GERÇEK YILDIZLAR KİMLERDİR?

vaadi.ir-quran-6

Rabbimizin son din olarak buyurduğu düzenin adı İslam’dır. Yeryüzü kurulduğundan beri adı değişse de içeriği aynı olan din budur.

“De ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’ân’a) ve İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Esbat’a (Yakub’un torunlarına) indirilene, Rableri tarafından Musa’ya, İsa’ya ve tüm peygamberlere verilenlere inandık. Biz onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeyiz ve biz O’na boyun eğenleriz.

 Kim İslam’dan başka bir din ararsa, asla ondan kabul edilmez. Ve o, ahirette ziyana uğrayanlardandır.

 Peygamber’in hak olduğuna tanık oldukları ve kendilerine apaçık deliller geldiği hâlde imanlarından sonra kâfir olan bir topluluğa Allah nasıl hidayet verir?! Allah, zalim topluluğa hidayet vermez.”[1]

Tüp enbiya ve vasilerini tasdikleyen bu dinin son peygamberi Hz. Muhammed’tir (saa). Yani hz. Muhammed (saa) tüm peygamber ve vasilerinin mirasçısıdır. Dolayısıyla son Peygamber de kendi vasilerini bize bildirmiştir. Bu dinin son peygamberi de elbette vasisiz olamaz. İşte salâvat bize bunu hatırlatmaktadır. Şu anlama gelmektedir; Hz. Peygamber için neye söz veriliyorsa aynı şekilde vasileri olan Ehl-i Beyt’i için de söz vermektir.

İbni kaddah rivayet eder;

 Ebu Abdullah (imam Cafer Sadık a.s) şöyle buyurdu; “ Babam, Kâbe’nin örtüsüne asılmış bir adamın “ Allah’ım! Muhammed’e salât et” dediğini duydu.

Adama dedi ki; “ Ey Allah’ın kulu! Salâtı eksik bırakma. Bizim hakkımızı vermemek suretiyle bize zulmetme.  Allah’ım! Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine salât et” de.”[2]

Salâvat ile hatırlatılan; Rabb’inin rızasını isteyen herkesin, kendisine ve Ehl-i Beyt’inden olan önderlere sadık olunması idi.

 “ Ey iman edenler! Allah’a itaat edin; Peygamber’e ve sizden olan o Ulu’l Emr sahiplerine de itaat edin. Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, bir şeyde çekiştiğiniz zaman o hususta Allah’a ve Peygamber’e başvurun. Böyle yapmanız, hem daha iyidir ve hem de sonu daha güzeldir.”[3]

Tefsir-ul Burhan’da İbn-i Babeveyh’in kendi rivayet zinciri ile Cabir b. Abdullah Ensari’den şöyle naklettiği yer alır:

 “Ey inananlar! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan Ulu’l Emr’e de itaat edin.” ayeti inince Resulullah’a (s.a.a) dedim ki: “Ey Allah’ın resulü, Allah’ı ve onun peygamberini anladık. Peki, seninle birlikte itaat edilmeleri gerektiği belirtilen Ulu’l Emr kimdir?”

 Peygamber (s.a.a) bana şu cevabı verdi:

 “Ey Cabir, bunlar benim halifelerim ve müminlerin benden sonraki imamlarıdır. Bunların birincisi Ali b. Ebu Talip’tir. Sonra Hasan, sonra Hüseyin, sonra Ali b. Hüseyin, sonra Tevrat’ta Bâkır (ilmi yaran, ilimde derinleşmiş kişi) diye tanınan Muhammed b. Ali gelir. Ey Cabir, sen onun günlerine ereceksin. Onunla karşılaştığında kendisine benden selam söyle. Sonra (lakabı) Sadık (olan) Cafer b. Muhammed, sonra Musa b. Cafer, sonra Ali b. Musa, sonra Muhammed b. Ali, sonra Ali b. Muhammed, sonra Hasan b. Ali gelir. Son olarak da benim adımı ve künyemi taşıyan Muhammed gelir. O Allah’ın yeryüzündeki hücceti ve kulları arasındaki yadigârıdır ve Hasan b. Ali’nin oğludur. Yüce Allah bu imamın eli ile kendi adını yeryüzünün doğusuna ve batısına yayar. O dostlarından ve taraftarlarından öyle bir gaybete çekilir ki, bu gaybet dönemi sırasında onun imamlığı ile ilgili sözlerine, sadece Allah tarafından kalpleri imanla sınavdan geçirilmiş kimseler bağlı kalırlar.”

Cabir sözlerine şöyle devam ediyor:

“Resulullah’a (s.a.a), “Ey Allah’ın resulü! O imamın, yokluğu sırasında taraftarlarına faydası olur mu?” dediğimde dedi ki:

 “Beni peygamber olarak gönderene andolsun ki evet. Taraftarları onun nuru ile aydınlanırlar ve yokluğunda onun velayetinden tıpkı bulutlar arasındaki güneşten yararlanıldığı gibi yararlanırlar. Ey Cabir! Bu, Allah’ın gizli sırlarından ve saklı bilgilerinden biridir. Onu saklı tut ve ehli olanlardan başkasına açıklama.”[4]

İmam Muhammed Bâkır (a.s), Ehl-i Beyt’in (hepsine selâm olsun) ümmete önderlik etme, ümmeti istikamet ve doğruluk çizgisine yöneltme hususundaki rolüne dikkat çekmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Biz, Allah’ın emrinin yetkilileri, Allah’ın ilminin hazineleri, Allah’ın vahyinin vârisleri, Allah’ın kitabının taşıyıcılarıyız. Bize itaat etmek farz, bizi sevmek iman, bize buğzetmek küfürdür. Bizi sevenler cennette, bize buğzedenler ise cehennemdedir.”[5]

 

[1] Al-i İmran suresi/84-86

[2] Usul-i Kâfi c. 2, s.641, h. 3171

[3] Nisa suresi/ 59

[4]Tefsir-ul Burhan, c.1, s.381, h:1

[5] Menakıb-u Âl-i Ebî Talib, 4/223

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>