BU GÜNLER, BU BELDELER...

BU GÜNLER VE BU BELDELER Kefen giymiş olarak kendilerini ahiret gününde gören müslümanlar, üzerindeki ihram gibi iç ve dış arınmaları ile tertemiz ve yalın olmalıdırlar. Bu sayılı günler Rabbinden cennet günleri varsayılarak bayram olarak hatırlatılır. Bu günlerin atmosferinde kalpler yumuşamış, hayaller ilahî lütüf ve ikramlar ile süslenmiş, her atılan adımın, her gelecek günün daha güzel müşahadelerle dolu olacağı ümidiyle inananlar, hasretini çektiği bu günlere kavuşmanın eşiğindedir. Hz. Adem(as) ile başlayan bu İlahi nehir yatağı, Hz. Muhammed (s.a.a) in çağına gelmiştir. Bu beldeler de yine tevhid sancağının dalgalanması için Hz. Muhammed (s.a.a) ve onun sağ kolu ve Harun misali yardımcısı olan Hz. Ali (as) omuz omuza vererek suyu çekilmiş olan bu nehir yatağına yeniden bir hayat getirmişlerdir. Mekke’den ayrılmalarına rağmen, çabalarına ara vermeden yeni plan ve projeleriyle yine bu beldelere can vermek isterler. Mekke yeniden fethedilir ama bu yeterli değildir. Tamamen müşriklerin ayıklanması gerekmektedir. Tevbe süresinin ilk ayetlerinde de bu emredilir. Cebrail (as)’in bildirisi üzerine Hz. Muhammed(s.a.a) yada kendisinden biri olarak Hz. Ali (as) bu ayetlerin hükmü ile müşriklere ihtar çekilir. Hz. Muhammed (s.a.a), imam Ali(as)’ye bu görevi verir. Zilhicce 10 ve bu belde. “Allah'dan ve Resulü'nden bir ültimatomdur bu, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere: Bundan böyle yeryüzünde dört ay daha istediğiniz gibi gezip dolaşın. Şunu da bilin ki, Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Allah kâfirleri mutlaka perişan edecektir. Ayrıca büyük hac günü Allah ve Rasulü tarafından insanlara bir ilandır ki, Allah da Resulü de müşriklerle yapılan antlaşmalara artık bağlı değildir. Eğer hemen tevbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Yok yine tevbeden yüz çevirirseniz biliniz ki, Allah'ı yıldıracak değilsiniz. Kâfirleri acı bir azap ile müjdele.......” Hz. Ali (as), Tevbe süresinin ilk ayetlerini Allah ve Resulu’nden tüm müşriklere bir ihtar olarak tebliğ eder. Bu günden sonra bir daha müşrikler hac merasimine katılamaz. Ümmet içindeki ayıklamayı imam Ali Allah ve Resulu adına son noktayı koyar. Bir yıl sonra yine zilhicce ve yine bu belde. Çok aşamalardan ve kederlerden sonra inananlar, Peygamber önderliğinde Hacc yapmanın gurur ve izzeti içindedirler. Rahmetin yağmur gibi kuşattığı bu günlerde nefisler için en uygun zamandır. Bu yüzden Resulullah(s.a.a) en uygun zaman olarak inananların toplanmış olduğu bu ortamda hatırlatmalar yapmak ister. Hem zamanı kalmamıştır, hem de ümmete önündeki süreçte nasıl davranmaları gerektiğini anlatır. Çünkü bu ümmet çok gençtir ve kendisi de yakın bir zamanda dünyadan ayrılacaktır. Ümmet daha on yaşındadır, hâlâ çok sorunlar vardır. Bu kaygı ve endişeyle ümmetine seslenir bir vasiyet olarak. Cahiliyye günlerinin son kapılarının kapandığını ve o günlerden kalan tüm adetleri çiğnediğini hatırlatır. İster ki ümmet kendisinin başlatmış olduğu bu yolu devam ettirsin. Haram aylarının hürmetini anlatır. Kadın -erkek, anne- baba haklarını, faiz, kumar, kan davası, fuhuş gibi yasakları gündeme getirir. İnsan haklarının tüm yönlerini dillendirir. Müminlerin kardeşliği en can alıcı nokta olarak vurgular. Allah katında üstünlüğün takva olduğunu tekrar tekrar gündeme getirir. Vasiyet gibi anlatıkktan sonra miras hukukundan bahseder. Son aşamada da kendi konumunun vasiyetine vurgu yapar. “ Size iki şey bırakıyorum. Kur’an ve Ehl-i Beyt’im” der. Yine ümmetine olan düşkünlüğünden ki “onlara sarılırsanız kesinlikle doğru yolu kaybetmezsiniz” der. (Veda hutbesinden) Bu onun ne kadar ufkunun geniş ve ümmetine ne kadar çok düşkün olduğunu gösterir. Ümmetini kendinden sonra kendi haline bırakmayıp, ümmetinin geleceğini şimdiden sağlama almak ister. Bu hatırlatmalardan sonra hacıların geri dönüşünde ayrılacakları kavşakta Gadir Hum denilen yerde yine müslümanları toplar ve yine bu önemli konuyu İlahî emir üzere(Maide süresi/67) hatırlatmak ister. Ümmetin geleceği imamet düzeni olarak uyarır inananları. “ Ben kimin mevlası isem Ali de öyle size mevla’dır. Allah’ım ona kim dost olursa, sen de ona dost ol. Kim ona düşman olursa, sen de ona düşman ol....” (Gadir Hum hutbesinden) O yerler ve o günler peygamberin bu çırpınışlarına ve bu kaygılarına şahittir. Hz. Fatma (as) da bu yaşananlara ortaktır. O babası ve kocası ile beraber hem Arafat’taki babasının sözlerine, hem de Gadir Hum’daki hadiselere şahittir. “Belki bu seneden sonra bir daha sizinle buluşmayacağım.” Bu söz Fatıma’nın kalbine oturmuştur. Ardından da Resulullah vasiyetini açıklamıştır bu ümmete. “Size iki şey bırakıyorum. Kur’an ve Ehl-i Beyt’im.” Gadir Hum’daki uzun süren hutbe de dahil hepsi artık o zor günlerin geleceğinin işareti idi. Hz. Fatma’nın kendisi için de o seneden sonra buluşma olmayacağını belki biliyordu, belki bilmiyordu. Ama gerçek olan şu idi ki; Resulullah(s.a.a)’ın bu anlattıklarına ve bu ümmete emanet ettiklerine o da şahitti. Bu beldeler ve bu günlerde hepsine şahitti. Bu günlerde küçücük olan imam Hüseyin 50 yıl sonra yine burada idi. Bu ümmete diyecekleri vardı. Ümmetin geldiği durum çok vahimdir. Yüreğindeki bu ızdırapla ümmeti uyandırmaya gelmiştir. Hem de Zilhicce ayıdır. İhramlıdır. Hac rükünleri ile beraber toplanacak olan tüm ümmet ile iletişim kurmak ister... “ Lebbeyk, Allahumme lebbeyk...!” diyordu. Hem ihram var üzerinde, hem de Yüce Allah’ın davetine icabet etmek isterken ümmetin başında Yezid gibi bir tağutun olmasına izin veremezdi. Rabbine en güzel davete icabetin kıyam olduğunu haykırdı çevresindeki tüm inananlara. Bu nedenle ümmeti silkelemek istiyordu.... İhramını çıkardı, haccını yapmadan yola koyulmak için amacını açıkladı. Emri bil maruf, nehyi anil münker, ceddi Resulullah’ın yolunu ihya etmek ve aldanan bu ümmeti uyandırmak için yola çıkacaktı. Yola çıkmadan önce herkese seslendi. “ Bütün hamdler Allah"a mahsustur. Allah neyi dilerse, o olur. Kuvvet ve kudret ancak Allah'tandır. Allah"ın salât ve selamı O'nun Resul'üne olsun. Gerdanlık kızların boynuna yakıştığı gibi ölüm de insanoğluna yakışır. Yakup Yusuf"u görmeyi arzu ettiği gibi, ben de atalarımı görmeyi arzu ediyorum. Bana varacağım bir katligah tayin edilmiştir. Öyle ki o ıssız çöllerin yırtıcı kurt ve hayvanlarının (Kufe ordusunun) Nevavis ve Kerbela arasındaki bir yerde benim uzuvlarımı parçaladıklarını görüyorum. Allah"ın kaza kalemiyle yazılmış olan böyle bir günden kurtuluş yoktur. Allah"ın razı olduğu şeye biz Ehl-i Beyt de razıyız. O"nun bela ve imtihanı karşısında sabır ve istikamet gösteriyoruz. O da sabredenlerin sevabını bize (tamamıyla) verecektir. Resulullah'ın (s.a.a) bedeninin parçası olan evlatları ondan hiçbir zaman ayrı düşmeyeceklerdir. Cennette de onun yanında olacaklardır. Çünkü onlar Peygamber'in (s.a.a) hoşnutluğuna ve gözünün aydınlığına vesiledirler, Allah"ın vadesi de (ilâhî hükümetin istikrarı da) onların vasıtasıyla tahakkuk bulacaktır.” Daha sonra İmam Hüseyin (a.s) sözlerini şu cümleyle sona erdirmişti: “Herkes bilsin ki, bizim uğrumuzda canından geçen ve Allah'a ulaşmak yolunda kendisini feda etmeye hazır olan kimse, bizimle birlikte hareket etmelidir. Çünkü ben yarın sabah erkenden hareket edeceğim inşallah.” (Mekke’den ayrılmadan önce ki hutbesinden) O günler ve o beldeler bu yaşananlara da şahit olmuştu. Kerbela faciasından kısa bir zaman geçmişti. Kerbela acısını yaşayanlardan imam Zeynelabidin(as) de bu beldeydi. Bu günler de onun bu söylediklerine şahit oluyordu. İmam hem ağlıyor, hem de şöyle dua ediyordu. “Övgü âlemlerin Rabbi Allah içindir. Ey Allah'ım, övgü sanadır. Gökleri ve yeri ortada bir örnek olmadan yoktan var eden yücelik ve ihsan sahibi, rablerin Rabbi, her tapınanın İlâhı, her yaratığın yaratıcısı, her şeyin vârisi sensin. O'nun misli yoktur; hiç bir şey O'nun ilminin haricine çıkamaz; O her şeyi kuşatmıştır ve O her şeyi gözetleyendir. Sensin Allah; senden başka bir ilâh yoktur; teksin, yegânesin ve her şeyden apayrısın. Sensin Allah; senden başka bir ilâh yoktur. Kerimsin; keremin eşsizdir; yücesin, yücelik sana aittir; büyüksün, büyüklük sana yakışır. Sensin Allah; senden başka bir ilâh yoktur; ulusun; her şeyden daha üstünsün; cezan çok şiddetlidir… Tasavvurlar zatını kavramaktan, fikirler niteliğini anlamaktan acizdir. Gözler, senin yerinin konumunu göremez.Sen bir sınır ve tarife sığmazsın ki sınırlanasın, bir örneğin de yoktur ki sonradan var edilmiş olasın ve doğmadın ki doğrulmuş olasın… Övgü sanadır, kendi sürekliliğinle sürecek tarzda. Övgü sanadır, nimetinle beraber ebedî kalacak şekilde. Övgü sanadır, ihsanına denk olacak biçimde. Övgü sanadır, hoşnutluğunu daha da artıracak bir övgü. Övgü sanadır, her övenin övgüsüyle beraber olacak tarzda… Ey Rabbim! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine salât eyle. Bir salât ki sürekli artsın, bereket ve artışı ondan fazla bir rahmet olmasın. Ona rahmet eyle; bir rahmet ki, sürekli çoğalsın; semeresi ondan çok olan bir rahmet olmasın. Ona rahmet eyle, öyle bir rahmet ki, onu hoşnut etsin ve ondan üstün bir rahmet olmasın. Rabbim! Emrini taşımak için seçtiğin, ilminin haznedarları, dininin koruyucuları, yeryüzünde halifelerin, kullarına hüccetlerin kıldığın, iradenle her türlü pislik ve kirden tertemiz yarattığın, kendine uzanan bir vesile ve cennetine giden yol olarak belirlediğin onun pak Ehl-i Beyt'ine salât eyle… Allah'ım! Sen sürekli dinini her dönemde, kulların için bayrak olarak diktiğin ve beldelerinde bir meşale kıldığın bir İmam'la destekledin. Onun sağlam ipini kendi sağlam ipine bağladın, onu kendi hoşnutluğuna ulaşmak vesilesi kıldın, itaatini farz kıldın, ona karşı gelmekten sakındırdın; emirlerine boyun eğmeye, yasaklarından çekinmeye, kimsenin ondan ileri geçmemesini ve kimsenin ondan geri kalmamasını emrettin. O, kendisine sığınanların koruyucusu ve müminlerin sığınağı ve sarılanların sağlam kulpu ve âlemlerin güzelliğidir… Senin katındakine ulaşmama engel olan, sana ulaşmak için vesile aramaktan beni alıkoyan ve sana yaklaşmak için çaba göstermekten beni gaflete düşüren alçak dünyanın sevgisini kalbimden çıkar. Gece ve gündüzleri yalnız başıma sana yalvarmayı, benim nazarımda süsle. Bana, korkuna yaklaştıracak, yasaklarını işlemekten beni alıkoyacak ve büyük günahların esaretinden beni kurtaracak bir korunma gücü ver. Sana karşı gelmenin pisliğinden temizlenmeyi bana lütfet. Hataların kirini benden gider. Esenlik elbisesini bana giydir. Afiyet ridasını/libasını üzerime çek. Bol nimetlerinle beni kuşat. Lütuf ve bağışını sürekli bana ulaştır… Senin güç ve kudretin yerine, beni kendi güç ve kudretime terk etme. Kendi huzuruna çıkmak için kabirden çıkardığın gün beni küçük düşürme. Seni anmayı bana unutturma. Sana şükretmekten beni ayrı düşürme... Sana yönelişimi, sana yönelenlerin yönelişinden üstün; sana övgümü, seni övenlerin övgüsünden daha üstün kıl. Sana muhtaç olduğum gün beni kendi başıma ve yardımsız bırakma… Azap vaadinden korkmamı, mazeret için artık bir yol bırakmamandan ve beni uyarmalarından sakınmamı ve ayetlerini okurken titrememi sağla. Gecelerimi; ibadet için uyanmakla, yalnızlığımı senin için kalkmakla, kimsesizliğimi seninle gönül rahatlığı bulmakla, ihtiyaçlarımı senin kapına getirmekle, sürekli ateşten kurtuluşu dilemekle ve ateş ehlinin bulundukları azaptan sana sığınmakla ihya et. Benim, ölüm vaktine kadar körlük ve şaşkınlık içerisinde taşkınlığımı sürdürmeme ve gaflet içerisinde cehaletimi davam ettirmeme müsaade etme. Beni öğüt alanlar için öğüt alma vesilesi, ibret alanlar için ibret aracı ve bakanlar (aldananlar) için imtihan ve aldatma vesilesi kılma. Başkasını (kendine kulluk için) benim yerime geçirme… Senin katında olana karşı kalbimde güven oluştur. Gayretimi gönül rahatlığı ile senin için olana ayır. Halis kullarını çalıştırdığın işlerde beni çalıştır. Akıllar gaflete düştüğü zaman kalbime itaatinin sevgisini yerleştir… Halka ağız açmamı önleyerek itibarımı/izzetimi koru. Fasıkların yanında olanı arzulamama engel ol. Beni zalimlere destekçi kılma ve Kitab'ını yok etmek için onlara yardımcı yapma…” (İmam Zeynelabidin (as)’ ın Arafat hutbesinden) İmam Zeynelabidin (as) ihrama girilen yerlerden birinde ihram giyerken telbiye getirdiği zaman rengi solar, huzursuz olur, neredeyse telbiye getiremezdi. Size ne oldu denildiğinde ise imam (as) şu cevabı verirdi. “ Lebbeyk!” (davetini kabul ettim) dediğimde bana “ La lebbeyk! (hoş gelmedin) diye cevap verilmesinden korkuyorum” Bu yerler ve bu günler imam’ın ne kadar hassas ve ne kadar çok ibadet ettiğine şahittir. Kalbindeki kederlere, gözlerindeki yaşlara, titreyen sesine ve solan rengine de... Mina ve bu günler imam Muhammed Bakır (as)’ın mücadelesine de şahittir. İmam Muhammed Bakır (as); bir yandan salih bir cemaat oluşturmaya çalışıyor, bir yandan alimler yetiştiriyor, bir yandan Ehl-i Beyt taraftarlarını zalim sultanın pençesinden koruyor, bir yandan da zalim sultanlara karşı direniyor... Yaşarken direndiği gibi ölümünden sonra da mücadeleye devam etti. Her imam gibi, o da Mina’nın müminler için stratejik konumunu çok iyi biliyordu. Bu nedenle vasiyetini şöyle yapmıştı. Oğlu imam Cafer Sadık(as) tarafından kendisi için Mina’da on yıl boyunca taziye töreni yapmasını istemişti. Kendisinin imam Hüseyin’in şehadet ve ziyaretlerine ümmeti yönlendirmesi gibi.... Böylece halk bu taziye törenleri vasıtasıyla, kendisinin imam Hüseyin’in yolu ve amacını dillendirdiği gibi oğlu imam Cafer Sadık ta kendi yolu olan Resulullah’ın amaç ve davasını canlı, diri tutmuş olacaktı. Zalim sultanlar amaçlarını direkt olarak anlatmalarına izin vermezlerdi. Ama kişisel işler üzerinden olan bu çalışmalara engel olamazlardı. İşte İmam Muhammed Bakır (as) böyle, şehadetinden sonra da cihadına devam etmişti. Mina buna şahitti. Mina; oğlu imam Cafer Sadık (as)’a da şahit olmuştu. Onun da tüm çabası, bu faaliyetler üzerinden ümmeti bilinçlendirmekti. Allah ve Resulu’ne davetti. Babasının kurmuş olduğu salih cemaat projesini daha da büyüttü. Bu şekilde o babasından, babası babasından , o da babasından.... Resulullah’a yol açıyorlardı. Resulullah(s.a.a) ta yüce Allah’a yol açıyordu. Tâ ki kul, Rabb’inin rızasına kavuşsun. Tüm Ehl-i Beyt imamları; Allah tarafından seçilmiş olup, peygamber tarafından bildirilmişti. Ama inananların bir kısmı bir türlü bunu kabul edemiyordu. Cahiliyye hayatının kırıntıları hâlâ direniyordu. Buna binaen şöyle bir olay da gerçekleşmişti. Salim b. Ebu Hafsa taziyelerini imam Cafer sadık’a sunduktan sonra hayretler içinde kalmış olarak dışarı çıktı. Sonra arkadaşlarına dönüp şöyle demişti. “Bundan daha garip bir şey görmedim! Biz Ebu Cafer (imam Muhammed Bakır) arada bir rivayet zinciri olmaksızın “ Resulullah dedi ki...” demesini yadırgıyorduk. Oysa Ebu Abdullah ( İmam Cafer Sadık) bana aracısız olarak: “ Allah buyurdu ki.....” dedi. (el-Emali, şeyh Tusî, s. 125) Mina, bu mücadelelere şahitti. İmam inananlar ile ilgilendikten sonra kendi kabuğuna çekilirdi. Derin bir huşu ile saatlerce dua ve ibadet ederdi. Kolay değildi. Geçmişten gelen, bugünün ve geleceğin yükünü omuzlarında taşımak... Hem kulluğunu yapıyordu, hem de ümmete imamlığını. Mina onun kalbinin derinliklerinden gelen tüm bu sesleri duyuyordu. Onun bu çabası ile bu dağ yumuşacık olurdu... Bu günler ve bu beldeler imam Muhammed Tâki(as)’nin çabasına da şahittir. O (as)şöyle demişti. “Allah'ım! Beni, imkânı olanlara farz kıldığın hacla rızıklandır. Onda bana bir rehber, ona götüren bir delil bahşet. Yolların uzaklığını benim için yakınlaştır. Hac amellerini yerine getirmede bana yardım et. İhramımla bedenimi ateşe haram et. Yolculuk için kuvvetimi ve dayanıklılığımı artır. Rabbim! Huzurunda durup vakfe yapmayı, sana akmayı (ifaze) bana nasip eyle. Geniş kazançlar elde etmiş biri olma başarısını bana tattır. Rabbim! Beni Hacc-ı Ekber konumundan, Meş'ar Müzdelife'sine ulaştır. Onu benim için rahmetine yakınlık vesilesi, cennetine giden yol kıl. Meş'ar-ı Haram yerinde ve ihram vakfesi makamında beni durdur. Hac amellerini yerine getirme, kurbanlıkları kesme, şahdamarlarını kesip kan akıtma liyakatini bahşet bana. Kesilen kurbanları görmeyi, emrettiğin şekilde boğazlarını kesmeyi ve senin vasfettiğin gibi (vacip olan miktardan) fazlasını yapmayı nasip et bana. Allah'ım! Vaadini umarak, tehdidinden korkarak, saçlarımı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak, sana itaat etmeye çalışarak, eteklerini çemremiş, cemeratı yedi taş, arkasından bir yedi taş daha atıp taşlayarak bayram namazında hazır olmayı nasip et. Allah'ım! Beni Beyt’inin meydanına ve çevresine sok. Güvenlik mahallinde ve Kâbe'nde beni himayene al. Sana şikâyette bulunmamı, senden istememi, sana gelmemi ve ihtiyaçlarımı senden istememi nasip et. Allah'ım! En geniş ecrini en kısa zamanda bana ver. Görevini yapmış olarak geri dönüşümü sağla. Allah'ım! Hac amellerimi bitir, eğriliğimi gider. Kabul et ibadetlerimi. Rahmet et bana, ey merhametlilerin en merhametlisi!”.... Ve bu beldeler..... Bir daha şahit olacak.... İmam Mehdi(as) de buradan kendini duyuracak. Selam olsun O’na! Ey Arafat! Ey Mina! Ey Kâbe! İlk insan, ilk peygamber, ilk imamet sorumluluğunu alan Hz. Adem (as)’e şahit oldun. Son olarak ta İmam Mehdi(as)’ye de şahit bulunacaksın. Ya Rabbi! Hz. Adem (as) ile başlayan İmam Mehdi (as) de son bulan bu süreç te; bizleri de onların taraftarı ve onların sadık dostları eyle. Onlara şahitlik yaptığı gibi bu günler ve bu beldeler; bizim de lehimize  şahit olsun Ya Rabb!

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

TARKAN, GEÇÇEK VE GELECEK Sosyal medya da gündeme oturan Tarkan’ın “geççek” klibini merak ettim, ben de izledim. Evet başarılı bir klip olmuş. Tarkan’ın hakkını iyi vermek gerek. Güzel sunmuş. Ancak b

MİRAÇ VE HİBETULLAH Zer âleminde Resulullah’ın (saa) tüm insanlar ve seçkinler arasında en seçilmiş kişi olduğunu biliyoruz. O gün sorulan tüm sorulara Resulullah(saa), tüm insanlar arasında en hızlı