MEDİNE’DE HZ. PEYGAMBER (SAA)

1190099_375

Bismillahir Rahmanir Rahim

Allahumme salli ala Muhammed ve ali Muhammed ve eccil fereccehum. Âmin!

Medine’de Hz. Peygamber (s.a.a)

            Allah’ın salât ve selamı, rahmet ve bereketi üzerinize olsun. Hamd olsun âlemlerin Rabbi olan Allah’a. Hamd yalnız Ona mahsustur. Ey hamdi veren Allah! Hamd yalnız Sana’dır. Hamd, o Allah’a mahsustur ki, o Allah yeri ve gökleri dilediği gibi yaratmıştır. O Allah, kullarına karşı çok lütufkârdır. O Allah seven ve sevilendir. Tüm hamdler de Ona mahsustur. O Allah’a sığınırım ki, O, beni ve diğer kullarını yaratmıştır. Bana şekil vermiş, beni sevindirmiş ve elimden tutmuştur. O’na sonsuz hamdolsun. Beni yaratan, kulluk etmek için var eden Allah’a şükürler olsun!

Peygamberimiz Muhammed (salavatullahi aleyhi ve alihi) bizleri seven, bizler için dua eden bir Peygamber olarak her döneme ait bir rahmet simgesidir. O, Allah adına yaşayan ve her daim etrafına mutluluk saçan bir Kimseydi. Çünkü kul, Allah’a hamd ve dualar ettikçe güzelleşir ve etrafını güzelleştirir. O, her daim şükür, ihsan halinde ve insanlarla iletişiminde nazik davranan, haddini koruyan, statüsünden yararlanarak insanlara asla ve asla eziyet etmeyen biri olmuştur. O, her daim “Bismillah” diyerek gününe, işine ve her adımına başlardı. Kalbin dili “Bismillah”ı zikrederse, dil de ona tabi olur ve onun dediğini der. Dilden dökülenler de kalbin meyvesidir. Kalp katı olursa, yalancı nezaketin de bir faydası olmaz. Ama Peygamber efendimiz (salavatullahi aleyhi ve alihi) asla nezaket, edep, erkân kurallarından vazgeçmeyen biri olarak en masum kimsedir. O, Allah nebisi, habibi ve resulüdür. Allah’ın mesajlarını insanlara iletmek amacıyla, asla masum olmayan bir kimsenin bu statüye sahip olacağını düşünmek mümkün değildir. Oysa kalp Allah ile olursa, gönül de Allah’tan razı olursa, peygamberler de seninle olur, Allah rızası da…

Yani hamdetmek gerek Hamid olana yaklaşabilmek için, Ahmed (salavatullahi aleyhi ve alihi) olabilmek gerek hamde ulaşmak için. Ahmed, yani Muhammed (salavatullahi aleyhi ve alihi). Her iki ismin de kökü bir temele dayanıyor. Hamid olan Allah’ın elçisi Ahmed (salavatullahi aleyhi ve alihi) olabilir ancak. Başka kimse değil!

Medine sokaklarını aydınlatmak için Mekke’de zuhur eyleyen bir nurdur O. Ondan daha parlak bir nur var mıdır acaba? O bir nurdur. Nurun oğlu nurdur hem de. Çünkü soyundan gelen kimselerin hiçbirisinde Allah’a asilik olmamıştır. O, her zaman bir nur olarak kalmıştır. Hiçbir zaman sönmemiştir. Allah’ın rahmet peygamberidir o yüce şahsiyet.

Biz Onun hakkını asla ödeyemeyiz! Çünkü rahmet Peygamberinin yüzü suyu hürmetinedir her rahmet, nimet. Onun bereketindendir her ihsan, her merhamet. Doğan güneş, uçan kuşlar, bu ıssız doğa, bu vahşi orman, her şey… Onun bereketi ve hürmetindendir.

İnsanoğlunun yararlandığı günden itibaren tüm başarılar bu rahmet nurunun getirisidir. Ne elde ettiyse Âdemoğlu, Hazreti Muhammed`e (salavatullahi aleyhi ve alihi) borçludur. Onun bereketi ve izzetidir doğan Ay, çıkan Güneş. Yıldızlar ve gökyüzü, Sen oraya inip de miraç ettin diye her zaman bu kadar güzel olmuştur.

Sen oralarda cenk edip hakkı savundun diye defalarca yıkımdan kurtuldu bu Yeryüzü, ya Resulellah (salavatullahi aleyhi ve alihi)! Bunu, Sana kötü davrananlara karşı nasıl yapabildin? Sana inanmayarak Seninle alay edenler bile Allah’ın gazabından muaf oldu! Affedip bağışladın diye unutuldu onlar! Seni sevenlerle birlikte kurtuldu onlar! Arkandan konuşarak utanmadan yüzüne baktılar! Dahası, Seni seviyormuş gibi davranıp elini öptüler! Sense Allah’ın üstün iradesiyle hepsinin fitnesinden haberdardın…

Buna rağmen tebessüm dolu çehren, güler yüzlü suretinle bizlere her koşulda insanlığı sevmeyi öğrettin! Seni sevmekle biz günahlardan beri olmayı öğrendik! Seni sevmekle olduk dünyanın en zengini! Ahiretin mutlusu da, âlemlerin en sevinçlisi de benim, ya Ahmed (salavatullahi aleyhi ve alihi)! Sensin derdime derman, Sensin âleme sultan, Sensin namaza duran, Allah’la arasında bir perdeyle konuşan! Mescid-i Aksa’ya uçtun teslimiyetin kanadıyla… Mescidü-l Haram’a döndün Rabbinin yardımıyla! Sensin Mescidü-l Haram’da inip rehberliğe başlayan, hamdini unutmadan!

Odur Allah’ın kulu, odur Allah’a yakın! Odur Allah katında mazlumların sözü. Sessizce ağlayanların dudaklarının süsü! Nedir bu acaba? 1400 yıl geçti aradan. Seni arıyoruz her adımda. Bir tür tutku mudur bu da? Ama değil! Tutku böyle bir iş değil. Başka bir muhabbettir bizimkisi! Sana olan kutsal bir bağlılıktır söz konusu.

Nasıl yaptın bilemem ama Sen tüm insanlığı kurtardın ve kendini bu yol için feda ettin… Seni unutamadı gökyüzü! Unutamadı Seni bu yeryüzü… Onlar Senden sonraki insanlara zikrettiler o güzel sözünü… Her an ki dedin, Ali’dir Yaverim… Benden sonraki Halifem, Benim canım, kanım, kardeşim ve vasim… Ben ilmin şehriysem, O da kapısıdır. Ne yeryüzü unutabildi bunu, ne degökyüzü… Ama bu sözleri insanlar unutup gitti…

Bazı insanlar da, bu unutulmasın diye kendini feda etti… Gökyüzü hâlâ bu duruma ağlar. Yağan yağmurlar, bıraktığın mazlum Ehli Beyt (a)’e ağlamaktadır. Oysa ailenden olan bu kimselerin en çok saygı ve hürmete layık oldukları ortadadır. Seninle olamayıp adını Sana bağlayanlardır tarihte kalanlar. Ama amel defteridir kanıt, her şeyi tartacak kurulu bir Mizan var. Sana “soyu kesik” dendi ama bir tek Senin soyundur baki olan…

Evladın Mehdi (af) ile ayakta kalan bu soy, asla kurumadı. Kökünü Senden aldıkları için asla ve asla unutulmazlar. İnsanlığın gerçek atası Sensindir mutlak. Sana düşman olanlarsa, Senin değil, ancak şeytan (ların) yavrusudurlar. Evlatlarınla birlikte Seni arar, Seni anarız. Her Cuma gününde Sana ve Evladına selam yollarız. Adın ve künyenin aynı olduğu Kimsedir, Seni bizlere hatırlatıp duran.

Bu kadar sene geçmişken başka kimden alabilirim Senin kokunu?! Bu yüzden Sanadır bu bağlılığım. Sana bağlı olduğum için, Ehli-Beyti’ne (as) akar bu kalbim.

Sizi ister ruhum, çok perişandır… Peygamber Medine’si ne de virandır… Yanına gelsem de kin duyarım ona(Medine’ye). Hasret duyarım Kızının mezarına… Şehri-Medine’de ben garibim… Senin yanında bulduğum huzurla Cennet’i evim zannederim. Tıpkı evladın Fatıma Zehra (sa) gibi…

Mazlum kaldı O (sa) ve ailesi! Onlar ki insanların elinden tutup Cennet’in yolunu tarif ettiler. Bunu inkâr edenlere zulmetmeyip kendi haklarından vazgeçtiler. Bizleri o zamandan beri çok önemsediler. Zehra (sa)’nın bir tebessümüyle melekler her yerde bayram ederler… Şimdi Sen de yoksun bu vahiy evinde…

Ruhun uçmuş uzak diyarlara, Rabbin katına sefer eylemekte. Ya Resulellah (saa), söyle, Kızın (sa) nerede? Nerede ziyaret etsem Onu (sa)? Medine bomboş kaldı Zehra (sa) gidince… Geriye bir mezar bile kalmadı! Sanadır şikâyetim, ya Resulellah (saa)! Söyleyin, ne olur! Ne zaman gelir evladın Mehdi (af)? Ne zaman buluruz o gizli kabri? Acaba koynuna mı defnetti kızını (sa), Murtaza Ali (a)? Yoksa ayıramadı mı Senden, kızının bedenini? Ciğeri dağlar bu gam, hem de nasıl! Koskoca ümmetin Peygamberi (saa) defnedildi birkaç kişiyle. Kızını defnettiler gecenin köründe. İkisi de perişan halde göçtü Cennet’e.

Çünkü ümmetin dünyevi sorunlarıyla uğraşmayı seçen topluluklar unutuverdiler Resulellahı (saa).  Sahi ne oldu o Sakife’de? Ne oldu Peygamber (saa) unutuldu?! Ne oldu acınız bir anda durdu?! Ne oldu da Fatıma (sa) ve Ali (a) onlara düşman oluverdi? Sahi Peygamber kızıdır, Fatıma (sa) annem… Onu niye vurdular, ölümüne sebep hem de?! Ne oldu acaba o gün Medine’de? Niye ağlattılar Hasan (a), Hüseyn’i (a)? Niye vurdular annelerini? Cennet kadınlarının en üstününü, Tahire, Pakize, Pak Betul’ü! Niye öldürdüler kızını, ya Muhammed (salavatullahi aleyhi ve alihi)? “Ümmetin başıboş kalır” diye mi Seni defnine katılmadı bazı kişiler? Yoksa Medine merkezli hilafet miydi esas amaçları?

Bu yüzden asla giremiyorum o şehre ben… Sormayın nedenini, demeyin neden! Peygamberim ve ailesine (as) zulmedenlerdir, bugün de mazlumlara zulmedenler. Onlara (as) zulmedip bizi ağlattılar!

Peygamber Medine’sidir gerçek Medine! Medine’de Peygamber’se (saa) hep mazlum bırakıldı… Zulüm gördü risaletini beyan eyledikçe.

Zamanla Medine, Onunla güzelleşti. Fakat Onun gidişiyle, sanki şeytanın eli çözülüverdi. Zehra’ya (sa) vuruldu. Peygamber ezanı susmadı fakat susturmaya çalıştı bazı insanlar. Ezeli bir rekabetin neticesiydi. Gönül gözüyle teslim olmayanlar, Peygamber gidince müşrik oldular. Böylece, elinden alındı hakkı, Ali’yi (a) bu ümmet yalnız bıraktı…

Kelamımda yoktur zerrece yalan! Olsaydı kelimemde bir yalan dolan, gül yüzlü Zehra’nın (sa) mezarı saklı olmazdı. Küskün bir şekilde veda etti Medine’ye. Dedi, “Gece defneyle beni, ey Ali, görmesin Medine. Namaz da kılmasın bana bir kimse! Küskünüm ben de artık bu şehre! Bir tek Size ağlarım ben. Peygamber ve kızını unutan ümmet, Bizsiz Sizleri de helak eder; Sana ve oğluma zehir hazırlar, Hüseyn’ime bir Kerbela bağışlar… Medine’nin vefasızlığıdır bu. Babama (saa) söyleyemedikleri kurtlu sözleri, Sen ve Ben işittik kanlı lafları! Büyük bir zaferdi Mekke’nin fethi! Fatih’le beraber oldular hepsi! Fatih’i kaybedip unutan ümmet, öldürdü kızını, ey Muhammed (saa)!”

Zehra (sa) öldü Medine’de, bir kimse gelip de ağlamadı. Evet, bu Medine’dir peygamber şehri diye bilinen. Sevdiklerime cefa eyleyenlerin olduğu Medine’dir küskün olduğum.

Fakat bir Medine var ruhuma şifa… Her sabah namazı Resulullah’ın (saa), Mescid’e yürürken durup kapısı önünde selam verdiği; “Selam olsun size ey Ehli-Beyt’im” (as)… İşte budur Medine’m benim… Peygamberim ve Onun Ehli-Beyti (a). Ve budur Peygamber’in gerçek Medine’si…

Vesselamu aleykum ve rahmetullah ve berekatuhu…

Amin, ya Rabbel Alemin.

Elhamdulillah!

 SENEM MUSTAFAYEVA

 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Yorum

  1. 1

    ASABIYETTEN UHUVVETE – Medine de Hz. Peygamber in (s.a.v.) Isl m Kardesligine Dayal? Bir Toplum Olusturma Stratejisi zerine-

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>