GADİR HUM’DA EN BÜYÜK HACETİMİZ “MARİFET” OLSUN!

679

GADİR HUM’DA EN BÜYÜK HACETİMİZ “MARİFET” OLSUN!

Bismillahir Rahmanir Rahim

“(Allah’ım,) Onu zulme uğrayan kullarının sığınağı, Senden başka kendisine yardımcı bulamayanın yardımcısı … kıl.”

Bu cümle, Ahd duasında İmam Zaman (af) için edilen bir duadır fakat bizlere verilmek istenen mesajın da farkında olmamız gerekir. İmam Mehdi (af) “Allah’tan başka yardımcısı olmayanların yardımcısıdır” diye belirtilmektedir. O halde imam Zaman’ın (af) yardımına mazhar olabilmemiz için ilk önce odağımızı düzeltmeliyiz. Allah’tan başka bir yardımcı görmemeli, umut etmemeliyiz ki zamanın Velisinin yardımından mahrum kalmayalım. Zamanın Velisinin (af) yardımı nasıldır? Bizlerin birbirine olan yardımı gibi mi? Yoksa bu bir ilahi yardım mıdır? Dehşetleri kolaylaştıran, zorlukları yok eden, olmazları olduran bir yardım mıdır?
Allah’ın Velisini tanımadan önce yakin etmemiz gereken nokta, Allah’ı her anlamda birlemektir. Hacet isterken de Onu birlemeliyiz, Ondan başkasının yardım edemeyeceği bilincinde olmalıyız. Ardından yeryüzündeki Allah’ın halifesinin yetkilerini anlamamız gerekir. Bir cumhurbaşkanı ya da kralınki gibi yetkiler değildir bunlar. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın Velisi, tüm âlemlerin yetkili kişisidir. Dolayısıyla bu büyük ruha sahip kimse Allah’ın tayin ettiği İmam’dan başkası değildir.

Sadece biz yaratılmışların İmamı olursa, diğer âlemdekilere karşı adaletsizlik yapılmış olmaz mıydı? Diğer yaratıklar – hayvanlar, kuşlar, çiçekler, gök cisimleri vs. – İmamsız olabilir mi? Oysa biz İmam Rıza (a)’a Zamin-i Ahu deriz. Ceylanın yavrusuna da İmamlık, önderlik, hamilik yaptığının şahidi oluyoruz. Bu nedenle İmamet kavramının da bilincinde olmamız gerekiyor. Doğru bir imamet bilinci, doğru risalet kavramından kaynaklanır.

 Belki de en derinde Peygamberimiz ve en güzel örneğimiz Hz. Muhammed’in (saa) de makamını da doğru anlamamışızdır. Onun hatem peygamber oluşunu, seçilmişler zincirini görememiş, hangi kuralların mirasçısı olduğunu anlayamamışızdır.

 Belki de biz risaleti tamamen farklı bir mânada algılamışızdır. Peygamberimiz (saa) sadece Kuran ayetlerini insanlara okuyan bir şahıs mıydı? Yoksa ilahi bir önder mi? Eğer ki birinci tür olarak algılanması gerekiyorsa, bu görevi Hz. Muhammed (saa) dışında da çoğu kişi yapabilirdi. Fakat Hz. Muhammed (saa) ilahi bir seçilmiş olarak tüm peygamberlerin sonuncusu, âlemlere rahmet, en güzel örnektir. En güzel örnek oluşu, bizlere onun ilahi bir takva elbisesine büründüğü ve dosdoğru ahlak üzere olduğunu göstermektedir. Fakat sadece bir öğretmen, ahlak örneği ve lider olarak algılamak Onun makamını aşağı çeker. Bizler onun Allah tarafından seçilmiş olduğu bilincinde olmalıyız. Hz. Muhammed’i (saa) Allah seçti ve o zât, ilahi bir makama sahiptir. Dolayısıyla bizler Onun her kelâm ve davranışının, ilâhi nura boyandığının farkında olmalıyız.

Kuran ayetinde “O kendi nefsinden bir şey söylemez” dediğinde anlamalıyız ki, o ilahi vahiylere kendisinden bir şey eklememekle birlikte, her anında ilâhi renktedir. Hutbelerinde ve günlük yaşantısında da şaşmaz, yanılmaz, hataya düşmez. Allah’tan gafil olmaz. Dolayısıyla O mübârek zâtın seçimi de yine nefsinden değil, Allah’tandır. Onun ilan ettiği vasiler (a), Allah’ın vasileridir…

Onlar da yine ilâhi hüccetlerdir, Allah’ın yeryüzündeki hidayet önderleri ve nur kapılarıdır. Bu hidayet önderlerini görmediğimizden, dolayısıyla hatalı bilince sahip olduğumuz için ettiğimiz dualar belki de kabul olmuyor ve bazı hacetlerimiz erteleniyordur. Belki de biz bilmediğimiz bir yolda, doğru gibi gözüken ama yanlış adrese götüren şoförün arabasına binmişizdir. Gerekli olan adrese götürmekten ziyade, tüm araçların geçtiği o kavşaktan yanlış yöne sapmaktadır bu şoförler…

Ancak hidayet önderlerine tutunduğumuzda doğru yolu bilmeyen birçok kişi vardır ki, onlar kendilerini, hem ahiret hem dünya yollarını bilen Bekçilere emanet etmişlerdir. Nihayetinde gülecek olan da onlardır. O zaman gelin bu Gadir Hum gününü daha bilinçli yaşayalım. Gadir Hum hutbesini okurken derinlere inelim ve Resulullah’ın (saa) “Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır” cümlesini bu açıdan tefekkür edelim.
“Ben kimin mevlası isem…” şartı ne de büyük anlamlar taşımaktadır! Hz. Ali’yi (a) mevlası olarak görenler, Hz. Muhammed’i (saa) mevlası olarak görenlerdir. İmam Ali’yi (a) mevlası olarak görmeyenler, meğerse en başından Peygamberimizin (saa) makamını doğru kavrayamayan kimselermiş…
Ve peygamberlik makamını idrak etmemek de şüphesiz tevhidi anlamamaktan kaynaklanmaktadır. Çünkü seçilenle birlikte Seçenin kimliğini de göz önünde bulundurmak gerekir.

Resulullah’ın (saa) buyurduğu gibi: “Ya Ali! Seni Allah ve benden başka kimse hakkıyla tanıyamadı, beni sen ve Allah’ın dışında kimse tanıyamadı, Allah’ı sen ve benim dışımda gerektiği gibi kimse tanıyamadı.” 

O zaman hacetlerin kabul olduğu bu mübarek Zilhicce ayında durmadan Marifet duasını okuyalım. Kudret ve Merhamet sahibi olan Allah’tan Kendisini, Peygamberini ve Hüccetini tanıma tevfiki isteyelim:

“Allahumme errifni nefsek, fe in lem tuarrifni nefsek lem e’rif rasulek.
Allahumme arrifni Resulek; fe inneke in lem tuarrifni resuleke lem a’rif Huccetek.
Allahumme arrifni huccetek; fe inneke in lem turrifni hucceteke daleltu an din.”

ANLAMI: Allah’ım bana Kendini tanıt, eğer bana Kendini tanıtmazsan Resulünü tanıyamam.
Allah’ım bana Resulünü tanıt, eğer bana Resulünü tanıtmazsan Hüccetini tanıyamam.
Allah’ım bana Hüccetini tanıt, eğer Hüccetini bana tanıtmazsan dinde sapıklığa ve zelalete düşerim.

Allahumme salli alâ Muhammed ve Al-î Muhammed ve eccil fereccehum

SENEM MUSTAFAYEVA

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>