İMAM ALİ’NİN (AS) ŞEHADETİ

4361900474_7d46e9bac0_o

İMAM ALİ’NİN  (AS) ŞEHADETİ

Ramazan ayında ve kadir gecelerinin ihtimali yüksek olabilecek bu ihya gecelerinde İmam Ali (a.s) öldürülmüştü ya da öldürülme planı yapılıyordu, yıllar önce. Ben ise bu durumu içinde bulunduğum bu değerli benzer günlerde anlamak istiyordum. Neden bir Müslüman, camideyken hatta secde de iken başka sözde Müslüman tarafından öldürülmek ister? Bunu anlamak için o günün gruplarını, akımlarını incelemek ile başladım. Hariciler dediğimiz bir grup dönemindeki olaylarda belirgin rol oynamıştır. Hariciler Sıffın Savaşında Muaviye karşı İmamın yanında savaşan bir zümreydi. Hakem olayından sonra ise (haşa) imamı kâfir görür oldular. Onlarda aynı bir devenin dizinin nasırı gibi alınlarında secde etmekten kaynaklı nasırlar vardı. O kadar zikir ehliydiler. Fakat diğer taraftan İmam Ali’ye kâfir diyorlardı. Radikal bir şekilde kendilerinden olmayanlara kâfir der haldeydiler bir yandan da gece namazları, ibadetler, şükürler. Yaptıkları ibadetlerin herhangi bir manevi değeri olmamakla beraber onlar için bir ritüel idi. Bunlar şu an bizlere uzak gelen gruplar değil mi? Hayır. O gün hayranlıkla bakılması, zamanın en parlak nur olması gerekene gerekli özeni göstermeyenler var. Bugünde zamanın imamına gerekli özeni göstermeyenler var. O zamanda Kuranla peygamberi bir bütün olmayarak görenler var bugünde Kuran bize yeter diyenler var. Peygamber Hz. Muhammed (s.a.a); ısrarla kendisinden sonra takip edilecek önder olarak İmam Ali (s.a)’yi işaret ederken, müslümanlardan muhalif sesler yükselmesi devam ediyordu. Günümüzdeki gibi.. Durumlar böyle devam ederken İmam Ali bir taraftan hakem olayından sonra da yine Muaviye ile savaşmak istiyordu. Böylece Kûfe’ye gelerek hazırlıklar yaptı ve Şama yani Muaviye doğru hareket etti. Bu sıra da İmama sürekli elçiler haber getiriyordu. Bu haber haricilerdendi. Hariciler imam Ali’nin Kûfe’yi terk etmesini avantaj olarak Kûfe’yi görüp geçirmeyi planlıyorlardı. İmam bu habere karşılık şama varan yönünü Nehravan’a çevirdi. Hariciler Nehravan’da toplanmıştı çünkü. İşler o kadar çığırından çıkmıştı ki Nehravan’dan bir gün bir çift geçerken, çiftten gebe olan kadına soruyorlar Aliyi sevenlerden misin? Gebe kadın evet diyor. Çocuğun olsa adını ne koyacaksın diyorlar kadın diyor ki; “Ali!” Karnındaki bebekle birlikte kadını şişliyorlar. Baba saldırıyor fakat onunda sonu ölüm oluyor. Tekrarlıyorum, imama sevgi duyanı şişleyenler gece namazı kılanlar, Allah rızasını için yaşayanlar, zikir edenlerdi. Olaylar böyle gerçekleşirken imam Nehravan’a ulaşıyor. Burada son kez uzun bir konuşma yapıyor. Konuşma sonrası da haricilerden 12.000 kişiden 8.000 orayı terk ediyor. İmam bu 8.000 kişiye hiçbir şart koşmuyor. Savaşılıyor ve Alinin ordusu galip geliyor. Savaş sonrasında firar edenler oluyor. Firar edenlerden biri ise İbni Mülcem’di. İmamın katiliydi.. Diğer firarlardan olanlarda Bekir bin Abdullah ve Amr bin bekr’di. Bu üç harici Mekke de bir sözleşme yapıyor.  Diyorlar ki bu kadar Müslümanın ölmesinin sebebi 3 kişidir. Biz bunları öldürürsek İslam’a hizmet etmiş oluruz hem de ibadet etmiş oluruz diyorlar. Bunlar Amr bin As, imam Ali ve Muaviye. Her biri birini öldürmeye niyetleniyorlar. İbni Mülcem ise İmam Ali’yi öldürmeye gönüllü oluyor.   Oysaki İbni Mülcem İle İmam Ali’nin tanışıklığı o gün başlamıyordu. İmam zaten katilini biliyor, öleceği günü biliyordu. Resulullah (saa) zaten ona bunları söylemişti. Ve böylece imam katilini gördüğü an olacaklardan haberdardı. Bunu tanışıklığının ilk başında İbni Mülcem’e de iletmişti. İbni Mülcem başlarda imamı sevse de sonrasında olaylar böyle gelişmedi. İbni Mülcem Kûfe’ye gelmiş ve imamı öldürmek için alt yapılarını hazırlamaya başlamıştı. Bu sırada İbni Mülcem Kûfe’de bir kadına tutuluyor. Kadının babası ve kardeşi de imama karşı savaşta hariciler tarafındayken ölüyor. Kadının imama bu sebeple oldukça büyük bir kini var. İbni Mülcem ile olan muhabbeti zamanla artarken kendisi ile evlenmesinin şartını imamın kanı olarak gösteriyor. Ve bu konuda ona kılıca sürmesi için zehir vererek destekliyor.. Ve aylardan Ramazan ayı oluyor. Bu sırada imam Kûfe’de sohbet ediyor. İmam Muhammed bin Hanefiye sesleniyor. ‘’Ramazan ayından kaç geçti?’’ Babasına buyuruyor. 13 gündür diyor. İmam tekrar soruyor oğlum Hüseyin böyle midir? İmam Hüseyin buyuruyor. “Evet babacım bu aydan 17 gün kaldı..” İmam biliyordu. Zamanın yaklaştığını. Elini sakalına götürerek dedi ki ‘’Oğullarım yakındır bu ak sakalların kızıl kana boyanacağı gün.’’ İmam gün sayıyordu. Gerçekten bu dünyadan çok çekmişti. Dünyanın zulmüne, ikiyüzlülüğüne, insanların ihaneti çok olmuştu. La ilahe illallah dediği halde nefislerini ilah edenler çoktu. İmama yapılan en büyük zulüm ona indirilen kılıç değildi. İmam yapılan en büyük zulüm ümmetin onu tanımamasıydı. Bugünde devam ediyor bu. Bir Ali’den bahsediliyor. Allah’ın aslanı, cesaretli bir yiğit, halifeden..“İmam Ali (s.a)” diyoruz. Biz hiç bir halifeye veya sahabeye “ İmam” sıfatı getirmiyoruz değil mi? Onu çok özel yapan durum; O, peygamberin halifesidir. Peygamberden sonraki bu ümmetin başı İmam Ali (s.a)’dir. Fakat bunlara rağmenİmam sıradan, iyi bir Müslüman olmanın ötesindeki bir konuma geçirilmedi!Öylesine zülüm gördü ki aslında İmam bunlardan. Makamı anlaşılmasın diye fırsat verilmeyen, önü kapatılan, inandım diyenlerin ihanetiyle yorulan bir Aliydi o… Ramazan ayının 18. Gecesini 19 a bağlayan gecede, 19. Gecesinde İmam Ali Rabb’ine kavuşacak diye heyecanlanıyordu. O gün kızı Ümmü Gülsüm de iftardaydı. Fakat imam sürekli semaya bakıp zikir çekiyor, dolaşıyor zikir çekiyor. Kızı soruyor “baba benim evime misafir olduğunda seni böyle hiç görmemiştim.  Neden bu gece böyle yaparak beni kederlendiriyorsun?” İmam diyor ki vakit yaklaşıyor. İmam evden çıkarken bahçedeki kazlar imama yapışıyor. Ümmü Gülsüm anlıyor o gece babamın beklediği gecedir diye. Kızı diyor ki “bu sabah namazına giderken kardeşlerimle git korusunlar.” İmam buyuruyor. “Allah’ın takdiriyse kim etrafımda beni korumaya gelse de bir sonuç ifade etmez.” Camiye varıyor ezan okuyor. Ardından içeri giriyor. Camide birileri yatıyordu. Yatanlardan biri katili İbni Mülcem idi. Pusuda bekliyordu. Oysa imam haberdardı. Geldi uyardı kalkın namaza diye. Bu sırada bile uyarıyor “yüz üstüne yatma şeytanın şeklidir.” Katilini uyarıyor..Ve namaz başlıyor. Secdeye gidiyor. Ve kılıç iniyor. Bu sırada katili “ Hüküm ancak Allah’ındır, hüküm senin değildir ey Ali!” diyor.  Kılıç yaraladıktan sonra imam diyor “ Kâbe’nin Rabbine hamdolsun ben rahatladım.” Sonrasında İmam Ali’yi evine götürüyorlardı. O sırada Onun kollarında tutanlara dedi ki bırakın kendim yürüyeyim kızım Zeynep beni böyle görmesin. Fakat o Zeynep Kerbela da neler görecekti neler! İmama zehirli kılıç darbesinden dolayı süt içmesi tavsiye ediliyor o sıra ve imam ölüm döşeğinde iken bile katili için oğullarına uyarıda bulunuyordu. Ona da bakıyor musunuz?” diye. “Onu korkutmayın” diye uyarıda bulunuyordu. Var mıdır katiline böylece merhamet edecek? Ve vasiyet ediyor. “Kalırsam ben ne yapacağımı bilirim. Sağ kalmazsam ise birden fazla vurmayın.” İmam 21 gecesi şehit düşmüştür. Darbe aldıktan 2 gün sonra. 21 gecesinin Kadir gecesi olduğuna dair rivayetlerde vardır. Bunu destekleyecek olgularda. Kadir gecesi nedir? Kur’an’ın nazil olduğu gecedir. Samid Kur’an bir gecede nazil olmuştur. Natık Kur’an o gecede dünyadan gitmiştir. O gece iki Kur’an’ın gecesidir… Samid olan o gece peygambere nazil oluyor. Natık olan şahadet şerbeti içiyor. Fakat Bilincini yitirmiş bu sözde müslümanlar, İmam’a ve misyonuna saldırmakla Kur’an’a saldırdığının farkında değillerdi.Kur’an’a saldırmakla da kendi imanına saldırdığının farkında değillerdi. Ramazan ayının tüm yönleri bu mübarek ayda ele alınırken, günümüzde bu önemli gecelerin her kesim tarafından zikredilmemesinin sebebi nedir…? Bu bizleri düşündürtmeli. Niye gizleniyor niye hatırlanmak istenmiyor. Herkes imamı severken niye şehadeti anılmıyor?? Bu bir tarihsel olaydan ibaret değil, bu iman meselesi, bu bir Allah’ın farzı ehlibeyti sevmek, bilmek, anlamak.. Ali’nin kapısından girmeyen, peygamberinin şehrine mi varırdı? Şehid düşmeden önce Oğlu Hasan’a vasiyette bulunuyor, ‘’oğul beni gece defnet. Defnederken tabutun önünü boş bırak.’’ İmamın cenazesi bulunmasın diye 700 tane mezar kazılmıştır. Bulunursa dillerimiz dönmeyeceği ihtimaller söylenmiştir çünkü. 190 sene sır kaldı mezar yeri. Defin için Necef’e geldiklerin de tabutun başı yere çöktü. Hasan (a.s) dedi burayı kazın. Kazınca bir levha çıkıyor. Levhada İbranice ‘’Bu o kabirdir ki tufandan önce Nuh kendi kardeşi Ebu Talip oğlu Ali için hazırlamıştır.’’ İmamın mezarı Nuh(as) tarafından hazırlanmıştır. Burası çok etkileyici.. Zer âleminden başlayan bir çizgi bu. Hedefe giden tek bir doğru yol olduğu her şeyin başlamasından önce biliniyor. İşte burada bize imameti düşünmek düşüyor. İmam rıza, imametle ilgili şöyle buyuruyor “Hz. Resulullah (s.a.a) da dünyadan göçmeden önce, ümmetine dinin öğretilerini beyan buyurdu. Yollarını onlara açıkladı. Onları hak yolunun ortasında bıraktı. Hz. Ali (a.s)’ı onlara bir örnek ve imam olarak tayin edip, ümmetin muhtaç olduğu hiç bir konuyu açıklamadan gitmedi. Kim, Allah Teâlâ’nın dinini kâmil kılmadığını zannederse, Allah’ın kitabını reddetmiş olur, kim de Allah’ın kitabını reddederse, onu inkâr etmiş olur.” Ve ekledi ‘’ İmamet dinin tamamlanmasıdır.’’ O hâlde imamet makamı Hz. Peygamber (s.a.a)’e özgü idi. O da Allah Teâlâ’nın emriyle, Allah Teâlâ’nın ona çizip farz kıldığı şekilde, onu Hz. İmam Ali (a.s)’a bıraktı ve sonra da Allah Teâlâ’nın: ‘Ve kendilerine ilim ve iman verilen kimseler, onlara derler ki: Allah’ın kitabında kıyamet gününe kadar bırakıldınız…’ (Rum Suresi:56)  kavli gereğince, Hz. İmam Ali (a.s)’ın kendilerine ilim ve iman verilen seçilmiş zürriyetine ait oldu. Dolayısıyla, kıyamet gününe kadar bu makam, yalnızca Hz. Ali (a.s)’ın evlâtlarında olacaktır. Çünkü Hz. Muhammed’den sonra artık bir peygamber yoktur. Geçmişte ki olayları böylece inceledim. Hataları, bilinçsizlikleri, nefislerin doğurduğu sonuçları gördüm. Nefislerin terbiye edilmesi gereken bu günlerde yani içinde bulunulan Ramazan ayında ben hatalardan ders çıkaran bir Müslüman olmak istiyorum. Çünkü o zamanın imamı Ali (a.s) iken benim zamanımın İmamı da İmam Mehdi (a.f).. Bu durumda anladığımız o ki; İmam Ali(as) imamet zincirinin ilk halkası yani tüm imamların babası, İmam Mehdi (as) de imamet zincirinin son halkası ve yani en son vasi oluyor. Yani yine bir imtihan var ve devam ediyor. Yine bir tanıma yine bir sadakatlik var. Ben bu konuda dikkatli olmak istiyorum. Ben tarih tekerrür etmesin istiyorum. Peygamber Hz. Muhammed (s.a.a); ısrarla kendisinden sonra takip edilecek önder olarak İmam Ali (s.a)’yi işaret ediyordu, ve ben Onun her dediği vahye dayalı ve kendisine itaat farz iken bu “Emrini” ciddiye alıyorum. Ben atalarımın yaptığı günahlardan beriyim. Ben o gün orada olsaydım kesinlikle imam Ali (as)’nin yanında olurdum. Peygamberinin(saa) ve kızı Fatıma(as)’nın şahitliğini asla inkâr etmezdim. Ayrıca oradakiler gibi hem biat edip hem de biatimi inkâr edenlerden olmazdım. Kesinlikle imam Ali(as)’nin kadir kıymetini bilirdim. Sonuna kadar yanında dimdik dururdum. Gadir Hum gününde İmam Ali(as)’nin şahsında on iki imam’ın eli kaldırılmıştı. Ve ben bu zaman dilimindeyim. Ve ben iddialarımda samimi olduğumu göstermek adına zamanımın imamı İmam Mehdi (as)’nin elini sımsıkı tutarsam, onun şahsında tüm imamların elini tutmuş ve dolayısıyla Peygamber(saa)’ime de sadık kalmış olacağımı biliyorum.Ve tutuyorum.Ve Gadir Hum günü biatini tazeliyorum. Söylenmiş olan son vasiyi tanıyorum. Ve İmam Mehdi (as)’nin kadir kıymetini bileceğime, onu suiistimal etmeyeceğime dair kendime uyarılarda bulunuyorum. Her çağın imamına sadık dostlar elbette vardı ben zamanın Alisi, İmam Mehdi (a.s) sadık dostları arasında olmaya niyet ediyorum. “Allah’ım! Eğer benimle onun arasında kulların için kesin kıldığın ve takdir ettiğin ölüm engel oluşturursa beni kefenimi kendime gömlek yaparak, kılıcımı kınından çıkararak, mızrağımı elime almış, -hakka- davet edenin şehirde ve diyardakilere yönelen davetine lebbeyk diyerek mezarımdan dışarı çıkar.Allah’ım! O değerli yüzü ve beğenilmiş parlaklığı bana göster. Ona bir bakışla gözüme -nur ve ebediyet- sürmesi sür. Zuhurunu çabuklaştır, çıkışını kolaylaştır, yolunu genişlet, beni onun hüccetli yolunda yürüt, emrini geçerli kıl, sırtını güçlendir. Allah’ım! Onunla beldelerini bayındırlaştır, onunla kullarını dirilt. Sen buyurdun ki -senin sözün haktır-: “Karada ve denizde insanların ellerinin kazandığı fesat zuhur etti” Allah’ım! O halde her batıla karşı zafere ulaşması ve onu yırtması -yok etmesi-, hakkı sabit kılması ve ayakta tutması için senin velin ve senin peygamberinin ismiyle adlananı ve senin peygamberinin kızının oğlunu bize göster. Onu zulme uğrayan kullarının sığınağı, senden başka kendisine yardımcı bulamayanın yardımcısı, kitabının uygulanmayan hükümlerini yenileyici, dininin şiarlarını ve peygamberinin sünnetlerini sağlamlaştırıcı kıl. Allah’ım! Onu zalimlerin kötülüklerinden koruduğun kimselerden kıl. Allah’ım! Peygamberin Muhammed’i onu ve onun davetini izleyenleri görmekle sevindir ve ondan sonraki bizim zavallı halimize merhamet et. Allah’ım! Onun zuhuruyla bu gamı bu ümmetten gider. O hazretin muhaliflerin uzak gördüğü, bizim ise yakın gördüğümüz zuhurunu çabuklaştır; merhametinin hakkı için ey merhametlilerin en merhametlisi!” (Ahd Duasından bir bölüm) Ve son olarak Ya Ali! Ancak senin için ağıt yakan bizler şehadet ederiz ki; sen, Hüccetulah’sın, Veliyullah’sın, Halifetullah’sın. Doğduğun güne, yaşadığın günlere, şehid olduğun güne selam olsun. Rabbim bizleri seninle beraber haşr eylesin. İlahi âmin. ZEYNEP TURAN

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>