebilir…. Bunun gibi nicelerini görebilirsin. Tarlandaki ürünün için yağmur gerekiyor.Allâh yağmuru yağdırmazsa,O’nu zorlayabilir misin? Veya hastasınız hangi tedaviyi deniyorsunuz, cevap vermiyor. Şifa vermesi için yüce Allâh’ı zorlayabilir misin? Yüce Allâh üzerimizdeki nimetlerini kısıyor. O anlarda döner ve yalvarırız. Böyle sıkıştığımız zaman her şeyin Allâh’ın elinde olduğunu anlar ve dini (yaşam tarzımızı)yalnız O’na hâlis kılarız. Son derece içtenlikle Allâh’a yalvarır, bizleri bağışlamasını, razı kullarından olmamızı O’ndan isteriz. Kesin olarak inanırız ki, Allâh’tan başka bu sıkıntıyı giderecek Rezzak, Kadir, Hâkim, Melik, Râhman, Vedut, Latif, Kerîm yok. O halde neden, sıkıntılardan önce ve bu sıkıntılar geçtikten sonra daimî olarak dinî Allâh’a halis kılmıyoruz? İhtiyaçlarımızın bizi ebedi olarak ayakta tutacağını mı, zannediyoruz? Leyl suresi/8–11 “Fakat kim cimrilik eder kendini zengin görüp (Allâh’a) tenezzül etmezse ve en güzel (söz)ü de yalanlarsa, onu da en güçe muvaffak ederiz. Çukura düştüğü zaman malı ona hiçbir fayda sağlamaz.” İşte tüm mesele burada. Yüce Allâh’ın üzerimizdeki nimetlerini daraltabileceğine, başka şekillerde de takdir edebileceğine iman etmek gerekiyor. Çevremizdeki insanlardan bazılarının çok kibirli, mallarına, mevkine, çocuklarına, kavmine, güzelliğine vs. çok güvendiklerini görüyoruz. Malıyla, milletiyle, aklıyla, lideriyle, çocuklarıyla vs. övünür. Allâh’tan başkalarına övgüler sunulur, teşekkür edilir, minnet edilir, güvenilir, sever, bağımlılığı ve sadâkati onlaradır. Yüce Allâh bu derin gafletle övündüklerini, ellerinden aldığı zaman anlarlar ne büyük yanlışlık yaptıklarını. Tabi çoğu kez bu gafleti de kabullenemezler. Fıravun gibi çevremizde kibirlilerin, zalimlerin, inatçıların, cahillerin, günahkârların ısrarlarını da görürüz. Ne yazık ki firavun gibi bunların akibeti de aynı olur. Sonra onların akıbetleri halka hikâye olur. Ve onların arkasından küçük dinozorlar gelir. Atalarından ders çıkaracaklarına, aynı yol takip edilir. Oysa Yüce Allah’ın nimet verebileceği gibi, alabileceğine inananlar varlıklara bağlanma yerine Allâh’a bağlanırlar. Allâh’a şükranlık duyarlar. Allâh’tan başkalarına minnet duymazlar. Allâh’a nimetlerinden dolayı bağlanmazlar. Allâh’ı nimetlerinden dolayı sevip, vermediğinde de gücenmezler. Çünkü sevginin merkezinde menfaat yoktur. Yani “Allâh’ım sana ihtiyacım olduğu için, bana olan nimetlerini kısmayasın diye sana inanıyorum” demezler. “Allah’ım sen benim Rabb’im, yaratıcım olduğun için, senin büyüklüğünü , izzetini, azâmetini, celâlliğini kabul ettiğim için seviyor ve sana bağlıyım.” derler. Nimetler, inananların hedefleri olmaz. Onların hedefleri Allâh. Bundan dolayı Allâh onlara verse de, vermese de Allâh’a tabidirler. Allâh onlara nimetlerini sıksa da, açsa da imanları sarsılmaz, her zaman Allâh’a tutunmanın şevki ve mutluluğu içindedirler. Teğâbûn suresi/16 “Öyle ise gücünüz yettiği kadar Allâh’tan korkun.(O’nun öğütlerini) dinleyin.(O’na)itaat edin ve kendi iyiliğinize olarak(mallarınızı Allâh uğrunda)harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar, kurtuluşa erenlerdir.” Onlar en büyük nimeti “iman” olarak görürler. Ve Allâh’tan imanlarının korunması ve iman üzere ölmek onların en temel dualarındandır. İman o kadar büyük bir lütuf ki! Bazen çevremizde nefislerinin (heva-heveslerinin)peşine düşmüş kişileri görürüz. Onlara çok kızarsınız. Onlara, yaptıkları haksızlıkların, kötülüklerinin cezasını vermek istersiniz. Allâh onlara cezalarını veriyor da haberleri yok. En büyük ceza, en büyük tokat, imanlarının elinden alınmasıdır. Bu cezaya maruz kalmak istemiyorsak ,Yüce Allâh’ın üzerimizde Kabîd sıfatının tecellisini görmek istemiyorsak imanımızı en güzel şekilde beslememiz, kötü hastalıklardan korunmamız gerekir. Bunlar ilim, güzel ahlak, ihlas, takva, tevekkül. Bu saydıklarımız imanı besler. Kişiyi kalp kasvetinden, gönül darlığından kurtarır. Âdeta imanın kuvvetlenmesini sağlar. Nasıl ki dengeli beslenmek için her gruptan faydalanırsın(karbonhidrat, vitaminler, protein, yağlar, su ve minareler). Bunlar yeterli ve dengeli bir şekilde alınmalıdır. İmanda böyledir. Kalbin beslenmesi içinde ilim, takva, güzel ahlak, ihlâs, ibadet vs. her boyuttan beslenmeliyiz. Yüce Allâh’ın Kabîd nazarını üzerine çekmek yerine Basîd nazarını üzerine çekmenin yolu budur. En önemli nokta da kalbin beslenmesi kesintiye uğramamalıdır. Yüce Allâh sizi sıkıştırdığı zamanlar da kalbin beslenmesini keserseniz, iman zayıflar, erir ve kalp ölmeye mahkum olur. O zamanda yukarıda söylenen imanınızın elinizden alınması tokadını yersiniz. Dar günler de, her durumda imanın zirvede olmasına dikkat etmelisin. Böylece Yüce Allâh’ı menfaatlerinizden dolayı değil, sevgi ve itimadınızdan dolayı imanınızı ispatlamış olacaksınız. İmanın sadakati en çok bu zor zamanlar da belli olur. Her türlü kayba rağmen, her türlü bedel ödemeye rağmen, Allâh’ın ilkeleri üzerinde kararlı mısın? Erkekler Hz. Hüseyin, kadınlar Hz. Zeynep gibi. Hakkın apaçıklığını haykırmak için her türlü bedeli ödemeye hazır mısın? Yoksa siz Allâh’a sadakat yerine dünya nimetlerini mi tercih ediyorsunuz? Râ’d suresi/26 “Allâh dilediğine rızkı açar, kısar. Onlar dünya hayatıyla sevindiler. Oysa âhiretin yanında dünya hayatı bir geçimden ibarettir.” İnananlar dünya nimetlerinin kısılmasından etkilenmezler. Onlar Allâh’ın yanında kendilerinin değersiz olmasından korkarlar. Sizde bu dünyada değişik açılardan zorlanabilirsiniz. Örneğin; çocuğunuz olmuyor. Her türlü tıbbi yöntemi denediniz, olmadı. Ne düşünürsünüz. Allâh’a itimada devam mı? Bu şekilde hükmün kendiniz için daha hayırlı olduğuna iman mı? Çocuğunuz olmamasına rağmen kulluk ve şükür en güzel şekilde devam edecek mi? Allâh’a dualara devam mı? Tevekküle devam mı? Yoksa hayatın amacı sapacak mı? Kendinizi umutsuzluğa, karamsarlığa mı gömeceksiniz? Yoksa başka şeylere mi yöneleceksiniz? Üfürükçülere, hurafelere mi başvuracaksınız? Umutlarınız, hedefiniz, sevginiz, itimadınız, sadakatiniz başka yerlere mi kayacak? İşte önünüzde bir süreç. Ya Allâh diyecekler ,O’nun ilkeleri üzerinde sabit duracaklar yada Allâh demeyecekler, başka hedeflere kayacaklar. Yada bu yıl toprağınız ürün vermedi, ne yapacaksınız? Duruşunuz da bir değişiklik olacak mı? Yada bir mücadeleye girdiniz. Bu mücadelede yenilgiye uğradınız. Yada bir hastalığa yakalandınız, yada çok sevdiğiniz birisini kaybettiniz. Bunlara izin veren, kün(ol)diyen Kabîd olan Allâh’tır. Bu olaylar sizde ne gibi değişiklikler yapar.? Ya olumlu bir duruşa geçersiniz, yada olumsuz bir yola girersiniz, yada halâ aynısınız. İnanan insan Allâh’ın her türlü takdirinde hikmet düşünür. Çünkü Allah hikmetle hükmeden El-Kabîd’tir. O nasıl dilerse, o insan için , o hayırlıdır. Şûra suresi/27 “Allâh kullarına rızkı bollaştırsaydı, yeryüzünde azarlardı. Fakat (O rızkı) dilediği ölçüde indiriyor. Çünkü O kullarını (n her halini)haber alandır, görendir.” Allâh rızkı üzerimize bolca yağdırsaydı-ki Allâh bunu yapmaya muktedirdir-nefsini terbiye etmeyenler bu nimetleri kullanarak, kim bilir zulüm ne kadar ayyuka çıkacaktı. Bazı zalimler, araçlarının eksikliğinden emellerini geniş çaplı yapamıyorlar. Yüce Allâh cümlemize nefsimizin kaldırabileceği kadar nimet versin. Hesabını veremediğimiz rızkı bizlere nasîp etmesin. Bizleri bu dünyada muaf tutsun. Eğer, insanlar hevalarını aşarlarsa, nimetleri hedefleri olan Allah rızası uğrunda kullanırlarsa, o zaman araçlar bir lütuf durumuna geçer, onlar için. Bakara suresi/245 “Kimdir o adam ki, Allâh’a güzel bir borç versin de, Allâh’ta ona kat kat fazlasıyla (verdiğini)ödesin, Allâh (rızkı)kısar da açar da. Hep O’na döndürüleceksiniz.” Hem o rızkın hesabını ödeme durumuna düşecekler. Hem de sorumlu olacaklar. İnananlar ise şartları Allâh’a yaklaşmada kullanırlar. Her türlü şartlarda Allâh’ın dediklerinin sınırlarına dikkat ederler. Rabb’inin dediklerini çiğnememek onların mücadele gayesidir. Yoksa mal biriktirmek, çok çocuk sahibi olmak, güzel yaşamak, güzel kadınlar edinmek, dünya hayatının güzellikleri onların dikkat ettiği noktalar değildir. Onların imanları asla kesintiye uğramaz. Rab’lerine her zaman güvenirler, hamd ederler, himayesine girerler. Unutmamak gerekir ki şeytan fırsatları kaçırmaz. Zillete düşürmek için bu zor zamanları kullanırlar. Fakat uyanık olan, imanda şüpheye düşmeyen müslümanlar bu tuzaklara aldanmazlar. Allâh’ın Kabîd olduğuna iman ettikleri gibi, Kerîm, Rezzak, Latif, Rahîm, Vedud, Basîd olduğuna da iman ederler. Bu yüzden zaafa düşmezler. Her şeye rağmen Allâh’ı tesbih ederler. Her bedel, her şart onların yanında Allâh için en basit fedakarlıklardır. Öyle iman ederler ki bazen Allâh’a olan sadakati bozmama uğruna , dar ve zor günleri kendi elleriyle hazırlarlar. Bile bile zor anlara kendi kendilerini atarlar. Uhdud kavmini, Ashab-ı Kehfi unutmayalım. Uhdud kavmi Allâh’a imanı terk etmektense ateşte yanmayı tercih etmiş. Ashab-ı Keyf Allâh’a olan imanlarını korumak için kendilerini mağaraya hapsetmiş. Hz.Muhammed(saa) ve çevresinde iman üzere yaşamak uğruna aç, susuz, tehlike içerisinde 800km.yolu yaya yürüyerek, vatanlarını, akrabalarını, evlerini, işyerlerini terk ederek Mekke’den Medine’ye göç edenler olmuştu. Hz. Hüseyin(as) ve yarenleri ölümü göze alarak Hakka tâbiiliği ispatı uğruna yola çıkmışlardır. Saysak bitmez bu zor imtihanlardan geçen müslümanları. Bu anlattıklarımız şunu bize gösteriyor. İster Allâh’ın isteği üzere olsun, ister kendi tercihleri, her inanan zor anlarda da Rabb’ine dayanır. Rabb’ine verdiği misak üzere durur. Rabb’inin ilkelerini yaşar her zorluğa rağmen. Bakara suresi/155 “Biz sizi biraz korku, biraz açlık , biraz mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmeyle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!”

Parolamız; Yüce Allah’ın her sıfatının yanında El-Kabîd olduğuna iman ettik. Allâh dilerse kısar, dilerse açar. Her şey O’nun dilemesiyle olur. Lâ Kabîde illâ El- Kâbid

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

TARKAN, GEÇÇEK VE GELECEK Sosyal medya da gündeme oturan Tarkan’ın “geççek” klibini merak ettim, ben de izledim. Evet başarılı bir klip olmuş. Tarkan’ın hakkını iyi vermek gerek. Güzel sunmuş. Ancak b

MİRAÇ VE HİBETULLAH Zer âleminde Resulullah’ın (saa) tüm insanlar ve seçkinler arasında en seçilmiş kişi olduğunu biliyoruz. O gün sorulan tüm sorulara Resulullah(saa), tüm insanlar arasında en hızlı