ŞABAN AYINDA KAÇIRMAYIN!

8821

Emirü’l-Müminin Ali (a.s), şaban ayının ilk gününde bir camide
oturup yüksek sesle, hararetli hararetli kader vb. bazı konularda
cedelleşen bir gurup Müslümana rastladı. Yanlarında durup onlara selâm verdi, cevabını vererek ayağa kalktılar ve yanlarında oturmasını
rica ettiler. İmam (a.s) bu isteklerini kabul etmeyip şöyle buyurdu:
“Ey faydasız şeyler hakkında konuşan topluluk! Biliyor musunuz
ki Allah’ın nice kulları vardır ki ne konuştuklarından âcizdirler, ne de
dilsiz; ancak onları susturan, Allah korkusudur. Evet, onlar Allah’ın
azametini hatırladıkları zaman dilleri kırılır, yürekleri kopar, akılları
kaybolur ve şaşırıp kalırlar; Allah’ın izzet, azamet ve celalinin karşı-
sında. Bu haletten çıktıklarında ise temiz amellerle Allah’a yönelirler.
Taksir veya tefrit (ihmal) ehli olmadıkları hâlde kendi nefislerini zalim
ve suçluların zümresinde sayarlar. Onlar Allah için aza kani değiller
ve çok amelleri Allah için çok görmezler. Onlar sürekli Allah için olan
amellerle meşguldürler. Onları sürekli korku ve ıstırap hâlinde ibadet
ederken görürsün. Siz nerdesiniz, onlar nerde!”
“Ey acemiler gurubu! Kader hakkında en çok bilenin o konuda en
çok susan kimse olduğu ve en çok konuşanın o konuda en cahil kimse
olduğunu bilmiyor musunuz? ”
“Ey acemiler gurubu! İşte bu, yüce şabanın başlangıcıdır. Rabbimiz bunu şaban diye adlandırmıştır; zira hayırlar onda şube şube da-
ğılmıştır. Rabbimiz, cennetin kapılarını bu ayda açmış ve onun saraylarını ve hayırlarını en ucuz fiyatlar ve en kolay ameller karşılığında
sizlere sunmuştur; alın onları. Şeytan ise şer, kötülük ve belâların şubelerini sizin yüzünüze açmıştır; siz de sürekli dalalet ve isyanda çabalayıp duruyorsunuz. Şeytan’ın açtığı şubelere yönelip yüzünüze açılan
hayır şubelerine sırtınızı dönüyorsunuz. İşte şabanın başlangıcı; onun
hayır şubeleri namaz, zekât, maruf’a emretmek, münkerden nehyetmek,
anne-babaya, yakınlara ve komşulara iyilik etmek, müminlerin arasını
ıslah etmek, fakir ve düşkünlere sadaka vermekten ibarettir.”
“Sizler üzerinizden kaldırılan şeylerle (kaza ve kaderle) nehyedildi

ğiniz hâlde uğraşma külfetini üzerinize çekiyorsunuz. İlâhî sırların keş-
fine dalıyorsunuz. Hâlbuki kim bunları teftişe durursa, helâk olur.
Eğer siz bu günde ilâhî itaatlerle meşgul olan kimseler için Rabbinizin
neler hazırladığını bilseydiniz, bulunduğunuz bu durumdan sakınır ve
emredildiğiniz şeylere başlardınız.”
“Ey Emire’l-Müminin, Allah bu günde kendisine itaat ve kullukla
meşgul olan kimseler için neler hazırlamıştır?” diye sorduklarında,
İmam (a.s) cevaplarında, Resulullah’ın (s.a.a) kâfirlerle cihat için gönderdiği ordunun öyküsünü onlara anlattı ve şöyle buyurdu:
“Kâfirler, geceleyin İslâm ordusuna saldırıya geçtiler. Gecenin
şiddetli karanlığı her tarafa çökmüş ve Müslümanların da hepsi uykuya dalmışlardı. Aralarından sadece Zeyd İbn Hârise, Abdullah İbn
Ravâha, Katâde, İbn Nu’mân ve Kays İbn Asmi’l-Minkarî uyanık olup
her biri ordunun bir tarafında namaz kılıyor veya Kur’ân okuyorlardı.
Karanlıkta düşmanı göremedikleri için kendilerini koruyamayan Müslümanlar, düşmanın ok yağmuruna uğrayıp helâk olacakları sırada
aniden, o dört kişinin ağızlarından ışıklar yükselerek Müslümanların
karargâhlarını aydınlattı ve onların cesaret ve güç kazanmalarına vesile oldu. Kılıçlarına sarılan Müslümanlar, düşmana saldırarak, bir
kısmını öldürüp bir kısmını yaraladılar. Bir kısmını da esir aldılar ve
böylece düşmanı yenilgiye uğrattılar.”
“Dönüşlerinde olup bitenleri Resulullah’a (s.a.a) anlatınca, Hazret (s.a.a): ‘Bu nurlar o kardeşlerinizin şabanın başlangıcında yaptıkları amellerden kaynaklanmıştır.’ buyurdu. Sonra da o amelleri birer
birer anlatarak şöyle devam etti Allah Resulü: Şabanın ilk günü oldu-
ğunda, İblis, askerlerini yeryüzünün dört bir yanına dağıtarak onlara
şöyle der: ‘Allah’ın kullarından bazısını (da olsa) bu günde kendinize
çekmeye çalışın.’ Allah (azze ve celle) de meleklerini yeryüzünün dört
bir yanına dağıtarak onlara şöyle buyurur: ‘Benim kullarımı koruyun
ve irşat edin. Onların hepsi sizin vasıtanızla mutlu olurlar; (Allah’ın
emir ve nehiylerini kabul etmekten) çekinen ve isyan eden kimseler hariç. Onlar da İblis’in hizbi ve askerlerinin safına katılmış olurlar.’ Şabanın ilk günü olduğunda Allah (azze ve celle) cennet kapısına (açılması için) emreder, o da açılır. Sonra da Tuba ağacına, dallarını bu
dünyaya yakınlaştırması için emreder. Sonra da Rabbimiz tarafından
bir münadi şöyle seslenir: Ey Allah’ın kulları, bunlar Tuba ağacının
dallarıdır; bu dallara tutunun ki sizi cennete yükseltsin, bunlar ise
Zakkum ağacının dallarıdır. Bunlardan daima uzak durun ki sizi cehenneme sürüklemesinler.”

“Daha sonra Resulullah (s.a.a) şöyle devam etti: Beni peygamberliğe seçen (Allah’a) andolsun ki, kim bu ayda bir hayır ve iyilik kapı-
sına yönelirse, Tuba ağacının dallarından birisine tutunmuştur ve o,
onu cennete ulaştırır. Kim de bir şer kapısına yönelirse, bu günde,
Zakkum ağacının bir dalına tutunmuştur ve o, onu ateşe götürecektir.”
“Sonra şöyle buyurdu: Kim bu günde müstehap bir namaz kılarsa,
Tuba ağacının bir dalından tutmuştur. Kim bu günü oruç tutarsa, bir
başka dalını daha tutmuştur. Kim bir karı ile kocanın, baba ile evlâ-
dın, akraba ile akrabanın, komşu ile komşunun, hatta iki yabancının
arasını ıslah eder, onları barıştırırsa, yine Tuba ağacının bir dalını
tutmuştur. Yine bir kimse, zor durumda olan birisinin borcunu öder
veya hafifletirse, Tuba’nın bir dalını tutmuştur. Kim bir yetimin kefaletini boynuna alırsa, onun bir dalını tutmuştur. Kim ahmak ve haylaz
birisinin şerrinden mümin birisinin ırz ve haysiyetini korursa, Tuba’nın
bir dalını daha tutmuştur. Kim Hak Teâlâ’ya şükür maksadıyla oturur
da O’nu ve nimetlerini zikrederse, yine Tuba’nın bir dalından tutmuş-
tur. Kim bir hastanın ziyaretine giderse, Tuba dalını tutmuştur. Kim
bu günde baba ve annesine veya onlardan birisine iyilik ederse, Tuba
dalını tutmuştur. Önceden anne ve babasını rahatsız eden bir kimse bu
günde onları razı ederse, yine Tuba’nın bir dalını tutmuştur. Kısacası
diğer hayır kapılarından hangisine yönelir ve onu yerine getirirse, bu
günde Tuba ağacının bir dalından tutmuş olur.”
“Ardından Resulullah (s.a.a) şöyle devam etti: Beni peygamberli-
ğe hak olarak seçen (Allah’a) andolsun ki, kim de bu günde şer ve gü-
nah kapılarından birine yönelir de onu yerine getirirse, onu cehenneme kadar itecek olan Zakkum ağacının bir dalını tutmuş olur.”
“Sonra şöyle buyurdu: Kim farz namazı hakkında ihmalkârlık yapar ve onu zayi ederse, Zakkum’un bir dalını tutmuş olur. Bu günde
bir kimseye, zor ve kötü durumundan haberdar olduğu zayıf bir fakir
uğrar ve o da kendisi mağdur olmadan onun durumunu iyileştirmeye
gücü yeter, onun vazifesini yapacak başka birisi de olmazsa, buna
rağmen o fakiri kendi hâline bırakır ve ona yardımcı olmayarak zayi
olmasına ve ezilmesine seyirci kalırsa, Zakkum ağacının bir dalını
tutmuş olur. Kendisine haksızlık yapan birisi, yaptığından dolayı özür
dileyip affını ister, fakat o, özrünü kabul etmemekle kalmayıp ona fazlasıyla karşılık verirse, Zakkum ağacının bir dalından tutmuş olur.”
“Bir kimse karı ile kocasının, baba ile evlâdının, kardeş ile kadre-
şinin, akrabayla akrabanın, iki komşunun, iki dostun veya iki bacının
arasını bozar ve fitnecilik yaparsa, Zakkum ağacının bir dalına tu

tunmuş olur. Kim (kendisine) borçlu olan birisinin zor durumda oldu-
ğunu ve imkânsızlığını bildiği hâlde, ona yüklenir ve baskı yapar ve
böylece onun rahatsızlık ve sıkıntısını bir kat daha artırırsa, Zakkum
ağacının dalından tutmuş olur. Kim üzerine olan borcu inkâr eder ve
borç sahibine borcundan vazgeçmesi için baskı ve taşkınlık yaparsa,
Zakkum’un bir dalını tutmuştur.”
“Kim bir yetime cefa ve eziyet eder ve onun malını zayi ederse, o
ağacın bir dalını tutmuş olur. Kim mümin bir kardeşinin ırz ve haysiyetine dokunur ve başkalarını da buna teşvik ederse, yine zakkum
ağacının bir dalından tutmuş olur. Kim insanları günah ve isyana itecek şekilde onlara şarkı türkü söylerse, o ağacın bir dalını tutmuştur.
Kim oturur da çeşitli haksız savaş ve kavgalarda yaptığı kötülükleri ve
Allah’ın kullarına yaptığı çeşitli zulümleri anlatır ve bunlarla iftihar
ederse, yine Zakkum ağacının bir dalından tutmuş demektir.”
“Bir kimsenin komşusu vefat ettiğinde, onu küçümseyip hakir gördüğü için cenaze merasimine katılmazsa, Zakkum’un bir dalından tutmuş olur. Bir musibet ve belâya müptela olan bir kimseye, sırt çeviren
ve ondan uzak duran birisi, Zakkum ağacının dalından tutmuştur. Kim
baba ve annesine veya onlardan birisine haksızlık eder ve onlara karşı
görevini yapmazsa, Zakkum’un bir dalını tutmuştur. Önceden bu konuma sahip olup da bu günde imkânı olduğu hâlde onları razı etmeye
çalışmayan kimse, yine o ağacın bir dalını tutmuş demektir.”
“Kısacası, kötülük ve şer kapılarından herhangi birisine yönelip
de onu yerine getiren bir kimse, Zakkum ağacının bir dalını tutmuş
olur.”
“Beni hak olarak peygamberliğe seçen (Allah’a) andolsun ki, Tuba ağacının dallarına tutunan kimseleri, o dallar cennete yükseltecektir.”
“Sonra Resulullah (s.a.a) güler bir yüzle ve sevinçli bir hâlde ba-
şını kaldırarak biraz gökyüzüne baktı. Sonra başını yere eğerek bu
sefer rahatsız ve asık suratlı bir pozisyona girdi. Ardından ashabına
dönerek şöyle buyurdu: Muhammed’i hak olarak peygamberliğe seçen
(Allah)’a andolsun ki, Tuba ağacının dallarını ve dallarına tutunan
kimseleri cennete doğru yükselttiğini gördüm. Bu arada yaptıkları
amellere göre, bazısının bir, bazısının iki ve bazısının da birçok
dallardan tuttuğunu gördüm. Zeyd İbn Hârise’yi görüyorum ki bu
ağacın bütün dallarından tutmuş ve o dallar onu cennetin en yüksek
mertebelerine doğru yükseltiyor. İşte bunu gördüğümden dolayı,
güldüm ve sevindim.”

Sonra yere baktım. Beni peygamberliğe hak olarak seçen (Allah)’a
andolsun ki, Zakkum ağacını gördüm ki, dalları iniyor ve kendisiyle
birlikte dallara tutunanları da cehenneme doğru indiriyor. Bu arada
gördüm ki, yaptıkları kötülüklere göre bazısı, bu ağacın bir, bazısı iki
ve bazısı ise birçok dallarından asılmışlardı. Ve ben bazı münafıkları
görüyorum ki, bu ağacın bütün dallarını tutmuşlar ve o dallar onları
cehennemin en aşağı mertebesine doğru indiriyorlar; işte bundan
dolayı da rahatsız oldum ve suratım asıldı.”

MEFATİHU’L CİNAN/ S. 364-368

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>