• İnci Mercan

ARAFAT HAC İSE, YA BEN?

ARAFAT HAC İSE, BEN HACI OLDUM MU YANİ? Zemzem arayışınızı, nasıl yaptığınızı, nerelerde aradığınızı bir düşünün. Bu düşünce denizinde İbrahim (as) ve eşi Hacer (as) sana örnek olsun. Bu denizde gezmeye devam ederek Arafat’a çık. Sende böyle biri misin, yoksa yapabilirsin fakat bu kadar değil. Yoksa bundan daha iyisini mi yaparsın? Kendini bir yokla bakalım. Kendini tanımaya çalış. Kendini bilebilmen içinde önce seni yaratanı düşün. Bir O’nun sıfatlarını bir de kendi sıfatlarını. Çevrene bak diyeceğim ama çevrede bir şey yok ki bir yer bir de gök. Yer bir döşek gök bir yorgan adeta. Yalnızca sen varsın, bir de Rabb’in. İşte bu tabloyu düşün. Bir gün sen ve Rabb’in yüzleşirseniz, acaba Rabb’ine alnı dik, yüzü ak, gönlü pak olarak bakabilecek misin? Yoksa boynunu bükmüş gözlerini yere dikmiş, içinden bu anı yaşayacağıma keşke toprak olsaydım mı diyeceksin? İşte ey nefis! Arefe günü Arafat'ta bunu düşün. Rabb’ini ve O’nun dostu ve düşmanını düşün. Bir halife olanları birde halife olmayanları düşün. Bir İslam'ı ve birde İslam'dan olmayanları düşün. Rabb’in için bugüne kadar ne yaptığını ve bundan sonra ne yapabileceklerini düşün. Kendini değerlendir, yanlışların var mı? Varsa nelerdir. Nereden kaynaklanıyor. Nasıl tedavi edebilirsin kendini? Yok eğer yanlışların yoksa daha iyi bir Müslüman olmak için ne yapabilirsin? Sen ,sen kendini yenileme aşamaları içerisindeyken acaba değişiyor musun? Bu sınıfa girerken nasıldın, şimdi nasılsın? Bu sınıfı geçebileceğine inanıyor musun? Kendinden önce mezun olanları düşün. Tüm peygamberleri ,onların arkasından gidenleri. İlk baban Hz. Adem (as) den başlayan ve sonrakileri unutma, daha yakın bir zamanda yine bu tarih gerçekleşmişti. Hz. Muhammed (saa) ve arkasından giden Ehl-i Beyt imamlarını düşün. onların düşündüklerini ,tavsiyelerini ve çırpınışlarını düşün. Arafat'ı bir geçiş yeri olarak düşün. Geçmiş ile gelecek arasında, günahlar ile arınma arasında, ileri adım ve geri adım arasında . Bu geçişi ileriye doğru yapabilecek misin? Bu aşamalardan sonra yeni duruşun, yeni düşünüşün ve yeni gönlün nasıl olacak? Neler olacak gönlünde? Ne planlar yapacak beynin ve nasıl bir kimlikle çıkacaksın sahaya. Bunları düşün. Bakara süresi / 198 – 199 “Rabb’inizin lütuf ve keremini aramanızda sizin için bir günah yoktur. Arafat'tan ayrılıp (seller gibi müzdelife’ye) akın edince meşar-ı haramda Allah’ı anın .O’nun size gösterdiği biçimde O’nu anın. siz onun yol göstermesinden önce sapıklardan idiniz, sonra insanların akın akın döndüğü yerden sizde akın edin ve Allah’tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah bağışlayan esirgeyendir.” Unutma buralarda çok namaz kılman ön planda değil. Düşünmek, karar vermek, kararlar almak daha önemlidir. Çünkü yanlış duruş, namazının da mesajını unutturur sana. Bu yüzden kimlik sorgulanması daha çoktur gündemde. Kendini tanıma, kendini sorgulamaya götürecektir seni. Kendini sorgulamakta kendini değiştirmeye.... Arafatta uğraşılabilecek hiçbir iş, uğraş yoktur. Sadece kendin varsın. İlgilenmem gereken tek kişi kendinsin. Günlük hayatta o kadar çok araçlara dalmışsındır ki belkide kendini sorgulamayı unutmuşsundur. Fakat burada bu durum söz konusu değildir. İşte bu sorgulamayı çok iyi yap ki bir gün araçlar arasında da kendinle yüzleşmeyi öğrenebilesin. Bak, senin gibi tüm inananlarda Arafat’ta. Onlarda senin gibi kendileriyle ilgileniyorlar. Demek ki kimlik sorgulaması, her inananın problemidir. Doğru kimliği bulabilecek misin? Tüm işlerden eletek çekmişsiniz. Kimlik derdine düşmüşsünüz. Bu o kadar önemli bir iştir.. Yıllarca aramadığını şimdi bulmaya çalışıyorsun. İşte bu içindeki yürüyüşü unutma. Sana bir ibret olsun. Hep bunu yap, yap ki kendini değiştirebilesin. Her yer, her an, senin için bir Arafat olsun. Arafat'ta senin kendini yenilediğin gibi, Arafat’a çıkan her Müslümanda yeniler kendini. Her kesin tek endişesi vardır. “İslami kimliğime kavuşa bilecek miyim” diye... “Allah’u Teâlâ (cc) benden razı olacak mı?” Eğer her inanan bu endişeyle geçirse Arafat’ını, bütün müslümanlar arasındaki tüm sorunlar da çözülecektir. Ne birbirilerine haksızlık yapacak, ne birbirilerini ezecek, ne de Müslüman kardeşinin can, nesil, din, mal ve akıl emniyetini tehlikelere düşürebilecek sebeplere neden olacaktır. Aynen bu ihramla, bu haram belde de olduğu gibi kendini bulma (nefis muhasebesi) ile insan hakları (kul hakkı)na hiçbir ihlalde bulunmayacak. Bak şu çevrendeki insanlara kimse kimseyi incitmiyor. Bu emniyet, Allah’ın koyduğu kurallarla sağlanıyor. O halde hayatının tüm alanlarında Allah’ın verdiği hukukunu izlesen, hiçbir zaman hiç kimse incinmeyecek. Yüce Allah en güzel ve isabetli hükmü verendir. Bu hukuk ile hukuklandığın zaman hem kendini sorgulayacak, hem kendini tedavi edecek, hem de kendisiyle barışık olduğu gibi çevresindekiler ile de barışık olacaksın. Sen ve Rabb’in arasındaki bağı düşün. Seni ne, Rabb’ine yakınlaştırabilir, neye tutunarak Rabb’ine yakınlaşabilirsin? Düşün. İşte o bağ, o kopmayan ip Kur’an dır. Al-i İmran süresi / 103 “Ve topluca Allah’ın ipine (Kur’an’a) yapışın, ayrılmayın...............” Bir ucu senin elinde öbür ucu Rabb’inde. O ipi tutarsan ,ona tutunursan Rabb’ine doğru yakınlaşırsın. Kur’an, sen ile Rabb’in arasındaki tek yol, tek ip. Bu yüzden Kur’an bağına ne kadar, ne şekilde tutunduğunu düşün. Arafat'ta eğer Rabb’ine şimdiye kadar yakınlaşmadıysan tutuşunu değerlendir. Demek ki Kur’an hem Rabb’inin sana dilidir, hem de senin Rabb’ine olan dilindir. O halde o dili kullan, o dille kendini ifade et. O halde o dili düşün, düşün ki Rabb’ini anlayabilesin. Rabb’inin senin fıtratını yarattığını anlayabilesin. Anlayabilesin ki sen neyin nesisin, aradığın ve bulmak istediğin ne ve ne ile sukunet bulabilirsin. Nur süresi / 52 “Kim(ler) Allah’a ve resulüne itaat eder, Allah’tan korkar, O’ndan korunursa işte kurtuluşa erenler onlardır.” İşte o dil seni sana kavuşturacak, rahatlayacaksın. Nur süresi / 18 “Allah size ayetlerini açıklıyor. Allah bilendir, hikmet sahibidir.” Boş oyalamalarla kendini oyaladığını anlayacaksın. Müminun süresi / 3 “Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.” Bir an gözlerin o kayalıklara ilişir, düşünürsün buraya ayak basanları Hz. İbrahim (as)in, Hz. Muhammed(s.a.a)’in ve onların zamanından kendi zamanına kadar bu kayalara ayak basıldığını. bir düşünce alır seni. Hz.ibrahim (as)in misyonu, Hz. Muhammed (s.a.a)in misyonu ve müslümanların misyonu ve bir de bizlerin misyonu. Bir onları düşünürsün birde şu anı düşünürsün. Farklar dikkatini çekmeye başlar. Bu kadar Müslüman var, ama İslam âlemi komada. Her geçen gün kan kaybediyor. Zülüm altında inlemeden başka sesi yok. Niye niye niye; binlerce defa niye diye sorarsın kendine. Anlarsın ki yine tek cevabın “biz” olduğunu. Hz. İbrahim (as), Hz. Muhammed (s.a.a), onun vasileri ve bizler. Bakara süresi / 134 “Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorulmazsınız”. Onlar kul olmanın hakkını vermişlerdi. Onlar kendi adlarına yapmaları gerekenleri yaptılar. Acaba bizler kendi adımıza yapmamız gerekenleri yaptık mı? Ödevlerimizi ve görevlerimizi yerine getirdik mi? Şu anda dön ve bak! Yüzlerce, binlerce, milyonlarca müminlerin çevredeki duruşlarına. Arafat dağı belki artık kaldıramayacak sizi. Mahşer gününü andırırcasına. Sanki insanlar kefenleri sırtında, yattıkları yerlerden kalkmış ve toplanmış Arafat’ta. Bu sahneye bakarken ruhun donar, kalbin durur. Aklından geçen tek şey şudur. “Bu bir hesap günü mü?”. “ Evet, bu bir hesap günü”. Hesaba çekilmeden, kendini hesaba çekme günü. Kendini yargılama günü. Bir Hz. Muhammed (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’inin duruşuna bak, bir de bugünün ümmetine bak. Farkı göreceksin. Her ne kadar hepsi ihramlı, hepsi düşünceli, endişeli ve şaşkın olsa da fark var. Çünkü onlar ile bu ümmet birbirine benzemiyor. Benziyor gibi görünüyor ama benzemiyor. Kendini bilmeyi unutmuş, fıtratını bozmuş, imtihanlardan kaçar olmuş, ilkeleri yaşamaz olmuş, Allah ve Resul'üne karşı ödevlerini yapmaz olmuş, bedel ödemez olmuş... Resul öğretmeniydi, beğenmez olmuş. Kur’an elinde anlamaz olmuş. Güvensiz olmuş, sevgisiz olmuş, emeksiz olmuş, sözünde durmaz olmuş, can mal, din, nesil, akıl emniyetlerine dikkat etmez olmuş. Her şeyi çiğnemiş. Anlamamış neler yaptığını, nelere sebep olduğunu... Sizce Arafat’a gelmek ile her şey oldu mu? Arafat’tan inerken ellerde ne olduğu önemli değil mi? Arafat Hac idi. Arafat'tan inen hesap gününe hazır olan demekti...

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İFTAR, KADER VE İMAM Fe- ta-re harflerinde oluşan bir kavramdır. Anlamı uzunlamasına yarılmaktır. Kimi zaman bozmak, kimi zaman da düzenlemek yoluyla olur. Bu fiilden oluşan kavramlardan biri de fıtr