NEFSİMİZDEN DAHA EVLA OLMADIKÇA TAM İMAN ETMİŞ OLMAYIZ

White orchid isolated on white

NEFSİMİZDEN DAHA EVLA OLMADIKÇA TAM İMAN ETMİŞ OLMAYIZ

Elbette mutlak velayet yüce Allah’ındır. O bütün varlıkların yaratıcısı olduğundan O’nun tasarrufu mutlak olandır.

“Hâkimiyet kayıtsız şartsız Allah’ındır…” (Enam, 57)

“(Müşrikler) Allah’tan başkasını mı kendilerine veli seçtiler, Velayet sahibi yalnız Allah’tır…” (Şura, 9)

“… Ondan(Allah’tan) başka onlar için bir veli yoktur ve hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.” (Kehf, 26)

Yüce Allah yine şöyle buyurmaktadır;

 “Şüphesiz sizin veliniz, yalnızca Allah, Resulü ve namazı hakkıyla yerine getiren ve rükû hâlinde zekât veren müminlerdir.”[1]

İşte Rabbimiz seçilmişler üzerinden bize valayetindeki sınırlarını biz kullarına bildirir. Resulullah (saa) ve onun vasileri yüce Allah’tan aldıkları bu sınırları insanlara bildirirler. Bu nedenle peygamber ve vasilerinin de velayeti ortaya çıkmaktadır. Ayette geçen namazı hakkıyla kılan ve rûkü halinde zekât veren müminlerden maksat imam Ali (as) ve ardı ardına gelen vasilerdir. Aşağıdaki ayette bu ayete cevap nihayetindedir.

 “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin; Peygamber’e ve sizden olan o yetki sahiplerine de itaat edin. Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, bir şeyde çekiştiğiniz zaman o hususta Allah’a ve Peygamber’e başvurun. Böyle yapmanız, hem daha iyidir ve hem de sonu daha güzeldir.”[2]

O halde inanan insanların velayeti kabul etmelerine cevabı onlara itaat olmalıdır. Bu velayete iman ve teslimiyeti gösteren itaat o kadar net ve emin olunmalıdır ki hayattaki her şeyden daha öne geçmelidir. Herşeyden daha evla demek herşeyden öncelikli olmalıdır.

1-      Allah’ın velayeti

2-      Peygamberin velayeti

3-      Zamanın İmam’ının velayeti

Gadir Hum hutbesinde Hz. Peygamber (saa) imanın korunması açısından bu noktayı çok net belirtmişti.

“Ey insanlar! Bu böylesine bir toplulukta ayağa kalktığım son defadır. O halde işitiniz, itaat ediniz, Rabbiniz olan Allah’ın emri karşısında teslim olunuz. Zira aziz ve celil olan Allah Teâlâ sizin ihtiyar sahibi ve mabudunuzdur. Allah’tan ve sizleri muhatap kılan Peygamber’inden, yani benden sonra da Ali Allah’ın emriyle sizin irade sahibiniz ve imamınızdır. İmamet makamı ondan sonra da Allah ve Resulüyle görüşeceğiniz güne kadar benim neslimin, onun çocuklarının hakkıdır.

Allah, Resulü ve onların (İmamların) helal kıldığı hususlar dışında bir helal yoktur. Allah, Resulü ve onların (imamların) sizlere haram kıldığı şey dışında da bir haram yoktur. Aziz ve celil olan Allah bana helal ve haramı tanıtmış ve Rabbimin kitabından, helal ve haramından bana öğrettiği her şeyi de ben ona ısmarlamış (öğretmiş) bulunmaktayım.

Ey insanlar! Ali’yi (başkalarından) üstün tutun. Allah var olan her ilmi bende bir araya toplamıştır. Ben de öğrendiğim her ilmi takva sahiplerinin imamında (Ali de bir araya) topladım. Var olan her ilmi mutlaka Ali’ye öğrettim. Allah’ın Yasin suresinde zikrettiği İmam-i Mübin (apaçık İmam) Odur…”

“Ey insanlar! O Allah tarafından tayin edilen İmam’dır. Her kim onun velayetini inkâr ederse şüphesiz Allah tövbesini kabul etmez ve onu bağışlamaz. Allah’ın ona muhalefet eden kimseye böyle davranacağı kesindir. Allah ona böyle yapar ve onu ebediyete kadar, sonsuza dek şiddetli azapla azaplandırır. O halde ona muhalefet etmekten sakının. Aksi takdirde yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanan ateşe duçar olursunuz.

Ey insanlar Allah’a yemin olsun ki önceki peygamberler ve elçiler bana müjde vermişlerdir ve ben Allah’a andolsun ki peygamber ve elçilerin sonuncusuyum, gök ve yerdeki bütün yaratıkların üzerinde hüccetim. Her kim bu konuda şüphe ederse cahiliye küfrü gibi kâfir olmuş olur. Her kim bu sözümün bazılarında şüphe ederse bana nazil olmuş olan her şeyden şüphe etmiştir. Her kim imamların birinde şüphe ederse onların tümünde şüphe etmiştir ve kim bizim hakkımızda şüphe ederse, şüphesiz ateştedir.

Allah bu üstünlüğü bana bağışta bulunmuştur, bu onun bana bir minneti ve ondan bana bir ihsandır. Ondan başka ilah yoktur. Ebediyete kadar, sonsuza dek her haliyle ona hamd ve senada bulunurum.

Ey insanlar! Ali’yi üstün biliniz ki o Allah’ın rızık indirdiği ve yaratıklar baki kaldığı müddetçe kadın ve erkek tüm insanların en üstünüdür. Bu sözü reddeden ve onunla uyumlu olmayan kimse melundur, melundur, gazaba uğramıştır, gazaba uğramıştır!

Biliniz ki Cebrail Allah tarafından bu haberi benim için nazil kıldı ve şöyle buyurdu: “Her kim Ali’ye düşmanlık eder ve velayetini kabul etmezse lanetim ve gazabım onun üzerine olsun.”

“Daha sonra Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:

Ey insanlar! Ben sizlere sizlerden daha çok velayet (ve yönetici) hakkına sahip değil miyim?”

İnsanlar hep birden şöyle dediler: “Evet ey Resulullah!”

Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Biliniz ki ben kimin ihtiyar sahibi isem bu Ali de onun ihtiyar sahibidir. Allah’ım! Onu seven kimseyi sen de sev. Ona düşmanlık eden kimseye sen de düşmanlık et. Ona yardım edenlere yardım et, onu hakir kılanları hor ve hakir kıl…” 

Peygamber velayetini kabul etmek ve itaat etmek, zaten ilahi velayeti kabul etmek ve itaat demek anlamına geliyordu. Vasisinin velayetini kabul etmek ve itaat etmekte, peygamberin velayetini kabul etmek ve itaat etmek anlamına geliyordu.

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur;

“ Onlara itaat eden Allah’a itaat etmiştir ve onlara isyan eden Allah’a isyan etmiştir.”[3]

Resulullah (s.a.a) yine şöyle buyurmuştur;

 “ Onun velayeti benim velayetimdir. Ben her kime kendisine nispetle evla isem, Ali de onun kendisine nispetle evladır.”[4]

Zeyd b. Erkam, Resulullah’tan (s.a.a) şöyle rivâyet etmiştir:

“Bilin ki, hiç kuşkusuz Allah benim velimdir, ben de her müminin velisiyim ve ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır.”[5]

Durum bu iken vasilere isyan etmek, peygambere ve dolayısıyla Allah’a isyan etmek demekti.

Esbağ b. Nübâte, Emirü’l-Müminin’den (a.s) şöyle duyduğunu nakleder; buyurdu: “Beni ve hakkımı tanımayan kimsenin vay haline! Bilin ki, hiç şüphesiz benim hakkım Allah’ın hakkıdır; bilin ki, hiç şüphesiz Allah’ın hakkı benim hakkımdır.”[6]

 

 

[1] Maide suresi/55

[2] Nisa suresi/59

[3] Ehl-i Beyt’in sırları, s. 171

[4] Ehl-i Beyt’in sırları, s. 191

[5] İhkâku’l-Hak, c.6, s.233, Ebekâtü’l-Envâr, c.2, s.491

[6] Bihâru’l-Envâr, c.38, s.29, Menâkıbu Âl-i Ebî Tâlib, c.3, s.62.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>