El-BÂSIT OLAN YÜCE ALLAH'TIR.

EL-BÂSIT Yayan, açan, genişleten, bolluk veren demektir. Düşünün ki herkesin malı, işi, eşi, çocukları, yetenekleri, aklı, ilmi vs. aynı ve eşit olsun. Bu durumda dünya hayatının, mücadelenin, çırpınmanın, yarışmanın ne anlamı olurdu? Oysa Allâh herkese farklı farklı taksimat yapmıştır. Zuhruf suresi/32 “Rabb’ini rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik ve onlardan kimini ötekine derecelerle üstün kıldık ki biri diğerine iş gördürebilsin. Rabb’inin rahmeti, onların toplayıp yığdıklarından daha hayırlıdır.” Demek oluyor ki farklılık bir hikmete dayanıyor. Allâh herkesi farklı var ederken, her insanı kendi şartları içerisinde imtihana sokuyor. Bu şartlar zor zamanlar da olabilir; rahat zamanlarda olabilir. Her iki duruma hükmeden Allâh’tır. Önemli olan her iki durumda da hedefi unutmamak, imtihanı başarılı olarak geçirmek. El-Kabîd sıfatı anlatırken kişinin zor zamanlarda Allâh’ı unutmaması, ancak Rabb’ine dayanırsa bu engelleri aşabileceğine inanması gerektiği anlatıldı. El-Bâsıt sıfatına iman eden kişinin bol zamanlar da Allâh’ı unutmaması, şımarmaması ve verilen nimetleri Allâh’a hizmet amacıyla kullanması gerekir. Zenginlik, ilim, mevki, çocuk, ev, eş, sağlık gibi nimetler Allâh yolunda olmayacaksa, bunların sahibi olmanın ne avantajı olabilir! Zengin olan fakir olana göre daha çok hizmet edecek. Aksi takdirde nimetler Allâh yolunda kullanılmayacaksa, Allâh’ın yanında zengin ile fakir arasında, sağlıklı ile fakir arasında ne fark var? Belki hasta olanın, fakir olanın Allâh’a bir mazereti olacak, fakat zengin veya sağlıklı olanın bir mazereti de olmayacak. Yüce Allâh bazı insanlara mal genişliği, bazılarına yetenek, bazılarına akıl, bazılarına evlat vs. veriyor. Daha da ayrıntılara girersek karı- kocanın birbirilerine gönüllerinin açık olması, Anne-baba ve evlat arasındaki bağlılık, insanlar arasında kaynaşma olması, sevginin, güvenin, merhametin yayılması, ilimi kavrama, ömrünün uzun olması, sağlığının devamlılığı, susuzluğun giderilmesi, sıkıntının çözülmesi, büyüme ve gelişmenin devamlılığı, bitki ve hayvanlardan ihtiyaçlarının giderilmesi, denizlerden yararlanılması, kazalardan kurtulma, işlerin yolunda gitmesi, psikolojik sağlığın yerinde olması, olumlu düşünme, ailemizin korunması, ev, araba, işyeri sahibi olmanın hepsi Yüce Allâh’ın El- Bâsıt olmasının tecellileridir. Her insan değişik boyutlardan bu genişlikten yararlanıyor. İster bedeni ihtiyaçlar olsun, ister ruhi ihtiyaçlar olsun. Her insan bu nimetlerden yararlandıktan sonra farklı bir davranış gösterir. Allâh’a iman edenlerin hepsi yalnızca iki davranışa geçerler. Rabb’lerine hamd ederler. Hedefi olanlar bu dünyada en çok istedikleri kalplerinin zengin olması, dolayısıyla ayaklarının İslam üzerinde sabit durmasıdır. El-Bâsıt olan Allâh’tan en çok kalplerimizin açık olmasını istemeliyiz.

En’âm suresi/ 125 “Allâh kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslam’a açar. Kimi de saptırmak isterse onun da göğsünü göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. Allâh, inanmayanların üzerine işte böyle pislik (sıkıntı)çökertir.” Bu nedenle Yüce Allâh’ın göğsümüzü açması, gönül zenginliği vermesi için, El-Bâsıt olan Allâh’ın nazarını üzerimize çekmeliyiz. Bu nasıl olacak? Elbette Yüce Allâh’ın hatırını unutmayarak, dediklerine dikkat ederek ve yüzümüzü en samimi duygularla Allâh’a dönerek olur. Aksi takdirde Yüce Allâh’ın takdir ve nazarını kazanmadıktan sonra dünya nimetleri açısından zengin olmuşuz neye yarar.

Enfâl suresi/ 28 “Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız birer imtihandır. Allâh’a gelince mükafat O’nun yanındadır.” Dünya hayatı deyince, bu dünya hayatının tüm içerdikleridir. Örneğin; evlat. Bu dünyaya ait bir olay. Âhiret hayatında üreme yok yada doktorsunuz, bu dünya ile ilgili, yoksa âhirette doktorluğunuz geçersizdir. Çünkü orada hastalık söz konusu değil. Yada tarlanız var, ekiyor, biçiyorsunuz. Ama öbür dünyada iş kaygısı, aç kalma endişesi yok. Bu dünyada verilen nimetler çocuk, mal, ev, mevki, iş, tarla, dükkân, araba vs. vardır. Fakat bu verilen nimetler hangi amaç uğruna tüketiliyor, niçin? Hâlbuki Allâh bize bir unvan vermiş. “Yeryüzünün halifeleri”.

En’âm suresi/165 “Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde, sizi denemek için, kimimizi kimimizden derecelerle üstün kılan O’dur. Şüphesiz Rabb’in cezası çabuk olandır ve O bağışlayan, esirgeyendir.” Halife yeryüzünün efendisidir. Onlar dünya nimetlerini hedefe varmak için kullanır. Kulluğunu en güzel şekilde yapmak için çırpınır. Her aracı binek olarak görür. Tabî, bu inananların mücadelesidir. İnanmayanların, Rabb’ine teslim olmayanların hedefleri çoktur ve farklıdır. Bu yüzden şirk içerisinde yüzerler. Onlardaki en belirgin ortak karakterlerde dünya buyruğuna girmeleridir. Tüm gayeleri, çırpınmaları dünya hayatındaki araçlardır. Onlar dünyaya bineceklerine, dünya onlara binmiştir. Hâlbuki bunların hepsi geçici olan araçlardır.

Kehf suresi/46 “Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Kalıcı olan güzel işler ise Rabb’inin katında, sevapça da daha hayırlıdır.” Eğer dünya hayatının nimetlerinin bir ehemmiyeti olsaydı, Rabb’imiz onları kâfirlere vermezdi.

Maide suresi/36 “O inkâr edenler var ya, eğer yeryüzünde olanların hepsi ve onun bir misli daha kendilerinin olsa da, kıyamet gününün azabından kurtulmak için (bunları)fidye verseler, kendilerinden kabul edilmez. Onlar için acı bir azap vardır.” A’râf suresi/51 “Onlar ki dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı, kendilerini aldattı. Onlar bugünleriyle karşılaşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi bile bile nasıl inkar ediyorlar idilerse, bizde bugün onları öyle unuturuz!” O halde nimetleri bolca veren Allâh ‘tan bizlere güçlü bir irade ve kararlı bir kalple iman etmeyi ve salih ameller işlemeyi nasîp etmesini dileyelim. Eğer gerçekten iman ve salih amelleri artırma açısından dünya nimetlerini araç olarak kullanacaksak, dünya nimetlerini üzerine arttırmasını da isteyelim. Aksi takdirde imana faydası olmayan dünya nimetlerinin ne önemi olabilir... Düşünün! Siz Allâh’tan evlat istiyorsunuz. Allâh’ta veriyor. Çocuk ta dünyaya gelirken anne-baba birçok sıkıntılardan geçiyor. Baba çocuğun ihtiyaçları ile çırpınırken, anne çocuğun bakım ve eğitimi için uykusuz kalıyor, zaman zaman aç, susuz kalıyor, yoruluyor, sürekli endişe taşıyor. Velhasıl yıllarca süren bir zahmet. Sonunda çocuğunuz bir yetişkin oluyor. Ama bu yetişkin bir kâfir. Yıllarca harcadığınız emekler bir kâfir yetişsin diye mi oldu? Ne dünya hayatına bir hayır, ne da âhiret hayatına. Aksine dünyada yük, âhirette de aleyhine şahit oldu. Bu durumda evlat sahibi olmanın ne kıymeti kaldı. Yüce Allâh lütfetti sana. Uzun bir hayat verdi.80-90 veya 100 yıl yaşadın. Hedefin Allâh olmadıktan sonra yaşamanın ne değeri var! Bunun gibi bize verileni ne yolda tüketiyoruz? Ayrıca nimetleri önümüze seren Allâh’a şükretmedikten sonra, o nimetleri kullanmaya hakkımız var mı?

Râ’d suresi/26 “Allâh, dilediğine rızkı açar ,kısar.(onlar)dünya hayatıyla sevindiler. Oysa âhiretin yanında dünya hayatı bir geçimden ibarettir.” Âhiret hayatı, dünya hayatından ayrı değildir. Âhiret, dünya hayatının devamıdır. Dünyada nasıl bir karakter üzere isen, âhirette de öyle devam edeceksin. Bu dünyada dostlarım kim? Orada da aynı karakter de dostların olacak. Bu dünyada gayelerin ne ise, orada da o gayelerinle uğraşıp duracaksın. Bu dünyada cimri isen o hayatta da öyle olacaksın. O halde bu dünya da yaşarken, âhirette nasıl olmak istiyorsan ,burada iken belirle ve hayatını ona göre dizayn et. Âhiret dünyanın devamı olarak düşünmelisin. Dünyada cahil olanın Âhiret hayatında Âlim olmasını bekleyemeyiz. Dünya da Allâh’ı ciddiye almayanların, âhirette Allâh’ın onları kabul etmesini bekleyemeyiz. Dünyada peygambere uzak olanların, âhirette peygambere komşu olmasını bekleyemeyiz. Dünyada âyet bilmeyenlerin, âhirette soruları cevaplandırmalarını bekleyemeyiz.. Durum bu iken Allâh yeryüzünü bize döşek, semayı bina, içindekileri de sunmuşken bu fırsatı kaçırmayalım.

Bakara suresi/22 “O(Rabb)ki yeri sizin için döşek, göğü de bina yaptı. Gökten su indirdi. Onunla size rızk olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse sizde, bile bile Allâh’a eşler koşmayınız.” Bâsid olan Allâh’ın sunmuş olduğu her türlü nimetleri kullanarak Yüce Allâh’ın âhirette de bizlere El-Bâsid olması için Rabb’imizi gösterdiği yola girelim. Tüm dünya nimetlerine son verildiği gün “ben ne uğruna, ne yolunda ölüyorum” sorusuna kendimizi cevapsız bırakmayalım. Tükendiğimiz, yorulduğumuz, harcandığımız bu yol, bizleri pişmanlık duymayacağımız yol olsun. Allâh’ın rahmetinin geniş olduğu yol, kendisinin gösterdiği yoldur. O yoldan başka yollarda hayır yoktur. O halde demek ki Rabb’im kendi yoluna girenlere Bâsit, Kerîm, Latif, Gani olacak. En büyük zenginlik Rabb’imin yanındadır.

Fatiha sûresi/4–7 “Ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım isteriz. Bizi doğru yola ilet. Nimet verdiğin kimselerin yoluna. Kendilerine azap edilmiş olanların ve sapmışların yoluna değil.”(Ya Rabb)

Parolamız; Yüce Allâh’ın her sıfatının yanında El-Bâsıt olduğuna iman ettik. Lâ bâsıte illâ El-Bâsıt.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

TARKAN, GEÇÇEK VE GELECEK Sosyal medya da gündeme oturan Tarkan’ın “geççek” klibini merak ettim, ben de izledim. Evet başarılı bir klip olmuş. Tarkan’ın hakkını iyi vermek gerek. Güzel sunmuş. Ancak b

MİRAÇ VE HİBETULLAH Zer âleminde Resulullah’ın (saa) tüm insanlar ve seçkinler arasında en seçilmiş kişi olduğunu biliyoruz. O gün sorulan tüm sorulara Resulullah(saa), tüm insanlar arasında en hızlı