SUB, SUB… NEREYE KADAR?

310371_10150344123817638_89361212637_8389217_574328000_n

SUB, SUB… NEREYE KADAR?

İnsanların bazıları Allah’ı zikretmek, bazıları da alışkanlık olmuş tesbih ellerinde tesbih çekerler. Namaz kılanların da büyük çoğunluğu namazlarından sonra tesbih çekerler. Siz bu kişi ne demektedir diye merak etseniz ve duymak için kulak kabartsanız onların hızlı hızlı bir tekerleme dediğini düşünürsünüz.

Allah , Alla ,Alla…. Allahu Ekber.

Elham, Elham, Elhamdulillah.

Sub, sub, sub,… Subhanallah.

Nereye ulaşacaklarını bir an düşünürsünüz. Bu sözler dilde anlaşılmaz hecelere dönüşürken, kalbe nasıl ayar verileceğini hiç anlayamazsınız. Dolayısıyla bu telkinler kalbi değiştirmeyen, kapıyı çalan ancak içeri girmeyen davetsiz misafir gibi olurlar. Oysaki bu tesbihatın amacı Yüce Allah’ı methetmektir. O’na yakın olabilmektir. Rabb’ine olan marifetin artması demektir.

Bizzat âlemlerin efendisi, insanlık tarihinin en güzel kulu olan Hz. Muhammed(saa)’in, yine insanlığın annesi ve en güzel kadın kul olan kızı Fatıma (as)’ya öğretisidir. O halde bu tesbihatın amacına yönelerek, bu öğretinin farkında ve bilincinde olarak kalplerimize telkin vermek zorundayız. Aksi takdirde kendimize olan tüm telkinlere rağmen kalplerimiz asla değişmeyecektir.

Gelin bu anlamlarına bakalım.

ALLAH’U EKBER!

Yüce Allah’ı büyük kabul etmektir. Ancak yüce Allah’ın büyüklüğü vasfedilemez. Bu nedenle vasfedilmeyen büyüktür diye tasdik edilmelidir.

“ Allah akıllara vasıflarını sınırlamalarını bildirmedi ama O’nu tanımanın vacipliğine de engel olmadı” (İmam Ali bin Ebu Talib a.s)

Yani Rabbimizi marifet etmeye çalışırken vasıflandırmıyoruz. Sınırlamalara ve şekillere koymayın.

“ Allah, akıllarda sınırlı değildir ki, düşüncelerin estiği yerde bir nitelenen, görüş belirtilen yerde zihinlerdeki tasarruf edilen ve sınırı çizilen bir şey olsun” (İmam Ali bin Ebu Talib a.s)

Dolayısıyla Rabbimizin isimlerini düşüncelerle, vehimlerle, duygularla, duyularla bilemeyiz. Vasıflandırmadan marifet etmeliyiz.

Yani sadece Ekber olarak değil her isminde vasıflanamaz. Bu nedenle her isminde Ekber’dir.

Örneğin yüce Allah El- Adl (adaletli)dir. Ama O’nun adaletini ölçüp, biçemeyiz. Hesabını bilemeyiz. Yalnızca adaletinde çok yüce, çok büyük, çok üstün olduğuna iman ederiz.

Yüce Allah Er- Rahman’dır. Ancak O’nun rahmetini sınırını, nasılını, zamanını bilemeyiz bunu vasfedemeyiz. Ancak rahmetinde çok yüce, çok büyük olduğuna iman ederiz.

Yüce Allah El- Âlim’dir. Ancak yine O’nun ilmini kavrayamayız, ölçemeyiz, bilmeyiz. Dolayısıyla yine şöyle iman ederiz. O hem âlimdir, hem de Ekber’dir.

Bu durumda Ekber dediğimiz zaman her isminde Ekber’dir. Vasfedilmeyen büyüktür. O halde büyük sözü dinlenilip, tamamen teslim olmak gerekir. Allah’u Ekber!

Kalbimiz şunu iyice anlamalıdır ki yalnızca Allah büyüktür.

ELHAMDULİLLAH!

Hamd kelimesinin kökü Yüce Allah’ı methetmek anlamına gelir. Yani Rabb’ini, hakkı olarak öv demektir. Şükür bir hamd etme yöntemi olsa da esas methetme tasdik etme ve yüceliğini fark etme anlamına gelmektedir. O kişi nimetlendirilse de, nimetlendirilmese de Rabb’inin azametini bildiğinden O’nu över.

Muhammed bin Mervan adında biri imam Cafer Sadık (as)’a sorar.

Hangi amel Allah Azze ve Celle katında daha sevimlidir?

İmam Cafer Sadık (as) şöyle buyurur.

“Allah’a hamd etmen.”  (Usul-i Kâfi S. 649)

Dolayıyla hamd edebilmek için yüce Allah’ı marifet etmemiz, en başta da O’nun isimlerini bilmemiz ve anlamamız gerekmektedir. Yüce Allah’ın isimlerini bilmeyen Rabb’ini övemez. Marifet olmayınca yakinlikte artamaz. Tevhid’te bilinemez.

Bu nedenle Rabb’imizi övebilmek için O’nun isimlerini marifet etmemiz şarttır. (Bu konuda Şeyh Saduk /Tevhid kitabında, Usul-i Kâfi hadis kitabında Rabb’imizi tanıma ile ilgili açıklamalar geçmektedir.)

Şimdi gelelim zikrimize ki “ Elhamdulillah” derken kalbimizde nasıl bir marifet, nasıl bir minnettarlık ve nasıl sorumluluk hissi vardır. Bunu sorgulamamız gerekmektedir. Aksi takdirde hamd etmek basit bir başlık değildir. Teslimiyetin başka bir adıdır.

SUBHANALLAH!

Yüce Allah’ı tesbih etmektir. Tesbih çekmek bu isimle bilinir. Kelime kökü olan Subhan, yüce Allah’ı tüm eksikliklerden tenzih etmek anlamına gelir. Yaratılmışlara ait tüm özellik ve sıfatlardan uzaktır. Tenzih etmektir.

Yani Yüce Allah yemez, içmez, uyumaz, hastalanmaz, yaşlanmaz, tükenmez, ölmez, doğmaz, çoğalmaz…. Zaman ve mekân O’nun için söz konusu değildir. Hiçbir şekilde sınırlandırılamaz. Niçin, nerede, nasıl gibi sorular O’nun için geçerli değildir.

Yüceliğinden dolayı yerde, gökte ne varsa her varlık O’nu tesbih eder.

İsra süresi/ 44 “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah’ı tesbih ederler. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır.”

Her varlık O’nu tesbih ederken, insanoğlu varlıkların en şereflisi olarak yüce Allah’ı daha güzel, daha anlamlı ve daha çok tesbih etmelidir. Subhanallah!

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>