top of page

EL-AZİZ

Fatır sûresi /2 “Allâh insanlara bir rahmet açtı mı, onu tutan olamaz. O’nun tuttuğunu da O’ndan sonra salacak yoktur. O üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.”        Hiçbir Müslüman sıkıntı ve zorluklar karşısında, ümitsizliğe düşmesin. Yüce Rabb’inin Aziz’liğine güvensin.  Allâh hiçbir sorun ve olay karşısında acizliğe düşmez. O, her sıfatından Aziz’dir. Merhameti, sevgisi, ilmi, kudreti, iradesi, müdahalesi, hükmü, yaratması… Her açıdan güçlüdür, üstündür, zorlanmaz, zorlanamaz. O halde Müslüman, Yüce Allâh’a dayanırsa o müslümandan daha emin kim olabilir? O Müslüman nasıl olurda ümitsiz ve çaresiz kendini hisseder. Eğer kendini ümitsiz ve çaresiz hissediyorsa, Rabb’inin Aziz’liğinden ya şüphe ediyordur, ya da haberi yoktur. Bakara sûresi /129 “Rabb’imiz, onlara kendi içlerinden senin âyetlerini, kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmet öğretecek, onları temizleyecek bir elçi gönder. Her zaman üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin, sen.”      Bu âyet, Müslüman kardeşim için çok güzel açıklıyor. Yüce Allâh Aziz’dir. Şeref ve üstünlük O’nundur. Kim Yüce Allâh’a inanırsa, O’nun yolundan giderse, O’nun yolunu izzetli ve şerefli bilirse, bilsin ki izzetli ve şerefli olan Rabb’im, o kuluna da şeref ve üstünlük verir.

    Fâtır sûresi /10 “Kim şeref istiyorsa (bilsin ki) şeref tamamen Allâh’ındır. (O’nu dilediğine verir) Güzel söz O’na çıkar. İyi amel onu yükseltir. Kötü şeyleri tuzaklayanlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır. Ve onların tuzakları bozulacaktır.” Yüce Allâh’ın sözlerini dinlemeyenler, şeref ve değerlerini kaybederler. Halifelik makamından esfeli-safiline (aşağıların en aşağısına) düşerler. İnsana izzet ve üstünlük veren Allâh’tır. O halde ey insan! İzzet ve halifelik elbisesini giymek istiyorsan Aziz olan Allâh’a dönmeli ve O’na bağlanmalısın. Yoksa alçaklık elbisesini giyip, kendini değeri ve şerefi alınmış bir seviyeye mi düşürmek istiyorsun. Ya izzet elbisesi, ya da zillet elbisesi.

Ey insan! Şuna inanmalısın ki insanı değerli eden vücut şekli değil, kabullendikleridir, arkasından gittiklerindir, amaç edindiklerindir. Hayatına yön veren hedef ve yolun nedir? Hayat yemek, içmek, evlenmek, ev, mal, araba sahibi olmak değildir. Hayattaki değerini, şık elbisen, lüks evin, güzel eşin, zengin kocan, asîl deden, lüks araban ve koltuğun vermez.

Hayattaki değerin, hayata ne anlam verdiğindir. Tüm âlemleri ayakta tutan, onlara misyon veren, onlara sadece maddi boyuttan değil, manevi boyuttan vasıflandıran Yüce Allâh’a bağlanırsan, değerli olursun. Aziz ve Muiz olan Allâh’ın sana verdiği değer önemlidir, başkalarının değil. O halde sen, seni izzetlendirene doğru koşmalısın.

Bakara sûresi /209 “Size açık açık deliller geldikten sonra yine (hak yoldan) kayarsanız, bilin ki Allâh daima üstündür, hikmet sahibidir.”      Yüce Allâh hükmeden, yöneten, hikmeti ve mülkiyeti var eden Aziz Allâh’tır. Aziz olan Allâh için hiçbir noksanlık yok ki azizliğinde şüphe edilsin. Yani gücü yetmez mi? Sevgisi az mıdır, merhameti kuşatmaz mı? Adil davranmaz mı, âlemlere hükmetmez mi? Hâşâ hiçbir konuda yetersiz ve sınırlı değildir.

Bakara sûresi /260 “Hani, İbrahîm de, “Ey Rabb’im! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster demişti. (Allâh) “İnanmadın mı?” dedi. O; “Hayır, inandım, ama kalbim tamamen mutmain olsun diye!” dedi. (Allâh) “Şu halde kuşlardan dört tane al. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir dağın üzerine onlardan birer parça koy. Sonra da onları kendine çağır, hızla yanına geleceklerdir. Ve bil ki Allâh yücedir, hikmet sahibidir.” Dedi.” Toplumumuzda değer ve şeref kavramı da değişmiş. Üstünlüğü zenginlikte, malda, mülkte, soyda, çocuklarda vs. görülmeye başlamış. Hâlbuki bunlarla değer ve üstünlük olsaydı, Yüce Allâh bunları kâfirlere vermezdi. Altını çizerek bir daha söylüyorum. Bunların çoğunluğu ile şeref, değer olsaydı, bunları kâfirlere vermezdi, sadece mü’minlere verirdi.  Onlar beni bir gün terk ediyorlarsa, ya da ben onları bir gün terk ediyorsam, onların varlığı bana nasıl değer kazandırabilir. Demek ki bu saydıklarımız insanları üstün ve değerli etmez. Değer, ancak kabul ettiği değerlerle olur. Eğer sen mal ile değerli olduğunu sanıyorsan, sen değerli değilsin. Sen sadece malı olan bir adamsın. Malın olmadığı zaman da, sen değersiz birisi değilsin. Sadece malı olmayan bir adamsın. Bu soy, mevki, çocuk vs. ile değerli görenler içinde aynıdır. İnsanlar cepleriyle, eşleriyle, çocuklarıyla kendilerini değerli görüyorlarsa, dik yürüyor, göğüslerini kabartıyor, hava atıyorlarsa acaba cepleri boşaldığı, eşleri ve çocuklarını kaybettikleri zamanda yere bakacak, kendilerini hiç görecek, topluma çıkamayacaklar mı? Eğer bunlarla kendilerini üstün görüyorlarsa varsın yere baksınlar, kendilerini eve hapsetsinler, depresyona girsinler… Oysa gerçek şeref ve üstünlük tutunduğun daldadır. Sen Allâh’ın ipine tutunmuşsan değerlisin, üstünsün. Zenginde olsan, fakirde olsan, kadında olsan, erkekte olsan, güzelde olsan, çirkinde olsan… Sen her halükârda şereflisin, değerlisin, üstünsün. Çünkü sen Süphan ve Aziz olan Rabb’inin himayesine girmişsin. Sen Bilâl-i Habeş gibi olsan bile ne mutlu sana. Onlar hem zenci, hem köle, hem de fakirlerdi. Ama değerlerini biz bile tahmin edemeyiz. Lütfen kimliğini İslâm üzerine inşa et. Et ki sen her şart, her mekânda, her zamanda alnı dik, emin, şerefli ve değerli olasın. Seni zincirlere vursalar, zindanlara atsalar da yine sen çok değerli olursun. Seni bataklığın içine de atsalar yine de sen nurlusun, seni ezseler de, seni sindiremez, değerini düşüremezler. Sen her halükârda sırat-ı müstakim yolcususun. Emin bakış, dik alın, hafif tebessüm her zaman senin yüz tablon olsun. Çünkü sen Emin, Kadir, Hâkim, Melik, Rahîm, Aziz olan Allâh’ın güzel kulusun. Allâh için yenilgi söz konusu değil ki, O’nun kulu için, O’nun taraftarı için de yenilgi söz konusu olsun.

Münafıkun sûresi /8 “Diyorlar ki: “Andolsun ki; eğer Medine’ye dönersek en yüce olan, en aşağı olanı oradan çıkaracaktır! Oysa yücelik Allâh’a, Peygamber’ine ve mü’minlere aittir. Ama münâfıklar bilmezler.”     O halde kimlik kargaşası yaşayan kardeşlerimiz; kendilerini sorgulasınlar. Allâh’tan başka şeylere güvenerek yürüyenler, kendilerini sorgulasınlar. Sıkıntı, darlık ve zorluklara dayanamayanlar kendilerini sorgulasınlar. Gerçekten izzetin, şerefin ve üstünlüğün Allâh’a ait olduğuna inanıyorlar mı? Yoksa yüce Allâh’a imanlarında kararsız, küfür ve imanı bir arada yaşayan, İslâm ilkelerinde diretmeyen, izzet ve onurunu korumayan insanlara, yüce Allâh değer mi verecek? Bilâkis yüce Allâh münâfıkları, alçakları, riyakârları, dünyayı tercih edenleri sevmez. “Ben böyle değilim” diyorsan soruyorum; sana Müslüman denilmesini seviyor musun? İslâmi onurunu koruyor musun? Müslüman olmanın mücadelesini veriyor musun? Kimliğinin sınırları İslâmi ilkelerle mi çizilmiş? İslâm için bedellere hazır mısın?...

Beden hareket ettiği gibi ruhta hareket eder. Acaba ruh izzete doğru mu, zillete doğru mu yol alıyor. Yani ruh’un yüksek mertebelere çıkıyor mu, yoksa alçak mertebelere düşüyor mu?

Âl-i imran sûresi /26 “Ey mülkün sahibi olan Allâh’ım. Sen mülkü dilediğine verirsin ve dilediğinden mülkü alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltırsın. İyilik senin elindedir. Sen her şeye güç yetirirsin.” Eğer Allâh taraftarı olursan, yüce Allâh seni yükseltir, yok eğer Allâh’a muhalefet edersen Aziz olan Allâh seni alçaltır. İnsanın alçaklarda dolaşması da yüce Allâh’ın Aziz olduğuna iman etmeyişinden kaynaklanır. Bu yüzden izzet ve üstünlüğü başka yerlerde ararlar.

Nisa sûresi /139 “Mü’minlerden başkasını, kâfirleri dost edinmeyin. Onların yanında izzet mi arıyorlar?. Oysa bütün izzet Allâh’ındır.” Üstünlüğün yalnızca Allâh’a ait olduğuna inananlar ise gerçek mü’minlerdir. Fiilleri, kalpleri ve niyetleri buna kesin olarak şahittir. Allâh bizleri de bu yolda sabit tutsun. (Amin). Parolamız; Yüce Allâh’ın her sıfatının yanında El-Aziz olduğuna iman ettik. Yüce Allâh’ın asla yenilmeyeceğine, alçaklığı, zulmü, isyanı asla sevmeyeceğine, Aziz ve Galip olduğuna inandık.

Lâ Azize illâ El-Aziz.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İHLAS

bottom of page