EL-HÂFİD

EL-HÂFİD Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan, değerini azaltan anlamına gelir. Vücudunuzun herhangi bir bölgesinde apse gelişti veya alerji oluyorsunuz… Bunları kim yapıyor? Elbette sizin kendi kararınız değildir. Yani siz kendi kendinize “Bu organım ağrısın yada alerji olayım yada gözlerimde renk körlüğü olsun”diye karar almazsınız. O halde sağlığınıza hükmeden, gücü yeten ve aynı zamanda dilediğini takdir eden biri var. Demek ki Melik olan Allâh dilerse bedeninizdeki bazı kararları geri çekebilir. Yada okula gidiyorsunuz, ne kadar çok okusanız da başarılı olamıyorsunuz. Elbette kavramanızı azaltan Allâh’tır. Yada bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Yolculuğunuzun tamamlanıp tamamlanmayacağına karar veren Allâh’tır. Yüce Allâh bize verdiklerinin tasarrufunu elinde tutan, elbette istediği zaman lütuflarını geri alabilendir. Allâh, hayatta verdiği her çeşit tasarrufunu geri çekebilir. Örneğin; bir zamanlar Allâh İsrailoğullarına birçok nimetler ve seçkinlik vermişti. Bakara sûresi/122 «Ey İsrailoğulları, size verdiğim nimeti ve sizi âlemlere üstün kılmış olduğumu hatırlayın.» Fakat onlar bu lütufların kıymetini bilmeyince, Rabb’im onları zillete düşürdü. Ve kendi değerlerini, Rabb’imiz ve Rableri olan yüce Allah’ın yanında kaybettiler. Âl-i İmrân sûresi/21-22 «O, Allâh’ın ayetlerini inkar edenler, haksız yere peygamberleri öldürenler, insanlar arasında adaleti emredenleri öldürenler (var ya) onları acı bir azap ile müjdele. Onların yaptıkları dünyada da, âhirette de boşa çıkmıştır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.”» Bakara sûresi/161-162 «Ama âyetlerimizi inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüş olanlar, işte Allâh’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onların üstünedir. Ebediyen lanet içinde kalırlar. Ne kendilerine azâp hafifletilir, nede onlara fırsat verilir.» Değeri düşüren Allâh’tır. Fakat Allâh’ın böyle dilemesine sebep olan ise kendileridir. Hafid olan Allâh insana değer verdiği gibi hak etmeyenlerden o değeri alandır da. Yüce Allâh öncelikle insanları değerli olarak yaratmıştır. İslam fıtratı üzere… Rum sûresi/30 «Sen, yüzünü, Allâh’ı birleyici olarak doğruca dine çevir. Allâh’ın yaratma kanununa (uygun olan dine dön) ki insanları ona göre yaratmıştır…» Tin sûresi/4 «Biz insanı en güzel biçimde yarattık…» Sonra insana, bu yapı ve fıtratını koruması için kitaplar ve resuller aracılığıyla ilahi ilkelerini verdi. Bu ilkeler üzerinde yaşayanlara da unvan verdi. Kur’an-ı Kerîm’de bu ünvanlar sık sık geçmektedir. İsterseniz bazılarını sıralayalım. 1.Halife (Önceden açıklamıştık). En’âm sûresi/165 «Sizi yeryüzünün halifeleri yapan …» 2.Muvahhid (Allâh’ı birleyen). Al-i İmrân sûresi/67 «İbrahim ne Yahudi, ne Hıristiyandı. Ancak o Hanif (muvahhid) bir müslümandı. Müşriklerden değildi.» 3.Hanif (Allâh’ı birleyen). Âl-i imrân sûresi/95 «De ki; Allâh doğru söyledi. Öyle ise dosdoğru Hanif (Allâh’ı birleyici) olarak İbrahim dinine uyun…» 4.Müslüman (Allâh’a teslim olan). Hacc sûresi/78 «… O (Allâh) bundan öncede, bu (Kur’an) da size “Müslümanlar” adını verdi ki, peygamber size şahid olsun, sizde insanlara şahid olasınız…» 5.Mü’min (Emin, güvenilir olan) Rum sûresi/14 «… O gün müminler sevinirler…» 6.Şahit (Hakikâtın tanığı olan, örnek müslüman) Hacc sûresi/78 «…Peygamber size şahid olsun, sizde insanlara şahit olasınız. Haydi namazı kılın, zekâtı verin ve Allâh’a sarılın. Sahibiniz O’dur. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır. (O) » 7.Mûttâki (Allâh’ın sevgisini kaybetmekten sakınan.) Bakara sûresi/2 «İşte O kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur. Muttakiler için yol göstericidir.» 8.Sadıklar (Allâh’a sadık olan) Ankebut sûresi/3 «And olsun biz, onlardan öncekileri sınadık. Elbette Allâh sadıkları bilecek, yalancıları bilecektir.» 9.Ahbar (Allâh için kendini ilme adayanlar) Mâide sûresi/44 «…Kendilerini (Allâh’a) teslim etmiş Rabbaniyunlar ve ahbarlar…» 10.Rabbaniyunlar (Zahidler) Mâide sûresi/44 11.Rasıunlar(ilimde derinleşenler) Nisa süresi/ 162 “Ancak onlardan ilimde derinleşenler ile mü’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar........’’ 12.Ulu’l elbab (Allâh için aklını kullananlar-aklı selim olanlar) Zûmer sûresi/18 «Onlar ki, sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar Allâh’ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir ve onlar aklı selim sahipleridir.» 13.Hizbullâh (Allâh’ın taraftarları) Mâide sûresi/56 «Kim Allâh’ı, peygamberini ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) Allâh’ın taraftarları (hizbullâh) üstün gelecektir.» 14.Kanitun (Allâh için el-pençe divan duranlar, saygı duyanlar) Âl-i imrân sûresi/17 «Sabredenleri, doğru olanları, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranları…» 15.Vasat (Allâh’ın dediği gibi itidalli olanlar) Bakara sûresi/143 «Böylece sizi, insanların üzerine şahit olmanız ve peygamberinde sizin üzerinize şahit olması için vasat bir ümmet kıldık…» 16.Mücahid (Allâh için malıyla ve canıyla çabalayanlar) Ankebut sûresi/69 «Bizim uğrumuzda cihad edenleri, biz elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allâh iyilik edenlerle beraberdir.» 17.Muhlis (Allâh’a halis olarak iman edenler) Saffat sûresi/40 «Ancak Allâh’ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna” 18.Muhacir (Allâh için hicret edenler) Hacc sûresi/58 «Allâh yolunda hicret edip sonra öldürülen veya ölenlere gelince; Allâh onları muhakkak güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allâh rızık verenlerin en hayırlısıdır.» 19.Ensârlar (Allâh yolunda olanlara yardım edenler) Enfâl sûresi/72 «İman edenler, hicret edenler, Allâh yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve onları barındırıp kendilerine yardım edenler, işte bunlar birbirlerinin dostlarıdırlar…» 20.Muhsinler (Allâh’ı görüyormuş gibi yakinen iman edenler). Lokman sûresi/2-3 «Bunlar, hikmetli Kitab’ın âyetleridir. Muhsinlere bir rahmet ve yol gösterici olarak (indirilmiştir).» 21.İnsan (Fıtratını koruyabilenlere denir) İnsan sûresi/2 «Biz insanı karışık bir nutfeden yarattık. Onu imtihan etmekteyiz…» Bu sayabildiğimiz ve kısaca açıklama yaptığımız bu unvanlar Allâh tarafından kendisine tabî olanlara layık görülmüştür. Fakat insanoğlu Allah'a ve Resul'üne olan biatını bozunca, yüce Allâh’ta onlara verdiği unvanları geri alır, onları makamlarından aşağı seviyelere indirir. Ve onlara aşağı düşenlere layık oldukları isimler ile sıfatlandırır. İşte bu isimlerden bazıları: 1.Kâfir (Allâh’ı ve işaret ettiklerini inkar eden, gerçeği örtenler, gizleyenler.) Bakara sûresi/39 «Ama inkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateşe atılacak olanlardır. Onlar orada sonsuza kadar kalacaklardır.» 2.Fasık (İnandığını söyleyip te amel etmeyenler) Mâide sûresi/47 «…Kim Allâh’ın indirdiği ile hükmetmezse işte, onlar yoldan çıkmışlardır.» 3.Münafık (İnanmadığı halde bazı ibadetleri yapanlar). Tevbe sûresi/73 «Ey peygamber, kafirlerle ve münafıklarla cihad et, onlara sert davran, onların varacakları yer cehennemdir, ne kötü bir gidiş yeridir o!» 4.Hizbuşeytan (Şeytanın taraftarları) Mücadele sûresi/19 «Şeytan onları sarıp kuşatmıştır. Böylelikle onlara Allâh’ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar Hizbuşşeytandır…» 5.Yalancılar Rahman sûresi/16 «Şimdi Rabb’inizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz.» 6.Zalimler (Hakikatı yerinden oynatarak haksızlık yapanlar) Bakara suresi/270 «…Zalimlerin yardımcısı yoktur.» 7.Süfehâü (Yüzeysel düşünen, hafif akıllılar) Bakara sûresi/13 «…İyi bilin ki, asıl beyinsizler kendileridir, fakat bilmezler.» 8.Canlıların en kötüsü Enfâl sûresi/22 «Allâh katında canlıların en kötüsü bir şeye akıl erdiremeyen, sağır ve dilsizlerdir.» Sağır ve dilsiz; mecazi olarak kullanılmıştır. Hakkı duymayan ve konuşmayanları, sağır ve dilsiz olarak nitelendirmiştir. 9.Hayvan (Fıtratını bozmuş, başka canlılara benzeyen) A’râf sûresi/179 «Cehennem için de insanlardan ve cinlerden pek çok kimse yarattık ki, onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar, gözleri vardır onlarla görmezler ve kulakları vardır onlarla duymazlar. Bunlar hayvan gibi, hatta daha aşağıdırlar. İşte bunlar gafillerdir.» 10.Müşrik (Şirk koşanlara denir) A’râf sûresi/191 «Hiçbir şeyi yaratmayan, kendileri yaratılan şeyleri (Allâh’a) ortak mı koşuyorlar.» 11.Tağut Bakara sûresi/257 «…Kafirlerin dostları da tağuttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır. Onlar ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır.» Bunun gibi onuru ve izzeti elinden alınmış, nimetlerin arkası gelmeyen, ebter, artık Allâh’ın rahmet ve sevgisini kaybetmiş durumuna düşerler (Allâh muhafaza etsin cümlemizi). Bu yüzden insan, hedefinden saparsa, ilkeleri üzerinde yaşamazsa, aynı değerde kalabileceğine inanmasın. Her ne kadar beden aynı olsa da onların ruhları dejenere olmuş, fıtratı bozulmuştur. Bir insan kabullendiği ve kabullendirdiği unvanıyla bilinir. Sen bu unvanlardan hangisiyle varsın. Her insan Allâh’ın yanında, hangi unvanda olduğunu düşünmelidir. Allâh’ın yanındaki değerin nedir? Eğer Allâh’ı ikna etmişsen o unvan senindir. Yoksa insan, Allâh’a teslim olmuyorsa kendini Müslüman, Allâh’tan sakınmıyorsa kendini müttaki, Allâh’ın ilkelerini yaşamıyorsa kendini örnek insan göremez. Allâh’u Teâla sana izzeti mi, zilleti mi layık görüyor. Bunu düşün. İnsan kendini Rabb’inden ayırıyorsa, başka taraflara kayıyorsa, o zaman Rabb’in, seni verdiği seviyeden aşağı düşürür. Sana verilen unvanlar elinden alınır. Ve artık Yüce Allâh, senin dostun ve yardımcın değildir. İlâhi rahmet kesilir. Kalp gözlerin kapanır. Aydınlık oda yerini karanlığa bırakır. Kalpler kaskatı olur. Bugün Allâh’a tutunmayan, O’nun ilkelerine duyarsız davranan, inandığını söyleyip amel etmekten gafil olanlar, maalesef bu karanlığa gömülmüşlerdir. Buna binaen din, can, mal, nesil ve akıl emniyetinin bozulması Allâh’a olan ihanetin bir tokadı değil midir? Hangi kesime bakarsanız bakın, orada huzur ve adalet kalmamıştır. Yerinde fesat ve hile kokuyor. Onur, güzel ahlak ve ilimden eser kalmamıştır. Sevgi, güven ve sadakat söz konusu bile değildir. Cesaret korkaklığa, ilim cehalete, adalet zulme, dürüstlük riyakârlığa, merhamet gaddarlığa, cömertlik cimriliğe dönüşmüştür. Âlenen her türlü haksızlık yapılıyor. Ve bu gâyet meşru görülüyor. İnsan için bedeni istek ve ihtiyaçlar ön plana çıkmış ve bunu karşılamak için her türlü yol mubah görülmüş. Velhasıl bu gittikçe devleşen bir hastalık. Bizler bu halde iken, Allâh elbette değerlerimizi düşürür. İnsanlar Allâh’a duyarsız iken, Allâh ne diye onlara duyarlı olsun. Ahsen-i Takvim üzere seni değerli yaratan Allâh’a kulluk edeceğin yerde asî olursan, elbette ki Allâh’ta seni esfeli-safiline düşürür. Şems sûresi/7-10 «Nefse ve onu şekillendirene, ona bozukluğunu ve korunmasını ilham edene and olsun ki; nefsini temizleyen felâh bulmuş, onu alçaltan da ziyana uğramıştır.» Yani kendi yaptıklarını boynuna doluyorsun. Doğru olanı tercih etmişsen ne mutlu sana ,yok yanlış olanı tercih etmişsen biran önce Yüce Rabb’inden özür dile. İstersen tevbe eder, kendini düzeltebilirsin. Böylece düştüğün yerden yine ayağa kalkmayı başarabilirsin. Bakara sûresi/160 «Ancak tevbe edip (durumlarını) düzeltenler, (gerçeği) açıklayanlar başka. Onları bağışlarım. çünkü ben tevbeyi çok kabul edenim, çok esirgeyenim.» Biz Yüce Allâh’ın Hafîd sıfatından anlıyoruz ki, gelişi güzel yaşamak, bizden çok şeyi alıp götürüyor. Bu şekilde hiçbir şey olmuyormuş gibi duramayız. İnsanlar günahlara gömülürken Yüce Allâh’ın Hasîb, Kahhar, Cabbar, Melik, Kabîd, Hafîd, Mûzil, Müheymin, Şahit olduğunu unutmamaları gerekir. Hafîd sıfatının yanında diğer sıfatları da düşünmelidirler. Bu yüzden insan, kendi düşüşüne sessiz kalmamalıdır. Bu düşüşün önüne sed çekmelidir. Aksi takdirde bu düşüş üzere ölebilir ve Yüce Allâh’a bu hal üzere dönüş yapabilir. (Allâh muhafaza etsin) Peki ne yapmalı? En önemlisi, hayatı ciddiye almalıdır. Bu hayat kendisine bir kereye mahsus verilmiş. Bir daha, dünyaya gelmeyecek. Bu yüzden çıkmak istediği mertebeyi düşünmelidir. Allâh katında nasıl tanınmak, ne unvan almak istiyor. O gün hangi isim, unvan ve derecede çağrılmak ister. Bunu düşünmeli?! Başarı oranın, barajı aşacak mı? Yeryüzündeki ödevler ve görevler yapıldı mı? Temiz yaratılan nefsin Rabb’ine geri dönerken temiz olacak mı? Mazeretlerin geçerli olacak mı? Yeryüzünde iyi mi, kötü mü çığırlar açtın? Neyin örneği, önderi oldun? Hakkın mı, haksızlığın mı? Hayat hikayen dinlenmeye değer olacak mı? Bunları sor kendine, cevaplarını bul. Sen neye layıksan, Rabb’in sana onu takdir edecektir. Hiç kimse sanmasın. Dünyada iken sorumsuzların cennete, duyarlıların da cehenneme gideceğini. Allâh’u Teâla kendi taraftarlarına, değer verdiklerine cenneti, diğer taraflarda kalanlara, değer vermediklerine de cehennemi layık görecektir. Allâh vaadini yerine getirendir. Rum sûresi/6-7 «(Bu) Allâh’ın va’didir. Allâh va’dinden caymaz. Fakat insanların çoğu bilmezler. Onlar, sadece şu yakın hayatın dış yüzünü bilirler. Âhiretten ise onlar tamamen gafildirler.» İnsanların gözünde ne durumda oluşun önemli değil, önemli olan Rabb’inin gözünde ne durumda duruşundur. Bu yüzden hayatının her anında Rabb’inin sana şahit olduğunu unutma.

Parolamız; Yüce Allâh’ın, her sıfatının yanında El-Hâfid olduğuna iman ettik. Lâ Hafide illâ El-Hafid.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

TARKAN, GEÇÇEK VE GELECEK Sosyal medya da gündeme oturan Tarkan’ın “geççek” klibini merak ettim, ben de izledim. Evet başarılı bir klip olmuş. Tarkan’ın hakkını iyi vermek gerek. Güzel sunmuş. Ancak b

MİRAÇ VE HİBETULLAH Zer âleminde Resulullah’ın (saa) tüm insanlar ve seçkinler arasında en seçilmiş kişi olduğunu biliyoruz. O gün sorulan tüm sorulara Resulullah(saa), tüm insanlar arasında en hızlı