DUADAN ÖNCE SALÂVAT ÇEKELİM

45db6a349d29a8649b58b6b058497bba

Muhammed b. Müslim rivayet eder;

İmam Bakır(as) ve imam Sadık’dan (as) birine dedim ki; “Bazen bir adam görürüz. Bu adam ibadet etmekte, sürekli ibadetle meşgul olup huşu ile amel etmektedir. Ama hak inancı benimsememektedir. Onun bu amelinin ona bir faydası var mıdır?”

Buyurdu ki; “ Ey Ebu Muhammed! Ehl-i Beyt’in örneği, İsrailoğulları zamanındaki bir ailenin örneği gibidir. O aileden bir kimse kırk gece amel etti, sonra dua etti. Ama duası kabul edilmedi. Adam Meryem oğlu İsa’nın (as) yanına geldi, içinde bulunduğu bu durumu ona şikâyet etti ve ondan kendisi için dua etmesini istedi.

İsa (as) abdest aldı, namaz kıldı sonra Allah Azze ve Celle’ye dua etti.

Allah Azze ve Celle ona şöyle vahy etti. “ Ey İsa! Kulum, bana gelinen kapıdan başka bir kapıdan geldi. O kalbinde, senin hakkında şüphe varken bana dua etti. O, boynu kopuncaya kadar, parmak uçları çürüyünceye kadar dua etseydi yine de duasını kabul etmezdim.”

İsa (as) adama döndü ve şöyle dedi; “Sen peygamberi hakkında şüphe içinde olduğun halde mi Allah’a dua ediyorsun?”

Adam dedi ki; “Ey Allah’ın ruhu ve kelimesi! Allah’a yemin ederim, dediğin gibi oldu. Allah’a dua et, bu şüpheyi içimden gidersin.”

İsa (as) onun için dua etti. “Allah adamın tevbesini kabul etti ve duasına da icabet etti. Böylece adam ailesindeki diğer kimselerin düzeyine çıktı.” [1]

Bu rivayetin vurguladığı gibi dualardan önce salâvat getirelim. Son şeraitin getiricisi Hz. Peygamber’e ve onun vasileri olan tüm Ehl-i Beyt’ine( Hz. Fatıma ve tüm Ehl-i Beyt imamlarına)!

Resulullah (saa) şöyle buyurmaktadır;

“Selâm ve salâvat, duanın kabulüne ve Allah’ın rızasına neden olduğu gibi mümin insanin amellerini de arındırır.”[2]

Ümmeti Ehl-i Beyt çizgisinden uzaklaşma hususunda uyarmış ve şöyle buyurmuştur: “Bizden teberri edenden (uzaklaşandan) Allah berîdir. Bize lânet edene Allah lânet eder. Bize düşmanlık edeni Allah helâk eder.” [3]

İmam Cafer Sadık (as) yine bu hatırlatmayı yapmaktadır;

“Muhammed’e (saa) ve al-i Muhammed’e salât getirmedikçe, duanın önüne perde konur.”[4]

Ebu’l-Hasan er-Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Muhammed ve Ehlibeytine salâvat, Allah Azze ve Celle katında, tesbih (Subhanallah), tehlil (la ilahe illallah) ve tekbirle (Allah-u Ekber) eşittir.”[5]

Bunun sebebi; salâvatı görmediğimizde bizim tesbih, tehlil ve tekbir zikrini de yapamayacağımızdan dolayıdır. Eğer zikirleri sadece sözcüklere sığdıracak olursak, bu da zaten Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt’inin anlaşılmamış olduğu anlamına gelir. Allah muhafaza etsin.

İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Her kim Cuma günü ve diğer günlerde öğlen namazından ve sabah namazından sonra: “Allahumme salli ala Muhammed ve al-i Muhammed ve accil ferecehum’ derse, Kaim Mehdi’yi (aleyhi selam) idrak etmeyene kadar ölmez.” [6]

Yani imanı kemale erer. Rabbimizin dünya yol planını sonuna kadar görür. Ne mutlu bu basireti kazananlara!

 

[1] Usul-i Kâfi c.2, s. 529

[2] Bihar’ul-Envar, c.91, s.64

[3] Biharu’l-Envar, 27/222

[4] Usul-i Kâfi c. 2, s. 635, h. 3151

[5] Emali, Saduk, 132; Uyun-u Ahbari er-Rıza, 2/265;

[6] Biharu’l-Envar, 83/77, 86/363, 87/65; Müstedrek Sefinetu’l-Bihar, 6/366

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>