ÖNYARGI

ÖNYARGI İnsanın kendi yaratılışı ve evrenin her ayrıntısı insanı, Allah’a götürecek binlerce delil saklamaktadır. Buna rağmen yüce Allah, lütuf ve kereminden, sözlü ve yazılı deliller göndermiştir. Ayrıca bunu pratiğe dökmenin göstergesi olarak ta elçiler görevlendirmiştir. Çünkü insan duyulanın çok az kısmını, görülenin bir kısmını, yaşanılanın bütününü çok kolay algılar. Tüm bu alternatiflerin hepsi Allah’ımızı anlamak ve O’nun razı olduğu gibi yaşamak içindir. Ama kalplerinde önyargılı olanlar yine de bu iradeyi anlayamazlar. Çünkü kalp, dolayısıyla beşeri irade başka yargılarla dolmuş. Bu yanlışlığın yanı sıra bu yanlışın savunulması da cabası...  Bu tür insanlar ilahi emirler ile tanıştıklarında önyargılarından dolayı bir türlü ayetleri duydukları halde kendilerine bir pay çıkaramazlar. Çünkü hakikat içeriye giremiyordur bir türlü.

Enam süresi/25 “İçlerinden, (Kur'an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, "Bu (Kur'an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil" derler.”

Kehf süresi/57 “   kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.” Elbette onların yollarını kesen yüce Allah değildir. Çünkü ön yargıları, ilmin kendilerine ulaşmasına engel olmasından dolayı kalpleri, kulakları ve gözleri asıl fonksiyonlarını kaybetmiştir. Bu yüzden Allah’ı, peygamberi, ayetleri anlayamazlar. Dolayısıyla şirke ve zulme düşerler. Toplumda “gözünü kör etmiş, aklını ne ile yedin” gibi kullanılan deyimler bizim bu demek istediğimizi özetler mahiyettedir. Ayrıca insanın durduğu yer yani duruş sergilediği misyonu önemlidir. İnsanın durduğu yer yargılarıdır. Bu yüzden insan kendini nereye ait tutmak istiyorsa onun bir parçası olur.  Durduğu yere göre düşünür, karar erir, duygulanır ve davranır. Bir insan gerçekten doğru olanı yakalamak istiyor ve peşine düşüyorsa, onu yakalar.  Ama peşine düştüğü, gerçekten ayrı başka amaçlar ise durduğu yere göre şekillenecek ve yaşam tarzını kuracaktır. Bu nedenle ilahi emirlere yaklaşmadan önce nerede durduğumuza, ne düşündüğümüze ve nelere sarıldığımıza dikkat etmeliyiz. Durduğumuz yer, Allah ile aramızdaki mesafeyi belirleyecektir. Allah’a güvenen bir insanın ayetlere ve hayata yaklaşımı farklıdır. Allah’a güvenmeyen bir insan ise, ayetleri yaşama pratiği yapsa bile hayata yaklaşımı farklıdır. İşte şirk duruşun olduğu yere göre, ya o kişinin ayağı altındadır, ya kendisi ile beraber yürüyordur veya şirk, onun baş tacıdır. İnsanın,  İslam’ı kavramasının en hızlı yolu önyargısız yani ümmi olmasıdır. Ümmi kavramı önemli bir kavramdır. Ümmi kavramının bir çağrışımı da, saf ve katışıksız olması demektir. Bu nedenle peygambere bu kavram, sıfat olarak kullanılır. Aynı şekilde tüm insanlarında aynı yolda yürüyerek, önderi ile aynı sıfatı alması gerekir. Unutmamak gerekir ki ümmi olan tevhide, ön yargılı olan ise şirke davet açar.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

ET-TAHİR

İFTAR, KADER VE İMAM Fe- ta-re harflerinde oluşan bir kavramdır. Anlamı uzunlamasına yarılmaktır. Kimi zaman bozmak, kimi zaman da düzenlemek yoluyla olur. Bu fiilden oluşan kavramlardan biri de fıtr