SEN DE BİR ZEYNEP OL!

Resim---Kopya---Kopya-(2)

SEN DE BU ÇAĞIN ZEYNEB’İ MİSİN?

Ne yazı ki tarih tekerrür edip durmakta. Her ne kadar Muharrem ve Aşura tarihe mal edilse de aynı tablolar yine tekrarlanmaktadır. Bu nedenle tarih geride kalsa da, doğru ve haklı olan örneğimiz her zaman olmak zorundadır. Modellerimizi her daim önümüzde tutmak, onların hareket ilkelerini bilmek zorundayız.
İşte imam Hüseyin (as) tarih yazarak, Hz. Zeynep (as) tarih yayarak, imam Zeynelabidin(as) de imam Hüseyin (as)’in kaldığı yerden sancağı taşıyarak yeni rollerine geçtiler. Üç modelimizin de ortak noktası vardır. Hedef, yol ve gönül birliğinden başka…
Ben Hz. Zeynep (as) üzerinden konuyu anlatmak istiyorum. Çünkü o kadın. Yaratılış itibarıyla hassas ve narin olmasına rağmen…
Hz. Zeynep (as) küçük yaşta annesiz kalmış, genç yaşta babasını kaybetmiş, orta yaşta yenice büyük abisi Hz. Hasan (as)’ı kaybetmiştir. Ailesindeki her birey şehit.. Kimler tarafından? Müslümanlar tarafından!
Peygamber(saa)’in Ehl-i Beyt’ine “Şehid ailesi” denilmelidir. Çünkü görünen odur ki bu Müslümanlar(!) Hz. Hüseyin (as)’i de şehid etmeyi düşünüyorlar. Sizce Zeynep şimdi nasıl olsun…. İsyanları oynasa en doğal hal deriz. Ama o, bu duruma düşmekten Allah’a sığınır.
Bacı Zeynep bu dünyada Hüseyin ile beraber tek kalmışlardır. Ama elinde olan tek abisini de koparmak isterler… Niçin? Doğru yolun üzerine oturmuş şeytan misali, güya namaz kılan, oruç tutan, ihram giyen bu insanlar…
Bu insanlarla beraber yaşamışlar, ceddi Resul(saa)’e söz verip biatta bulunmuşlar ve bu kadar şehid vermeyi kendilerine yeterli görmemişler…
Yüreklerinin yükü uzaklardan bile hissediliyor. Ağlar Zeynep abisinin yaşayacaklarından. Biliyor onların acımasız hallerini… Bu kaçıncı şahitlik.
Ama abisine de engel olmuyor. Üstelik kendisi de yanında eşlik ediyor. Hem de genç oğullarını da aynı yola… Biliyor ki yüreği yansa da Rabbi için bu kıyamın yapılması gerektiğini. Hem ağlıyor abisine, hem de ağlayarak yanında oluyor. Bu ağlamak onun ne pişmanlığı, ne çaresizliği, ne de zayıflığıdır. O merhamet ve şefkati ile abisinin başına geleceklerden endişelidir…
Ya yaşanan hayal kırıklığı. Bir anne veya baba evladını en güzel şekilde yetiştiriyor. Sonra o evlat kalkıp anne babasını öldürüyor. Böyle bir çocuktan artık bir hayır beklenemez, ne denge, ne de özürü geçerlidir…
İşte Resulullah(saa) ve Ehl-i Beyt ailesinin yaşadığı bundan binlerce daha büyük bir ihanet ve musibet… En güzel örnek olan bu modeller, yetiştirdiği ve oluşturduğu büyük bir ailesi olan bu ümmet tarafından katledilecek… Üstelik uzaktan yakından ortak bir hayatları olmuş…
Zeynep bu insanların yüzünden fışkıran dünya hırsını ve o hırs uğruna gösterdikleri kini, öfkeyi, ihaneti, sabırsızlığı görür. Bu insanların yüzünden, Allah korkusunu terk ettiklerini, basit ve değersiz korkuların arkasına nasıl saklandıklarını görür. Zeynep bu insanların nasıl Allah rızasından uzaklaştıklarını, peygambere verdikleri biatten nasıl dönüş yaptıklarını görür…
Tüm değerlerin ayaklar altında çiğnediklerini görür…
En kötüsü de zulümde ne kadar ileri gittiklerini görür… Leş kargalarının masum olan bu insanların üzerinde nasıl birbirileriyle yarıştıklarını…
Tüm akrabalarının ve dostlarının -ki bunların hepsinin kalbi Allah ve Resul’üne sadık idi- hepsinin tek teker nasıl kıyıldığını görür…
Evlatlarının, kardeşlerinin, yiğenlerinin nasıl parçalandığını görür.
Küçücük bebeklerin bile oklandığını şehadet denizine onların da kanının karıştığını görür… Feryat buna yetmez. Yürekler buna dayanamaz. Beddualar bu zulme az gelir…
Ya Rabbî senin vereceğin sabırla ancak sabredilir… Rabbine sığınmaktan başka yapabileceği hiç bir şey yoktur. Rabbine seslenir. Ya Rabbi tüm bunlar senin rızan için diye, şahitsin sen her şeye…
Yaşadıkları bu zulümler az görülür kendilerine… Kesilen başlarla beraber yolculuğa çıkarılır. Esir edilir savaştan geriye kalan çoluk- çocuk ve birde hasta olan yiğeni imam Zeynelabidin (as) ile… Her türlü hakaret ve ihanetle beraber bir de zincirlenerek… Bu arada susuzluk ateşi devam ederek… Çocukların korku dolu bakışları, kulakları çınlatan feryatlarla ve yürek yangını ile… Geride başsız vücutları terk ettirilerek… Gömülmesine bile izin verilmeyerek… Bir geriye bakar, bir de önündeki imtihanlara…
Ama artık ağlamıyor. Çünkü Zeynep bacı değil artık. Hüseyin şehid oldu. Bundan sonra çoluk çocuğa ve yiğenine kendi çocuklarını kaybetmesine rağmen ana olmalı… Onların yaşadıklarına ve acılarına merhem… Çevresindeki mazlumlara analık yapar…
Ağlamak yok. Küfür karşısında ezilmek, büzülmek yok. Zillette olan kendileri değildir gerçekte, alnı kara olan zulüm yapanlardır. Kaybedenler başkaları, bu acılar yaşansa da kazananlar kendileri.. En büyük hayır Allah rızası ise pes etmek yok!
Zeynep ana esir olarak Kufe’ye, oradan da Şam sarayına getirilir. Zeynep ana buralarda aslan kesiliverir. Hicabı takva değil de örtü olarak görenler, yaptıkları ihaneti hesaba katmadan yiğit Zeyneb’e dil uzatmaya başlarlar. Zeynep hepsinin dillerini keser.
Yeryüzünün efendisi olarak kendini gören tağutlara, din üzerinden geçinen sözde saygın adamlara, zulümlere sessiz kalanlara, Peygamber’e salavat gönderen ve saygılarını belirten tüm cahil ve gafillere haddini bildirir.
Şimdiye kadar hiç konuşmayan Zeynep artık susmaz. Hüseyin(as)’in amacını ve yolunu bu cahillere anlatır, gafillere de hatırlatır.
Öyle ki Yezit; İmam Zeynelabidin ve Zeyneb’i Şam da ancak kırk gün tutabilirler. Aksi takdirde tüm Şam halkını tekrar uyandırabilirler derin uykularından…
Zeynep bu kadarla yetinmez. Yas merasimlerini kullanarak ceddi Resulullah’ın, babası imam Ali’nin ve abileri imam Hasan ve İmam Hüseyin’in yolunu anlatır. Tebliğe devam eder. Bu kokmuş toplumun içinden yeni bir toplum çıkarmaya çalışır. İşte ümmetin annesi böyle bir roldedir. Acılarını kendine saklar. Yaşadığı korku ve hayal kırıklığını kalbine gömer. Çaresizlik ve ümitsizlik bilmez. Cesur ve kararlı olarak son nefesine kadar mücadele çalışmalarına devam eder…
Kerbela olayı başlı başına bir mekteptir. Hangi yönden bakarsan bak, çok öğretiler vardır her ayrıntısında… Ama en can alıcı nokta şudur.
Her şeye rağmen bunlar da insandır. Kalpleri vardır, acizlikleri vardır… Yaşadıkları ihanet ve hayal kırıklığı mı desen, göz önünde olan zulüm sahneleri mi desen yada fiziksel darbelerin üzerine yapılan psikolojik eziyetleri mi desen… Hepsi çok ağır… Ama bu kadar büyük zulüm ve acı ile kuşatılmış bir ağırlığın altından alnı açık ve izzetlice nasıl kalkabildiler?!
İşte burada yatan tılsım; Rabb’lerine duydukları sevgi, teslimiyet ve bilinçtir. Yalanlara karşı doğruyu, zulme karşı merhameti, zillete karşı izzeti, haksızlığa karşı adaleti savunmak bu kadar kolay değildir. Ama teslimiyetin kuvveti ve Rabbine duyduğu saygının mukavemeti onları ayakta tuttu.
Hem de doğru bir duruşla… Bu bir kadın da olsa, anne de olsa…

154 – Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz sezemezsiniz.
155 – Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!
156 – Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: “Biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz.” derler.
157 – İşte onlar var ya, Rablerinden, mağfiretler ve rahmet onlaradır. İşte hidayete erenler de onlardır.

BAKARA SÜRESİ

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>