NASR SÜRESİ, BİR YOL SÜRECİ

wqResim---Kop

Bismillahirrahmânirrahîm.

1- İzâ câe nasrullahi velfeth
2- Ve raeytennâse yedhulûne fî dinillâhi efvâcâ
3- Fesebbih bihamdi rabbike vestağfirh, İnnehû kâne tevvâbâ.


Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.
1- Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,
2- insanları bölük, bölük Allah’ın dinine girerlerken gördüğünde.
3- Artık Rabbini hamd ile tesbih et ve bağışlamasını dile! Muhakkak ki, O, çok bağışlayandır!

Medine’de inen ve üç ayet olan bu süre, Kur’an-ı Kerim sıralamasında Kafirun süresinden sonra dizilişi çok anlamlıdır. Çünkü inananların kâfirlerin yaptıkları küfri oyunlara ve yaşam tarzlarına karşı durmadıkları sürece, kendilerine ait bir yaşam tarzı ve medeniyetleri olmayacaktır.

 Hüdeybiye barış anlaşmasından sonra, Mekke’nin fethinden önce nüzul olan bu süre, tam da bu amacı anlatır. Hüdeybiye anlaşması ile güvenlik sağlanır. Ve bu süreç içerisinde dört koldan güçlü tebliğlere başlanılır. Bu içeride güçlenmeyi ve yeni inanmış olanları yetiştirmeyi amaçlar. Bireysel kalitenin sağlanması ve davetlerin artması ile de özlenen İslam medeniyetine kapı aralanır.

 Ama bütün yol küfürden ayrılma ile başlanır.

Şirk düzeni alçaltılıp, tevhid üzere yaşam üstün tutulmadıkça bu yol görünmeyecektir.

Diğer bir ifadeyle batıl geçersiz kılınıp, “Hakk” öne çıkarılmalıdır. Bu, madenin ana damarı gibidir. Bu damar olmadıkça asla maden bulunamaz.

Özelde Mekke’nin fethine işaret etse de genelde tüm fetihler için geçerlidir.

Özel de Mekke’nin fethi önemli birinci noktadır. Çünkü şehirlerin anasıdır Mekke.

Mekke’nin kalbi de Kâbe’dir. Mekke’nin ve içerisinde de Kâbe’nin şirkin kontrolünden çıkıp inananların eline geçmesi,  insanlara hep özünü hatırlatıcı olacaktır. Bu toplumsal müjde, hep gündemde kalacaktır. Çünkü Kâbe, tevhidin dilidir. İnsanlar sussa da o hep tevhide davet edecektir. Bu yüzden Kâbe’nin dolayısıyla Mekke’nin Müslümanların eline geçmesi kalbin dolaşım sistemini canlı tutup tüm organları beslediği gibi tüm inananları da canlı tutacaktır. Ruhu besleyen ilahi sevgi, oradan kullarına yansıyacaktır.

İkinci aşama da geneli kapsayan manadır.  İnananların hep istediği bir yaşam tarzına giden süreci anlatır. Toplumsal duruşu hatırlatır. İnananlar nasıl bir toplum oluşturmalıdır?

 İlahi rızaya göre bir model toplum oluşturulur. Özellikle Mekke’nin bir damla kan dökülmeden fethedilmesi bunun ispatıdır. Her birey ilahi süzgeçten geçtikten sonra, o toplumu oluşturan her birey ilahi yaşam tarzını istemektedir. Artık her birey yüce Allah’a kul olmayı talep etmektedir. Bireysel değişim ile başlayan bu süreç, artık toplumsal değişimi gerektiriyor. Bir İslam toplumu olmak istiyor. Bu yüzden fetih deniliyor. İşgal denilmiyor.

Bu şehir İslami hayatı hayatlarında görmek istiyor.  Kendilerine ait eğitim, sağlık, ekonomi, ticaret, sosyal vs. hizmetleri istiyor. Hedef birliği olduğu gibi ortak akıl ve ortak gönülle beraber yaşamak istiyor. Beraber gülmek, beraber ağlamak istiyor. Ama hepsinden önce hep beraber yüce yaratıcıya kul olmak istiyorlar…

Üçüncü aşama da bireysel çağrıdan toplumsal davetlere geçiştir. Kendi toplumlarını nasıl temize çıkarmak önemli ise diğer toplumların da arınmaları için yola çıkılır. Bütün şehirler bu şehir gibi fethedilebilir. Zaten inananların amacı tüm yeryüzünün fitnelerden arındırılıp, İslam olması değil midir?

 Neden Mekke bütün şehirlerin anasıdır! Çünkü Mekke bir sembol şehirdir. Onun kalbinin attığı gibi, her şehrin kalbi tevhid ile atmalıdır.

ALLAH’IN YARDIMI VE FETİH GELDİĞİNDE…

f-t-h kelime manası ile açmak anlamına gelir.  Istılahı manada ise Rasullullah (s.a.a)’ın davasının ve yolunun açılmasıdır.

Elbette birinci derecede Resulullah’ın yola çıkması önemlidir. Çünkü inanan toplumun imamı Resulullah (s.a.a)’tır.  İmam ise tek başına cihad’tan sorumlu değildir. Ancak inananların destek ve sadakati ile yola çıkılabilir.  Dolayısıyla fetihler olabilir.

O halde peygambere biat şarttır. Bireysel ve toplumsal değişim için imamet inancı önemli olmazsa olmazlardandır. Bir vücudun başı gibidir. Emirler baştan gelir. Ve sunumlar başa yapılır. Sözel olarak tüm inananlar bu prensibi kabul eder. Ama gerçekten duruş böyle midir?

Peygambere biat demek, ona sadık olmak demektir. Onun yolunu takip etmek ve devam etmek demektir. İtaat kaçınılmaz demektir. Öyle ki peygamber sizin bu sadakat ve itaatinizden razı olmalıdır. Biatınızı kabul etmelidir. Bir yandan peygamberi üzenler diğer yandan biat ettiklerini söyleyenler sakın kendilerini peygamber taraftarı olarak görmesinler. Bu yüzden ısrarla peygambere biat sorgulanmalıdır.

 Çünkü fetihler ve ilahi yardımlar buna bağlıdır.

PEYGAMBERİ ATLATANLAR VEYA O’NU ÜZENLER İLAHî YARDIMI VE FETİHLERİ GÖREMEZLER.

 Saf süresi /14 “Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun. Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?” demişti. Havariler de, “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” demişlerdi. Bunun üzerine İsrail oğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.”

Fetih kelimesi sadece yeryüzünü ilgilendirmiyor. Öyle bir kapı açılıyor ki arkası kesilmeyecek cennet yurduna kadar uzanıyor.

Saf süresi/9-13 “ Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size?Allah’a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır. (Bunu yapınız ki) Allah, günahlarınızı bağışlasın, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte bu büyük başarıdır. Seveceğiniz başka bir kazanç daha var: Allah’tan bir yardım ve yakın bir fetih (Mekke’nin fethi). (Ey Muhammed!) Mü’minleri müjdele!”

Böylece insanoğlunun önünde duran kapalılık ve belirsizlik gideriliyor ve ebedi hayatın sonuna kadar yol belli oluyor. Bu nedenle yüce Rabbi’imizden istenilen en büyük yardım “ hidayet” tir. Fatiha süresi ki bu sürenin anlamı da açan demektir bu süre de ilahi bir öğreti var. Kendisinden yardım istememizi istiyor. O istenilen yardım ise “ ihdina- bizi kendine ilet”  yoludur, yani hidayettir.

Fatiha süresi/5-7 “(Allah’ım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.  Bizi doğru yola ilet, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna,  gazaba uğramamış ve sapmamışların yoluna.”

Yüce Allah hidayet nasip etti mi ve elbette ki o kul da hidayete layık ise, artık onun yardımcısı hep yüce Allah’tır.  

Al-i İmran süresi/ 160 “Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.”

İlahi yardımın tek şartı, müminlerin yüce Allah’a dayanmasıdır. Talut ve arkasından giden inananları hatırlayın. Başlarında Calut denilen zalim bir güruha karşı, Talut ve inananlar topluluğu, savaşa gittiklerinde ilahi yardımı istiyorlardı. Biliyorlardı ki Allah kendilerine yardım ederse, onları yenecek yoktur. Ama yüce Allah’ın da şartı vardı ve onları imtihana tabii tuttu.

“Tâlût ordu ile hareket edince, “Şüphesiz Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka.” dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) “Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.” dediler. Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah sabredenlerle beraberdir. (Tâlût’un askerleri) Câlût ve askerleriyle karşı karşıya gelince şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et.”( Bakara süresi/ 249-250)

İşte cevap böyle olmalıdır.

Yüce Allah’ın üzerimizdeki hakkı kendisine ve Resul’üne sadık olmaktır.

Ancak o zaman yardım gelecektir.

Rum süresi/ 47 “Andolsun, senden önce biz nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Peygamberler onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü’minlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.”

Mümin süresi/ 51 “Şüphesiz ki, peygamberlerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.”

Hadid süresi/ 25  “Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Kendisinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan demiri yarattık (ki insanlar ondan yararlansınlar). Allah da kendisine ve Resullerine gayba inanarak yardım edecekleri bilsin. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.”

İşte inananlar duruşlarında ve yollarında sabrettiler mi insanların grup grup, bölük bölük İslama girdikleri görülür. Ölümüne bu dava sevilip korunduğu zaman, insanların dikkatini çeker bu direniş, bu duruş.

Çünkü insanlar her zaman sonuna kadar güvenebilecekleri bir umudun peşindedirler. Ve inananlar bunu göstermek zorundadırlar. Yüce Allah’ın kendi üzerindeki hakkıdır. Bu duruş hidayetin bedelidir. Aksi takdirde ilahi mağfirete müstahak olamazlar.

ALLAH’IN DİNİ…- Fİ DİNİLLAHİ…

Elbette yeryüzünde çeşit çeşit yaşam tarzları vardır. Her bir yaşam tarzı insanların kendilerine kabul edindikleri bir dindir. Dinin oluşturan zemin bazen siyasi, bazen ekonomik, bazen kültürel kaynaklı olabilir.

Ama tüm âlemlerde geçerli olan din ise o yaşam tarzının yaratıcıya dayanmasıdır. Yeri ve gökleri yaratan, her âlemin meliki olan yüce Allah tarafından kabul görmediği sürece o yaşam tarzının hiçbir anlamı yoktur. Önemli olan o yaşam tarzının en doğru tercih ve Rabb’inin onayının olmasıdır.  Yüce Allah’ın yanında geçerli olan tek yaşam tarzı ve kriterleri “İslam”dır.

Al-i İmran süresi/ 19 “ Allah katında hak din İslamdır.”

Rabb’inin kullarını yönlendirmesi ve terbiye etmesi İslam ile olur. Bu yüzden islamı kabul etmek bir yandan en doğru yaşam tarzını seçmektir diğer yandan Rabb’ine en yakın olmaktır.  

SADAKAT TESBİH İLE OLUR.

İslamı kabul eden ve hayatlarına getirenler hep yüce Rabb’ini tespih ederler. Bu hem sözleri, hem fiileri ile olur. Hayatın merkezinde yüce Allah’ı düşünürler ve bu yüzden hayatları Rabb’lerine endekslidir. Işığın çevresinde toplanan kelebekler gibidir. Kâbe’nin etrafında dönen kullar gibidir. Yedi yirmi dört saat Rabb’lerine bağlı düşünürler, karar verirler, amel ederler…. Peygamber Hz. Muhammed(s.a.a)’in “ben uyurum ama kalbim uyumaz” demesindeki sır belki de budur.

İsra süresi/44 “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir, çok bağışlayandır.”

Yüce Allah’ı sürekli anmanın, gündeme getirmenin ve O’nun dediği gibi hayatı düzenlemenin nedeni O’nu çok önemsemektendir. O’nun yücelik ve azametini kavramaktandır.  O övgülerin tek kaynağıdır. Hamd etmek teşekkürle gelen bir yüceltmedir. Ama bu da onu tanımadan, isim ve sıfatlarını bilmeden olmaz. Yani Fatiha bilinci olan O’na hamd etmeyi bilir ve hep tesbih eder. Bu da o insanı sadık bir kul haline getirir.

Rad süresi /16 “De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” “Allah’tır” de. De ki, “O’nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan dostlar (mabutlar) mı edindiniz?” De ki, “Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah’ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?” De ki: “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O, birdir, mutlak hâkimiyet sahibidir.” 

MAĞFİRET ET ALLAH’IM!

Yüce Allah kendisine tabii olanları himaye eder. Kendisine sadık olmayan ve umut beslemeyenleri rahmetine almaz. Bu yüzden her kulun zeminde bir mümin olması gerekir. Yani Rabbi’ne güvenmesi, bağlanması ve O’nun prensipleri doğrultusunda yaşaması…

Yaratıcısına güvenmeyip, kendi arzularına göre yaşayan bir yarattığının üzerine neden ebedi olarak rahmet yağdırsın, kendi taraftarı olarak ilan etsin ki….

Bu yüzden ilk önce kulların Rabb’ini ikna etmesi gerekir. Rabb’lerinin taraftarı olan sadık bir kul olduğunu… Bundan sonra Rabbi’nin mağfiretini istesinler.

 Mağfiret, yalnızca müminleredir.

Toplumda yanlış bir algılama vardır. Genelde günahkâr kullar için mağfiret düşünülür. Oysaki burada af dilenilir. Ve yüce Allah’ın El- Afuv ismi çağrılır. Ama mağfiret kısmında ise düşünülen böyle değildir. İnsanın aciz olduğu, zayıf kaldığı ve artık yetemediği durumlarda Rabbi’nin yardımını istemesidir. İster dünyada ister ahirette olsun Rabbi’nin mağfiretine umutlanır. Bu yüzden mümin olmayanlara mağfiret yoktur.

Nasr süresinde de mağfiret, Mekke’nin fethinde olduğu gibi tüm islam üzere kurulacak medeniyet aşamalarında yüce Rabb’inin özel rahmet ve ikramı istenir. Bu tıkanıldığı yerler için olabilir, bu düşmanların müslümanlara karşı kin ve nefretin değişmesini istemek olabilir, bu tüm toplumun üzerine rahmet yağmurlarının yağması isteme olabilir…

Ümmet olmak kolay bir durum değildir. Organların uyumlu çalışarak bir vücut gibi çalışması, herkeste olan bir nefis ve şeytana rağmen büyük bir aile oluşturmak kolay değildir. Elbette bu zorluk biz kullar için.

 Ama kararlı ve emin olursak ilahi mağfiret ile çok kolay olur. Yirmi yıllık bir mücadelenin sonunda, zalim ve inatçı Kureyşlilere, dünyayı isteyen münafıklara ve şartlanmış Yahudilere rağmen bir damla kan dökülmeden Mekke’nin feth edilmesi kulların Rabb’ine sığınması, Rabb’inin kullarına mağfiret etmesi ile olmuştur.

SON FETİH NE ZAMAN…

Hak geldi, batıl zail oldu. Nitekim batıl yok olmaya mahkûmdur. Peygamberlerin, hidayet önderlerinin ve tüm inananların düşmanlara üstün geldiği vakittir. Aynen kendisinden sonra gelen tebbet süresindeki lehep misali gibi…  

Her peygamberin hayatında bir Mekke dönemi var. Örneğin Hz. Nuh(as)’un gemi süreci temiz toplum oluşturma sürecidir.  Hz. İbrahim(as)’in sıfırdan bir medeniyet oluşturma süreci vardır…

Her peygamberin mücadelesi böyledir. Bir yandan yüce Allah’a kul olmak için mücadele ederken diğer yandan kulluğun daha kolay yapılabileceği bir toplum modeli oluşturmak. Bu yüzden hem içimizde yüce Allah’a bir yolculuk olmalı, diğer yandan toplum ile beraber yüce Allah’a bir yolculuk yapmak… Her yağmur tanesinin birleşip akarsulara dönüşmesi ve kendi yatağında akarak deryasına ulaşması gibi…

Ama bu gün her yağmur tanesi kendi başına kalmıştır. Bu yüzden hemen buharlaşıp kayıplara karışmaktadır.

Ama ne zaman ki müminler kendi duruş ve kimliklerine sahip çıktılar mı yine bu sünnetullah gerçekleşecektir. Yeter ki her mümin bir yağmur tanesi, bir rahmet damlacığı olduğunu fark etsin, hayatların boyutu değişecektir. Yeryüzüne rahmet yağacaktır.

İşte o zaman ilahi önder yağmur tanelerinin toplanması için harekete geçecektir. Yüce Allah hiçbir topluluğu başsız bırakmamıştır. Kur’an tevilini koruyan ve kendi seçtiği önder ile yeryüzünü fitne ve fesattan temizleyip, Muhammedî (s.a.a) dini hakîm kılacaktır.

O güne hazır olmalıyız. Bu yüzden her müminin yüreğinde bir fetih heyecanı olmalıdır. Allah’ın razı olacağı bir toplum modeline kavuşma arzusu.

 Hatta bu hayal tüm dünya için de düşünülmelidir. Yoksa batılın gitmesi ve Hakkın gelmesi bizim için geçerli olmayacaktır. Bu durumda o sancağı taşıyacak o kavimden biri olamayacağız. Allah muhafaza etsin.

 Hepimiz Hz. Mehdi(as)’nin taraftarıyız ve yeryüzünü fitneden ayıklayıp, İslam’ın gelmesinde üzerimize düşen sorumluluğu taşıyacağız inşallah.

İŞTE O ZAMAN YÜCE ALLAH’I HEP TEVVAB BULURSUN….

Allah Resul(s.a.a)’ünün önderliğinde muhacir ve Ensar topluluğunun el ele verip Mekke’nin fethine kadar süren bu yolculuk burada bitmez.

Ne yazık ki Mekke de dâhil bugün tüm yeryüzü sıkıntıdadır. Ama umutsuzluk yoktur inananlar için. Mekke’nin fetih süreci bizim için modeldir. Ve Allah’ın vaadi, Nasr süresi ile teminat vermiştir.

Bireysel arınmadan başlayıp toplumsal arınma ve diğer toplumlara da davet devam ettiği sürece Nasr süresinin müjdeleri bizleri de kapsayacaktır. Bu yüzden vazgeçmek yok.

Bu Kur’an’ın geleceğe yönelik işaretidir.

Müminlere müjdesidir.

Sen yola çık, işte o zaman Rabb’ini hep Tevvab bulursun.

Rahmân Ve Rahîm Olan Allah’ın İsmiyle.
1- Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,
2- insanları bölük, bölük Allah’ın dinine girerlerken gördüğünde.
3- Artık Rabbini hamd ile tesbih et ve bağışlamasını dile! Muhakkak ki, O, çok bağışlayandır!

 

 

 

 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Yorum

  1. 1

    Sadece Mekke için değil tüm dünya için
    Hz Mehdi (a.s) zuhuruyla
    Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,
    Allah’ı çokça hamd edip bağışlanma dileme nasip olsun inşallah

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>