“Selam Olsun Sana Ve Senin Eşiğine Yerleşen (Sana Feda Olan, Senin Haremine Yerleşen) Ruhlara!”

0_f5f46_eec9fa0f_L

 

 “Selam Olsun Sana Ve Senin Eşiğine Yerleşen (Sana Feda Olan, Senin Haremine Yerleşen) Ruhlara!”

Evet, selam olsun O ruhlara ki zamanlarının imamları tarafından övüldüler ve Allah rızasının elde ettiler.

Neydi onları özel kılan?

 Ebediyete kadar salât ve selama muhatap oldular ve olacaklar.

Biliyoruz onlar masum değiller, Allah tarafından verilen ilahi bir seçilmişlik yoktu. Nasıl ne ile bu makama ulaştılar?

Buna verilecek cevap dil ile çok kolay söyleniyor. “TESLİMİYET” kayıtsız, şartsız teslimiyet!

Onlarda kadındı, erkekti, yaşlıydı, gençti, evliydi, bekârdı, anneydi, babaydı. Onların da dünyevi sorumlulukları vardı. Bizler için geçerli olan kaygılar, korkular, endişeler, hayaller, beklentiler onlarda da vardı.

 Asıl soru burada geliyor ki, nasıl oldu da tüm bu durum ve şartlar onların imanında teslimiyetlerinin önüne geçemedi. Bunu nasıl başardılar? Bu sorunun cevabını bulursak ve amel edersek, O hareme yerleşen ruhlardan olamaz mıyız?

Medine’den Mekke’ye Kerbela yolculuğuna başlanıldığında imamın yanında 500 kişi vardı, ama bakıyoruz ki Kerbela’ya gelene kadar bunlardan yüz otuz beş kişi kalıyor yarısı bile değil. Ne oldu da beraber yola çıktıkları zamanlarının imamını bıraktılar. Onları imamlarından ayıran işte o korkular, kaygılar, endişeler, geride bıraktıkları evlat, mal, mülk, eş, dost, can ve nefislerinin ağırlığı imamından daha ağır bastı Allah rızasından öne geçti ve öncelik olarak ilk sıralarına yerleşti imtihanda başarılı olamadılar ve bir sonra ki aşamaya geçemediler.

İmamın yanında devam eden ashabı Allah rızasını elde etmenin ve kulluğun en zirvesine ulaşmanın yolu; zamanın imamına inanıp itaat etmekten geçtiğini çok iyi anlamışlardı ve bu itaatlerinin peşinden amelleri de bu yolda oldu.

Bizlerde kulluğumuz neyi gerektiriyorsa onun yapmamız her zaman önceliğimiz olmalı, içinde bulunduğumuz ortamın durum ve şartları, işlerimiz, malımız, canımız, evlatlarımız asla kulluğumuzun önüne geçmemeli, bunların hepsi kulluk yolunda araçlarımız olmalı.

De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.” (Tevbe süresi/ 24 )

Kerbela’da imamın karşısında duranlar ki dolayısıyla Allah’ın karşısında duranların arka planında; dünyevi hırslar ve nefsi istekler Allah rızasının önüne geçmişti ve bu yüzden de kaybedenlerden oldular ve ebediyete kadar lanet edilenlerden.

 Zamanımızın imamına olan bağlılık ve itaatimiz, Allah’a olan itaatimizin göstergesidir bunu biliyoruz ve inanıyoruz ama şunu da bilelim ki sorun sadece bilmekle de olmuyor. Bu bilmelerin pratiğe, amele dökülmeyince hiçbir anlamı yoktur. Maalesef bunu da biliyoruz asıl imtihanımızda bu nokta da oluyor.

Önce kendimizden sonra ailemizden, akrabalarımızdan ve diğer insanlardan sorumluyuz. İlim öğrenmeli, amel etmeli ve öğretmeliyiz. İlim nurdur bu nurdan kaçtığımız sürece bahanelerin arkasına saklandığımız sürece nefsimiz her daim ağır basacaktır. Şeytan da nefsimize destek verecektir ve bu durumda yolumuza ışık olan o nurdan uzaklaşmış oluruz, ışığımız zayıflar adım atmakta zorlanırız, önümüzü göremeyince de yolu bulmak için etraftan tutunmaya çalışırız. Bu da asıl yolumuzdan farkında olmadan sapmamıza sebep olur.

Bizim besleneceğimiz tek kapı Ehl-i Beyt kapısıdır. Ama Ehl-i Beyt severliliği adı altında farklı Ehl-i Beyt öğretileri var. Bunlar Ehl-i Beyt sever gibi görünüp, kendi sözlerini, kendi doğrularını ekol diye aktarıyorlar. Bun konuda uyanık olmalıyız. Yoksa zamanının imamından uzaklaşır, imamından uzaklaşan biri nasıl olurda onun ashabı olabilir, yardımcısı olabilir?

Tüm imamların zamanına baktığımızda, etraflarında olan inananların sayısının azlığı ve en önemlisi severleri olup, teslimiyeti olmayanların azlığından dolayı zulme uğradılar. Tabi zulümden kasıt bedeni eziyet değil sadece, belki de en zoru manevi eziyeti de yaşadılar.

Bizler de inananlar olarak İmam-ı Zaman (as)’ a bu zulmü yapmamak için teslimiyetimiz olmalı, Allah rızasının önüne başka bir şeyi geçirmemeliyiz. Hedefimiz bu olmalı ki hedefe ulaşmak için de ilim peşinde olalım. Bu ilimi de doğru ve tek kapı olan Ehl-i Beyt kapısının önünde arayalım. Tabiri caiz ise onun kapısına yapışalım.

Allah kendi yolunda olan gayretleri asla zayi etmez.

Allahtan diliyorum tüm biz Ehl-i Beyt severlerin sadece sevmekle kalmayıp gerçek birer yardımcı olma yolunda yürekten teslimiyeti elde edip, samimi bir şekilde gayret biziler için her daim önceliğimiz olsun inşallah.

FİGEN YILDIRIM 

 

 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>