• İnci Mercan

AYETULLAH NEMR’İN GÖZLERİNDE NE KALDI?

AYETULLAH NEMR’İN GÖZLERİNDE NE KALDI? Sadece orta doğu değil, tüm yeryüzü zillet altındadır. Her ülke insanlık sancısı çekiyor. Çünkü kulluk rolünü sumen altı eden insanlar, ilk önce imanlarını sonrada benliklerini kaybettiler.  Elbette kastettiğim seçilmiş ilahi modellerimiz olan önderlerimizin gözlerinin nelere şahid olduğunu, ne büyük hayal kırıklıklarını içlerinde tutarak Rabb’lerinin huzuruna gittiğini merak ederim. Son şahitlikleri ile Rabb’imize, geride bıraktıkları yeryüzünün son halini nasıl anlatacaklar???  Hz. Âdem (a.s) yeryüzündeki ilk başlangıç olarak; ilahi model olan bir kul ve öğretmenimizdi. Rabb’imiz; isimleri öğreterek özel bir terbiyeden geçirmişti. Her yönden örnekti; kul, baba, eş, ata vs. tüm rolleri ile örnek bir başlangıçtı.  Ama onun çocuklarından kimisi babalarının yolu olan sırat-ı müstakim’i seçti, kimi ise kendi nefislerini takip ettiler. Ve nefsin istekleri ile yola çıkan Kâbil, büyük bir zulme –kardeş katline- imza attı. Babasının oğlu, yaratılışta eşi olan kardeşini hiçbir ilahi yetkiye dayanmaksızın haksızca öldürdü. Ve tüm insanlığın yegâne ilk modeli önderimiz Hz. Âdem’in kalbine zehirli bir ok sapladı. Hz. Âdem(as) vefat ederken kalbindeki bu koca yara ve hayal kırıklığı ile gözleri açık gitti. Çünkü bu adım geleceğin bir yansıması olacaktı. Hz. Nuh (a.s) olan ikinci babamız da aynı acıyı yaşadı. Bin yıl süren Hakk’a ve Hakk’ın ilkelerine davet etmesine rağmen; birinci vazifesi kulluk olan bu insanlar bu çağrıyı duymak istemediler. Kendilerinin kendi sonlarını hazırladığı bir sürece sürüklendiler. Nitekim yüce Allah: “ Ben size zulmetmedim, siz kendi kendinize zulmettiniz” diye buyurmuştu. Yer ve gökler insanların zulmüne tahammül edemeyince, ilahi izinle yasaların dışına çıkarak normalde görevleri insanoğlunun hidayetine hizmet iken, hidayetten yüz çeviren bu insanları yeryüzünden silmek istediler. Ve nihayet tufan koptu.  Hz. Nuh(as) kurtuluş gemisi olan imana, takvaya, güzel ahlaka, faziletlere, iyiliklere çağırırken oğlu davetine red cevabı verdi. Zulmedenlerin, sapmışların ve güzelliklere meydan okuyanların yanında yer aldı. Yegâne önderimiz ve ikinci babamız Hz. Nuh(as) da büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Hem kavmi, hem de oğlu vefasız davranmıştı. Gözlerinde bu hasreti yaşayarak Rabb’imizin huzuruna gitti. Hz. İbrahim (a.s) de babasının sapmış oğulları yani kardeşlerini düzeltmek için çok mücadele etti, çok imtihanlardan geçti. Ama çok az bir grup dışında davetine icabet etmediler. Tevhit ile çıktığı bu yolda çağırdığı her iyiliğe karşı çıktılar. Tevhit menşeili her hayra engel oldular. Sonunda kendi kavminden hayır göremeyen Hz. İbrahim yurdunu terk etti. Başka kavimlerde davete başladı. Sözde onlar ona tabii gibi göründüler ama gerçekte onlarda ihanet ettiler. Hakkı söyleyip batılı kastettiler. İbrahim’im dini altında binlerce din ürettiler. Bunca emekten sonra anlaşılmamak, duyulmamak ve yine insanların kendi nefislerine göre yol çizmeleri onu; büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Ama neyse ki oğulları ona umut oldu. Hz. İsmail(as) ve Hz. İshak(as).  Ama ondan sonraki nesillerde sorunlar çıkmaya başladı. Yine gözlerde şok yaşanacaktı. Büyük bir asabiyet duygusu bunları saran en büyük şeytanî tuzak olacaktı. İsrail oğulları biz İbrahim babamızın çocuklarıyız derken, en büyük ihaneti yine onlar yapacaktı. En yakın gibi duranlar, Hz. İbrahim’e en uzak duranlar olacaktı. Peygamber ve ata olan İbrahim(as) rahmet ile ne kadar zirvede ise, çocukları da kin ve nefret ile o kadar zirvede duracaklardı. Hz. İbrahim de büyük bir şok ile Rabb’imizin huzuruna gitti. Gözlerinde tevhit ile mücadele eden bir hayatın sunumu varken, kavminin ve torunlarının işlediği şirkin en belirgin sahneleri de taşınacaktı. Bu torunların arasında kendi kardeşlerini kuyuya atan ve kardeş zulmüne götüren yollarda olacaktı. Tarih ilerledikçe kardeş zulmü devam edecekti. Aynı süreci Hz. Muhammed (s.a.a) yaşayacaktı. Ona en büyük zulmü kendi kavmi olan Mekke halkı olacaktı. Kendisi ne kadar onların iyiliğini istese, onlar da o şiddette kötülük ile cevap vereceklerdi. Kendisi âlemlere rahmet iken, ona ördükleri dünya zulümler ile dolu olacaktı. Sonunda Hz. Muhammed (s.a.a)’e  “Hiç kimsenin çekmediği acıları çektim” dedirtmiş olacaklardı.  Nihayetinde Hz. Muhammed (s.a.a); son peygamberdi, insanların son umuduydu. Hz. Muhammed (s.a.a) son resul olarak bu umudun korunması için Ehl-i Beyt’ini iyilik, hak ve meşale yolu olan Risalet yolunun devamı olarak göstermişti. Ancak peygambere nefes vermeyenler ile iş birliği yapan en yakın çevresindekiler ona ihanet edeceklerdi ve onun mirasçısı ve insanların son umutları olan Ehl-i Beyt’ini on bir defa katledeceklerdi. Risalet ağacını haksızca, vefasızca ve acımasızca taşlayacaklardı.  Ve geldik son süreçlere. Şimdi hangi gözlere bakmak isterseniz…  Hz. Muhammed(s.a.a)’in vefat ederken, son anlardaki gözlerine bakınız.  Yaşadıklarına mı, gelecekte olacaklara mı? Hangisine bakarsanız, şaşar kalırsınız… Yine büyük bir hayal kırıklığı ile âlemlerin efendisi Rabb’imizin huzuruna vardı. Söyleyecekleri çok şey olacaktı…  Ama en çok ta emanetlere ihanet olacaktı…  Ehl-i Beyt’ten olan ve Risalet’in emanetini imamet rolü ile taşıyan imam Ali(sa)’nin son halleri de bu olacaktı. Sözüm ona “ Müslüman’ım” diyenler; onu o kadar üzecektiler ki, imam Ali(s.a) gözlerini dünyaya kapatırken “kurtuldum” diyecekti. Onun gözleri de ihanetlere şahit olarak Rabb’imizin huzuruna varacaktı. İmam Hasan(s.a) da ihanetler listesi ve en son isim olarak ta eşinin ismi olan büyük bir liste ile ve yalnızlığını dile getirerek Rabb’imize dönüş yapacaktı. Ya İmam Hüseyin (s.a)’e ne demeli! Acı ve kederin dopdolu olduğu bir hayat ile karşımızda. Ceddi Resulullah(s.a.a)’’ın, babası İmam Ali(s.a)’nin, annesi Hz Fatıma(s.a)’nın, abisi Hasan Mücteba (s.a)’nın tüm hayal kırıklığına, ihanete ara vermeyen ve arzularının sapmasında ısrar eden sözde Müslüman bu toplumun ihanetini de ekleyerek Rabb’mizin huzuruna varacaktı.  Son sözlerinden biri de şu olacaktı. “İman etmediniz, bari hür tıynetli olunuz.”  Ya diğer Ehl-i Beyt İmamları…  Hangisinin gözleri rahattı? Hepsi bu ihaneti yaşadılar ve halen de yaşanmaktadır.  Şimdilerde ise Risalet ağacının yaprakları konumunda olan ve adaleti emreden alimlere saldırılıyorlar. İşte son vaka;  Ayetullah Nemr bunlardan biri… Müslüman olmanın derdi ile hak ve adalete çağıran bu insanı, dünyayı isteyen ve saltanatlarını korumaya çalışan sözde inananlar tarafından öldürülüyor. Tıpkı önderlerimize yapılanlar gibi… Tıpkı öncekilerin yaptığı gibi kardeşkanı akıtılıyor… Bir âlimin ölümü, bir toplumun ölümüdür. Çünkü âlimler kendisini ısıttığı ve ışıttığı gibi herkesi ısıtır ve ışıtırlar. İlmi, ahlakı, daveti, mücadelesi, önderliği ve kararlılığı ile o toplumu değiştiren ve ıslah ettiren en büyük tılsımdır.  Bir toplumu bozmanın, yok etmenin, kendi arzularına meydan açmanın en kolay yolu da o tılsımın yok edilmesidir. Onlar kendilerince tuzak kursalar da, yüce Allah; tuzak kuranların en hayırlısıdır. Yüce Allah sünneti olarak tılsımı yok etmenin en büyük ve ilk cezası olarak bir tılsım yerine bin tılsımın bitmesi oluyor.  İşin en vahim özelliği; tarih boyunca bu hayal kırıklıkların müsebbipleri sözüm ona Müslüman olan ve önderlerini seven kimselerdir. Karakterleri babalarının çocukları olan kardeşlerini katletmeleri hepsinin ortak özelliğidir. Görünüşte ilahi gibi görünüp, gerçekte ise ihanet, zulüm ve nefsi isteklerini gerçekleştirmeleridir. İşte hepimiz büyük bir imtihandayız!!!  Ya kötülüklerden korkup, karanlıkların bir parçası olacağız ve kimliğimizi tamamen kaybedeceğiz ya da karanlıklara rağmen doğru olanı yapacağız. Kardeş öldürmek kör düğüm gibi bir mesele olmayacak.  Onlar kötüleştikçe inadına iyi olacağız.  Onlar çirkinleştikçe inadına güzelleşeceğiz.  Onlar karanlıklara yürüdükçe inadına aydınlığa yürüyeceğiz.  Onlar kardeşlerini öldüredursunlar, inadına bizler kardeşlerimize sarılacağız. Habil’in dediği gibi;  “Andolsun ki, sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim. Çünkü ben, âlemlerin Rabb’i olan Allah'tan korkarım.” İnşallah doğru olanı yapma da kararlı oluruz da, son önderimiz İmam Mehdi (as)’nin gözleri hayal kırıklıkları ile dolmaz.  Her şeye rağmen doğru olanı yaparız da, İmam Mehdi(as)’nin göz aydınlığı oluruz İnşallah…

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İFTAR, KADER VE İMAM Fe- ta-re harflerinde oluşan bir kavramdır. Anlamı uzunlamasına yarılmaktır. Kimi zaman bozmak, kimi zaman da düzenlemek yoluyla olur. Bu fiilden oluşan kavramlardan biri de fıtr