• inci mercan

ŞAHİT VE MEŞHUD


Yazar: ADMİN_İM

Kategori: DÜŞÜNCE KÖŞESİ-MAKALELER, GENEL


Bismillahirrahmanirrahim

Buruc suresinin ilk ayetlerinde Allahu Teala, diğer bazı surelerde olduğu gibi yeminler vererek sureye başlamaktadır. Bu yeminlerin birçoğu biz insanlar tarafından önemi idrak edilmese de yüce Allah buyuruyor ki, “bu, eğer bilirseniz, gerçekten büyük bir yemindir…” (Vakıa, 76). Sadece bu ayet için değil de aslında diğer yeminler için de bunu düşünebiliriz. Çünkü her şeyden önce yemin edenin yüceliği yemini büyük kılmaktadır. Dolayısıyla, Buruc suresinde bahsedeceğimiz yemin de çok büyük bir yemindir: “Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun…” (Buruc, 3).

“Numune Tefsiri”nde bu ayet hakkında buyuruluyor ki, bu ayet hakkında müfessirler yaklaşık otuza yakın tefsirde bulunmuşlardır. En önemlileri:

1. “Şahit” Peygamber efendimiz’in (s.a.a) kendisi ve “şahit olunan” kıyamet günüdür.

2. İnsanlar ve onların amelleridir.

3. “Şahit” gün olarak cumadır ki, o günde Müslümanların en önemli namaz merasimleri o gündedir. Şahit olunan ise “Arefe” günüdür ki, Allah’ın evini ziyaret eden kimselerdir ki, o güne şahit ve nazırlardır.

4. “Şahit” kurban bayramı ve “şahit olunan” ise Arefe günüdür.

5. “Şahit” gece ve gündüzdür ve ademoğullarının amelleri “şahit olunan” durumundadır.

6. “Şahit” kelimesinden maksat melekler, “şahit olunan” ise Kuran-ı Kerimdir.

7. “Şahit” kelimesinden maksat, Hecer’ul Esved, “şahit olunan” ise onun yanına gelerek ona el sürmeye çalışan hacılardır.

8. “Şahit” yaratılışlar, “şahit olunan” yaratıcıdır.

9. “Şahit” kelmesinden maksat, İslam ümmeti ve “şahit olunan” ise diğer ümmetlerdir.

10. “Şahit” Peygamber efendimiz (s.a.a), “şahit olunan” ise hz. Emirilmüminin Ali (a)’dır.

Devamında müfessir buyuruyor ki, hiç kuşkusuz bu ayet, önceki ayetlerle olan bağı gereği, “şahit” kıyametin edeceği şahitliktir. İster Peygamber efendimiz (s.a.a) veya diğer Peygamberlerin kendi ümmetlerine olan şahitliği veyahut melekler, insanın kendi uzuvları ve gece ile gündüz veya buna benzer şeyler, “şahit olunan” ise insanlar ve onların amelleridir. Böylece yukarıdaki birçok tefsiri birleştirerek, bir genel anlam ve daha kapsamlı manayla özetlemek mümkündür ve aralarında her hangi bir çelişki de olmaz. Çünkü “şahit” kelimesi her türlü şahitliği kapsamaktadır. “Şahit olunan” ise ona her türlü şahitlik edilen şeylere denilmektedir. Çünkü tefsirde de belirtildiği gibi gökler, parlak yıldızlar ve yerli yerinde olan gökteki burçların hepsi hesap kitap üzere olan bu düzenin nişanesidir. “Vaat edilen gün” de hesap kitabın en açık şekilde ortaya çıkacağı gündür. Şahit-şahit olunanlar da bu hesap kitabın daha dikkatli bir şekilde ortaya çıkarılmasındaki bir vesiledirler. İşte bunca yeminlerin sebebi, o gerçek müminlere işkence eden zalim ve zorbacı kimselerin, amellerin hepsinin kayıt altına alındığı ve vaat edilen gün için saklandığını bilmeleri içindir.

Dolayısıyla bu tefsirden anladığımız esas şeylerden birisi budur ki, ahiret gününde hakkımızda hüküm verilmeden önce şahitlerin hakkımızdaki yorumları dikkate alınacaktır. Normal muhakemelerde de yöntem böyledir. Hakim, karar vermeden önce delilleri, şahitleri, şikayetçileri veya itham edilen kimseleri dinler. Bunun sonucunda kesin bir hüküm verilir. Fakat günümüzde normal muhakemenin işleyişine esasen hakim, vakaya olay sonrası vakıf olur. İlahi muhakemede ise Allah kendisi her şeye şahit olduğu için hiçbir şekilde yalan şahitlik yada doğruları gizlemek mümkün değildir. Çünkü Allah her şeyi işiten ve görendir. Her şeye şahittir…

“De ki: “Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O’nundur. O, güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O’nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.” (Kehf suresi, 26).

Rabbimiz her şeyi duyar, açığa çıkardığımız ve içimizde gizlediğimiz her şeyi bilir. Hatta fısıltıları, niyetleri, vehimleri, bakışları, hisleri ama her şeyi bilir. Hatta bizim bilmediğimiz her şeyi de bilir. Buna inandığımız zaman adımlarımıza, söylediklerimize, yaptıklarımıza, hatta duygularımıza ve düşüncelerimize bile dikkat ederiz. Bizim kötü duygu ve düşüncelerimize şahit olmasını istemeyiz. Çünkü biz genel olarak kötülüklerimizin herhangi birisi tarafından bilinmesini istemeyiz. Dolayısıyla yüce Allah’ın şahitliğine gerçekten iman edersek, kötü bir iş/günah yapmayız. Çünkü O hem işitir hem de hesaba çekendir. Hem her şeyi bilir hem de hükmeder. Hem işitir hem de rızık verendir hem işitir hem de Kerim’dir… O bizi görür…

Bu yüzden de kendimizden yana takdirine şayan şeyleri görsün, utanacağımız ve zelil olacağımız şeyleri değil. Allah’tan bizi her yönden gördüğünü ve işittiğini unutmamıza izin vermemesini dileyelim. Bizi hep inancımızda uyanık tutmasını temenni edelim. O bizi her açıdan rahatlatmaya kudreti geniştir. Rızkımız azsa bollaştırır, hasta isek şifa verir, öğrenmek istiyorsak ufkumuzu açar, aciz isek kuvvet verir, psikolojimiz kötü ise rahatlatır, uykusuzsak uyku verir, sevgisiz isek sevgi verir, korkuyorsak korkularımızı giderir, yardımcısız isek yardımcılar gönderir… Her açıdan bize cevap verir. Çünkü O her açıdan işitendir, görendir, bilendir… “Korkmayın”, dedi. “Ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm.” (Ta-ha, 46). Dolayısıyla gerçekten insanlar Rabb’imizin her şeyi görüp, her şeyi duyduğuna inansalardı, dünya bu hale gelmeyecekti. Cinayetler, hırsızlıklar, tacizler, kundaklamalar… Bu açıdan istatistikler gerçekten ciddi durumdadır. Suç oranlarıyla birlikte ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel tüm sorunlar o toplumun Rabb’ine nasıl iman ettiği ile alakalıdır.

“Gözler O’nu görmez, O bütün gözleri görür. Her şeyi bütün inceliği ile bilen ve haberdar olan O’dur.” (Enam, 103).

Rabbinin her şeyi işittiğine ve gördüğüne inanan insan, O’nun hükümlerine sarılır. O’nun teyit ettiği rehberleri öğretmen olarak görür. Peygamberimizin vasiyeti olarak Sakaleyn hadisini unutmayalım: “Size iki emanet bırakıyorum. Kur’an ve Ehl-i Beytim.”

Dolayısıyla Allah’ın kendisini gördüğüne iman eden kimse, Resulullah’ın (s.a.a) bu vasiyetine amel etmemekten ve genel olarak günah etmekten utanır ve çekinir. Çünkü Rabbinin Onun itaatsizliğine şahit olacağını bilir ve kendisini bu durumda görmesini asla istemez. İmam Rıza (a) şöyle buyurmaktadır: “Karanlık bir gecede, siyah bir kayanın üstündeki siyah bir karıncanın ayak izine kadar toprağın altında ve denizlerdeki hiçbir şey O’na gizli olmadığından dolayı “O görendir.” diyoruz. (Et-Tevhid, 65/18). Yani Allah bizlere her anlamda şahittir. Acılarımıza, sorunlarımıza, sevincimize, öfkemize, başarımıza… Tembelliğimize, itaatsizliğimize, güçsüzlüğümüze… Başaramadığımıza, isteklerimize… İyiliklerimize, yapmak isteyip yapamadıklarımıza, aldatıldığımıza veya aldattığımıza… Yani iyi ve kötü her anımıza şahittir. Sadece günahlarımıza şahittir dersek umuda yer kalmaz…

Günahımıza şahit olduğu gibi, pişmanlığımıza ve tövbemize de şahittir. Kabul edileceğine dair umutlu olmalı ve hatamızdan ders çıkarmalı olduğumuzu göstermeliyiz… yani Allah Eş-Şehid ismine esasen, görmek ve şahid olmak için hiçbir araca – göze, nura, bakma fiilini gerçekleştirmeye vs. – ihtiyacı yoktur. Hem Şehid hem Kadirdir, hem Şehid hem Rahman`dır, hem Şehid hem de Cabbar`dır, Subhan`dır… Yaptığımız kötülüğün aynısının karşımıza çıkmasında, sadakanın karşılığını almamızda, duaların kabulünde, beklenmedik kapıların açılmasında vs. gibi günlük olayları düşündüğümüz zaman Allah`ın bizim her halimize, hareketimize şahit olduğunu anlayabiliriz. Adamın biri: “Bana nasihat edin.” deyince İmam Muhammed Taki (a.s): “Kabul eder misin? diye sordu. O adam: “Evet, kabul ederim.” dedi. İmam (a.s) şöyle buyurdular: “Sabrı kendine yastık et, fakirlikten çekinme, şehvetleri (lezzetleri) terk et, heva ve hevese muhalefet et ve bil ki, Allah’a gizli değilsin. Öyleyse nasıl bir hâlde olacağına dikkat et.” (Tufehul-Ukul, s.448)

“Her topluluktan bir şahit çıkarır ve “Delilinizi ortaya koyun.” deriz. O zaman hakkın Allah’a ait olduğunu bilirler ve uydurdukları şeyler kendilerinden ayrılıp kaybolur.” (Kasas, 75).

Rabb’imize her ismin yanı sıra Eş-Şehid olarak inananlar, kendileri de hakkın şahitleri olurlar. İnsanlar arasında en zirvede duran şahitler Hz. Peygamber ve vasileridir.

“Allah’a ve peygamberlerine iman edenler, işte onlar, Rablerinin katında gerçek doğrular ve şahitlerdir: onlara da onların mükafatları ve nurları vardır. Kafir olan ve bizim ayetlerimizi yalanlayanlar ise, cehennem ehlidirler.” (Hadid, 19).

Dolayısıyla bugün Peygamberimizin olmadığı bir toplumda bile olsak üzerimizde birçok şahitler vardır. Gece ve gündüzlerimiz, bedenimiz, melekler, bazı özel günler, Kur’an gibi birçok şahitlerimiz vardır ki, onlar lehimize ve aleyhimize şahitlik edeceklerdir. Lehimize çevirmekse nefes alıp verebildiğimiz sürece bizim elimizdedir. Fakat şu an öyle bir şahit de vardır ki, O haftada birkaç kez bizim amel defterimize bakarak oradaki listeye esasen ya üzülür yada sevinerek hakkımızda dua eder. Bu kimse zamanın İmamı Hz. Mehdi (a.f)’dir. Amellerimize şahit olan bu kimse bizim için dua edebiliyorken makamının Allah katındaki yüceliğinden faydalanarak yardımını artırmasını dileyebiliriz. Çünkü her şeye şahit olan yüce Allah, iyiye doğru değişme çabamızı ve hz. Mehdi’yi (a.f) vesile kıldığımızı görürse, bu imtihanda bize çok yardımcı olur… Unutmayalım, Allah şahittir ve merhametlilerin en merhametlisidir…

Allahumme salli alâ Muhammed ve alâ alî Muhammed ve eccil fereccehum.

(Yazıda Zeynep Işık, “İlk Adım Allah`ı Tanımak” kitabından yararlanılmıştır.)



1 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör