ZAMANININ İMAMINI TANIMANIN ÖNEMİ

4_-Bütün-O-Aşkları-Yazdı-Da-Ne-Oldu-600x438

ZAMANININ İMAMINI TANIMANIN ÖNEMİ

Lütuf: bahşetmek hiçbir mecburiyet olmadan vermek anlamına gelir.

Allah-u Teâlâ sonsuz lütuf ve kerem sahibidir. Bunda inananlar olarak hiçbir şüphemiz yok. Yaratılışımız ve dünya hayatımıza baktığımızda Allah’ın bizlere olan lütfünü saymakla bitiremeyiz.

Bu lütuflarının en önemlileri neler dersek, benim aklıma bunlardan biri olarak “ AKIL” geliyor. Allah kendi izzeti ve celaline yemin ederek “akıldan daha üstün bir şey yaratmadım” diye buyurmuş olması, aklın lütufların en önemlilerinden biri olduğunu anlıyoruz.

Başka ne olabilir? Yine bu bahşedilen aklı kullanarak kâmil insan olması için gönderdiği Kur’an ve onu açıklamasını öğretmesi için gönderdiği Peygamber ve o yolu devam ettirmeleri için tayin ettiği İmamlar.

“Kur’an ve Peygamber”, ikisi birlikte lütfun büyüklüğünü gösteriyor. İkisi bir bütündür. Biri olmadan diğeri eksik olur. Tek başına birine sarılmak yeterli değildir.

Maalesef günümüzde insanların çoğu bu şekilde: Kur’an bir olmasına rağmen, öğretmenlerine gerçek açıklayıcısına müracaat etmeyip kafalarına göre yorumladıkları için her kafadan farklı bir yorum çıkıyor. Oysa Kur’an tek bir kitaptır. İnsanlar aynı kitabın aynı ayetini birbirine zıt bir şekilde yorumlayabiliyorlar. Bunu temel sebebi, problemi Kur’an’ın gerçek açıklayıcısına, Allah’ın kendilerine Kur’an’ın ilmini verdiği Peygamber ve onun vasileri olan Ehl-i Beyt’e müracaat etmemeleridir.

 Maalesef ki Peygamber’den sonra Kuran’ı alıp Ehl-i Beyt’i bir kenara bırakmalarından kaynaklanıyor. Ehl-i Beyt’i bıraktılar derken bu sevmiyorlar demek değildir. Sevebilirler ama sevgi yeterli değildir. Onları tanıyıp itaat etmek gerekir.

Ya da bunun tam tersi olsa sadece Ehl-i Beyt’i alıp Kuran’ı bıraksalar yine faydası olmaz, ikisine birden sarılmalı idi.

Bu sözlerden sonra Peygamberimiz (SAA) in meşhur SAKALEYN hadisine baktığımızda konuyu daha iyi anlarız.

 Ne buyuruyor hazreti Resul Ekrem (SAA): “Ey insanlar size iki ağır emanet bırakıyorum, ona sarıldığınız zaman sapmazsınız. İlki Allah’ın sözü kelamı olan yüce Kur’an, diğeri İtretim soyum olan Ehlibeyti mdir. Bu ikisi kıyamette havuz başında bana dönünceye kadar ayrılmazlar.”

Bu hadisten anlıyoruz ki bugün Kur’an’ın son temsilcisi, açıklayıcısı, taşıyıcısı, koruyucusu, öğretmeni ve Allah’ın son lütfü Hz. Mehdi(af)’dir. Şu an gaybette olması, Allah’ın lütfunun değerini asla azaltmaz.

Peki, Allah-u Teâlâ’nın bu sonsuz rahmeti ile sunduğu lütuflara karşı bizlerde bir sorumluluk oluşturması gerekmez mi? Elbette gerektirir. Bu sorumlulukların başında ilk olarak o lütfü tanımak bilmek olmalıdır.

Zamanımız imamı Hz. Mehdi (af) Allah’a kulluk yolunu aydınlatan ve Kur’an’ı en iyi şekilde açıklayandır. Aynı zamanda çağımızda Kur’an’daki emirleri en iyi yerine getirendir.

İsra suresi 71. Ayet: “O gün tüm insanları imamları (önderleri) ile çağıracağız.”

O günden kasıt kıyamet günüdür. Arkasında çağrılacağımız imam kimdir? Nasıl biri olmalıdır?

Peygamberimiz (saa) buyuruyor: “Zamanının imamını tanımadan ölen cahiliye ölümü üzere ölmüştür.”

Bu ayet ve hadisten de anlıyoruz ki çok önemli bir konudur. Kıyamette arkasında çağrılacağımız imamı önderi tanımak. Bu tanımaktan kasıt nedir? Adını bilmek mi? Boyunu, posunu, yaşını bilmek mi? Elbette sadece bunlar olamaz.

Bu tanıma peşinden itaat getirmeli ve itaat de bize kulluk yolunda ışık olmalı, alıyoruz ki ışık olmazsa karanlıkta kalır yolumuzu şaşırıp saparız.!! Peygamberimizin buyurduğu hadisteki cahiliye ölümü gerçekleşmiş olur.

Cahiliye dönemi hepimizin iyi bildiği gibi insanlığın en utanç verici döneminin adıdır. O dönemde insanlar nasıldırlar? Nasıl bir inançtaydılar? Nasıl yaşıyorlardı? Bunlara verilecek cevabı da biliyoruz. Özet olarak sebebi şuydu; Allah’ı gereği gibi tanımamaları, kulluktan uzak olmaları, ilahi hükümlere değil kendi heva ve heveslerine uymalarından kaynaklanıyordu. Ve en önemlisi de en acısı da şu ki bu durum onlara asla çirkin gelmiyordu, normal bir yaşantı geliyordu.

Tüm bunlardan zamanımızın imamını tanımanın önemini anlamak hiç de zor olmasa gerek.

Yapmamız gereken inananlar olarak, zamanımızın imamını tanımak için elimizden geleni yapmalı, ilim peşinde koşmalıyız. Önceliğimiz bu olmalı ancak bu şekilde yaşantımız anlam ve lezzet kazanır. Tanıdıkça Allah’a giden yolda sırat-ı müstakim de oluruz. O tanıma bizim yolumuzun nurudur, ışığıdır.

İmam Mehdi (af) bizler için bu zamanda Allah’ın seçtiği örnektir. Onun kulluğu bir beşer olarak en üst seviyededir. O kulluğu neden kendimize örnek almıyoruz?

Ahzap suresi 21. Ayet: “…Allah’ın elçisinde sizler için güzel örnekler vardır.”

Allah’ın elçisi peygamber’dir. Peygamberimizde kendisinden sonra kimi örnek almamız gerektiğini her fırsatta bildirmiştir.

Bizler nasıl ki günlük hayatımızda zahiri olarak, yediklerimizin, içtiklerimizin, giydiklerimizin, iş, eş seçimimiz de, ev araba seçiminde en iyisinin, en kalitesinin peşinde oluyoruz da dünya hayatımızda ahiretimiz için ahlaki olarak en iyi örneğin peşinde olmalıyız?

Bu konuda da maalesef bizler kendimize örnekler, modeller, önderler seçiyoruz.!! Onları adeta yaşantımızın merkezine koyuyoruz.

Hiç insanın o sınırlı aklı, sınırlı ilmi, sınırlı kudreti ile seçtiği, Allah’ın o sınırsız ilmi, hikmeti, kudreti ile bizler için seçtiği bir olur mu?

Gelin bu iki arasında ki farkı, uçurumu yine Allah’ın kelamında arayalım.

Yunus 35: “De ki: ortak koştuklarınızdan Allah’a hidayet edecek var mı? De ki: Allah hakka hidayet eder. Öyleyse hakka hidayet eden mi tabi olunmaya daha layıktır, yoksa hidayete erdirilmedikçe, kendisi hidayete eremeyen kimse mi? Artık size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz.?

Günümüzde İnsanın kendisine seçtiği örneklere, önderlere bakalım. Tarikat liderleri, parti başkanları, ağalar, beyler, eşler, öğretmenler, anne baba hatta sanatçı dedikleri insanlar… İnsanın seçtiği yine kendisi gibi kusurludur, ihtiyaç sahibidir, günahkardır.

 Allah’ın seçip tayin ettiği şahsın masum oluşu, kendisine verilen ilahi ilim, kudret var, bu şahsiyeti bırakıp başkalarını örnek almak akıl dışı bir şeydir. O ki kendisine verilen bu ilahi erdemlerle, örnek olduğu, önderi olduğu insanları çok iyi tanır, eksikliklerini ihtiyaçlarını bilir, onların sevdiklerini, sevmediklerini, bilip bilmediklerini, açlığını susuzluğunu bilir. Allah tüm bunları ona bildirmiştir.

Ya insanın kendi seçtikleri tüm bunları bilebilir mi? Eksikliklerine, ihtiyaçlarına cevap vere bilir mi? Aksine varlığından bile haberi yoktur.

Bizler bizi bizden daha iyi tanıyan imamızı, bizde tanıma yolunda çaba ve gayretlerimiz arttıkça Allah’a hakkı ile ibadet ede biliriz. Bu sözü de İmam Caferi sadık (as)’ın sözü ile delillendirelim: “Bizim ibadetlerimizle aziz ve celil Allah’a ibadet edilir, eğer biz olmasaydık Allah’a hakkı ile ibadet edilmezdi.” Usul-i Kafi c:1 s:193

İbadetlerimizin hakkı ile yapıla bilmesi, kabul olması için yani kulluğumuzun kabul olup olmama ölçüsünün zamanın imamını tanımakla ve ona tabi olmakla ölçülüp derecelendiriliyor. Allah-u Teâlâ Zariyat Suresi 56 ayetinde buyuruyor: “Ben cinleri ve insanları bana kulluk etsinler diye yarattım” buyruğundaki beklediği istediği kulluğun nasıl olacağının yolunu, ölçüsünü, derecesini göstermiştir.

Bu bir tercih meselesi değildir. Tanısak da olur, tanımasak da olur diye bir şey yok. Bir şey var ve o şey bizim Allah’a olan kulluğumuzun kabul olup olmamasına sebep oluyor. Dünya ve ahiret hayatımızı etkileyen bu konu için bilsekte olur bilmesekte, tanısakta olur tanımasakta olur diyemeyiz.

Emir’el Mümin’in Ali (as) Resul Ekrem’den (SAA) şöyle naklediyor: “ibadetlerin en üstünü Mehdi’nin zuhurunu beklemektir.”

Şu anda gaybetteyiz, gaybet döneminde yaşıyor olmamızın zorlukları olduğu gibi ayrıcalıkları da var.

Zeynel Abidin (as) buyuruyor: …. Gaybet zamanında zuhuru bekleyenler, diğer zamanlarda yaşayanlardan üstündürler. Çünkü Allah onlara yüce bir akıl düşünce ve marifet derecesi vermiştir. Öyle ki onlar için gaybet imamın hazır bulunduğu zaman gibidir….”

Zamanımızın imamını tanıyarak, tanımaya çalışarak, buda ilim peşinde olmakla olur bunun için yani ilim için doğru kapılara yani Ehl-i Beyt’in kapısına gitmeliyiz.

Bunu da yine zamanımızın imamının sözü ile tamamlayalım: “Hidayet olmak istersen, hidayet olursun, ararsan bulursun.”

Her şey samimiyetle kalpten istemeye bağlı. Var olma sebebimiz sadece insanoğlunun değil, tüm âlemlerin var olma sebebi velinimetimiz, Peygamberimizin, imamlarımızın boynumuzda minnetleri vardır.

Ziyareti camiada şöyle geçer: “Ey benim Mevlalarım ve sahiplerim! Sizin fazilet ve övgülerinizi sayabilmem mümkün değil. Sizin methinizin künhüne ve kadrinizin vasfına asla ulaşamam. Hayırlı olanların nuru, iyilerin hidayetçisi ve Cabbar’ın hüccetleri sizsiniz. Allah-u Teâlâ bütün her şeyi sizinle başlattı ve sizinle sonlandırır. Sizinle yağmuru yağdırır, sizinle gökyüzünü ayakta tutar ve emrinin dışında yere çökmesini engeller. Bütün dert ve gamları, zorluklar ve musibetleri sizinle giderir.”

 Allah’tan O’nu tanımayı samimiyetle kalpten isteyelim ancak onu tanıdıkça iyiye güzele yakınlaşır, kötü ve çirkinlikten uzaklaşırız.

“Allah’ım, kendini bana tanıt, eğer kendini bana tanıtmazsan resulünü tanıyamam; Allah’ım resulünü bana tanıt, eğer resulünü bana tanıtmazsan hüccetini tanıyamam; Allah’ım hüccetini bana tanıt, eğer hüccetini tanıtmazsan dinimden saparım; Allah’ım cahiliye ölümüyle beni öldürme ve hidayet ettikten sonra kalbimi kaydırma.”

FİGEN YILDIRIM

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>