LÂ MELİKE İLLÂ EL-MELÎK.

Resim---Kopya---Kopya

 

           Malîk, sahip olmak demektir. Her şeye sahip ve onlara hükmeden, kuvvetli hükümdar anlamına gelir. Mülküne malik olana da MELİK denir.

 

Mâide sûresi /18 “Göklerin ve yerin, ikisi arasındakilerin mülkü Allah’ındır.”

 

        Göklerin ve yerin arasındaki her bir âlemin sahibi Allah’tır. Çünkü onları Allah var etmiştir. O’nun ilmi, hükmü ve takdiri ile tüm âlemler var olmuştur.

Zümer sûresi /62 “Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O her şeyin yöneticisidir.”

Fâtır sûresi /13 “(Allah) geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneşi ve ayı emri altına almıştır. Her biri belirtilmiş bir süreye kadar akıp gidiyor. İşte Rabb’iniz Allah budur. Mülk O’nundur. O’ndan başka yalvardıklarınız ise bir çekirdek zarına bile sahip değillerdir.”

         Tüm mülklerin sahibi Allah olduğuna göre, onların kullanılma şekli olan tasarruf etme hakkı da tamamen Allah’ındır. Mülkünün nasıl tasarruf edilmesi, Allah’u Teâlâ’nın kararıdır. İnsanoğlu da Allah’u Teâlâ’nın tasarrufundadır. Daha insanoğlu da bir tasarruf malzemesi ise, kalkıp kendi iradesine göre diğer malzemelerin tasarruf hakkını kendinde göremez. İyi düşünecek olursa;

Âl-i imrân sûresi /189 “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Allah her şeye kadirdir.”

 

       Kendisine ait olmayan şeylerin tasarruf hakkını, kendisinde göremez. Her şey, insan da dâhil Allah (cc)’ın tasarrufundadır. Allah’u Teâlâ kendisi halifeye yetki vererek, sınırlı bir tasarruf hakkını insana vermiştir. Durum bu iken insan da yeryüzünde nasıl bir tasarruf yapması gerektiğini Rabbi’nden öğrenmelidir.

Bu bir halifelik görevidir. Halife bu kurallara uymak zorundadır. Allah’ın mülkünde Allah’ın kuralları geçerli olduğuna göre; halife, verilen bu yetkinin çerçevesine göre davranır. Bu kurallarda yine Allah’ın ilim ve hikmeti ile kuşatılmıştır. Allah’u Teâlâ mülküne kuralları gelişi güzel koymamıştır. İlim, hikmet, rahmet ve bir ölçü ile tasarruf kurallarını koyar. Kurallarında, hüküm ve otorite koyandır. Yani Allah mülkü yaratıp bir kenara atmadı. Onlara düzen ve hüküm verdi.

Furkan sûresi /2 “Göklerin ve yerin mülkü (ve yönetimi) O’nun dur. O bir çocuk edinmemiştir. Mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona ölçü, biçim ve düzen vermiştir.”

     İşte insan, Allah’ın izni olmadan, O’nun kararını almadan, yeryüzünde istediği gibi yaşayamaz, tüketemez, kullanamaz.  Çünkü Allah her bir şeyin asaleten sahibidir. Melik olanda O’dur. O halde insan mülk sahibinden onay almadan O’nun mülkünü kullanamaz. İnsan izin alarak, vekâleten kullanır. Allah’ın izin verdiği şekilde kullanabilir. İnsan dilediği gibi kullanırsa izin almadan kullandığı için Allah’u Teâlâ’nın hakkını ihlâl eder. Hırsızlık ve saygısızlık yapmış olur. Bu yüzden insan, Yüce Rabbi’nin izin verdiği şekilde ve miktarda kullanmalıdır. Ki Rabb’i ona kızmasın, gazaplanmasın. Bilakis Rabbi’nin tasarrufuna göre, insan tasarruf ederse O’nu memnun eder. Allah, mülkün sahibidir. Mülkü dilediği gibi kullanma, değiştirme hakkı O’nun dur.

Âl-i imrân sûresi /26 “De ki; Allah’ım (ey) mülkün sahibi; mülkü dilediğine verir, mülkü dilediğinden alırsın…”

 

     Allah tüm âlemlerin sahibidir. O halde âlemlerde olmuş, olacaklar yalnız O’nun izniyle olur. Hiç kimse ortaya atılıp yapılacaklar veya yapılmayacaklar için buyruk veremez.

Bakara sûresi /107 “Bilmedin mi ki göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı, yönetimi, mülkiyeti) yalnız Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı yoktur.”

     Melik, hem mal üzerinde, hem de insanlar üzerinde hükmetme, yönetme, sahip olma, karar verme hakkı olandır. Kısaca her şey üzerinde tasarruf etmek O’nun hakkıdır.

Yeme, içme, giyme vs. bunlara mülk denmez. O’na meta, mal denir. Yine en küçük metadan en büyük mülklere kadar her şeyin maliki yüce Allah’tır.

Örneğin; göklerden en küçük virüs hücrelerinin çekirdeğine kadar her şey Allah’ın mülkünde yer alır. Geçmişte olanlara, gelecekte olacaklara Allah meliktir.

Annenin hangi cinsiyette, renkte çocuğu olmasında bir kararı yoktur. Anne, karnında taşıdığı bebeğe müdahale edemiyor. Allah’u Teâlâ ne isterse o olacaktır.

Şûara sûresi /49 “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. (O) dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler bahşeder, dilediğine de erkekler bahşeder.”

 

Yine bir örnek verelim. Gelecekte olacak şeyleri Allah bilir ve takdir eder. Kıyamet ne zaman kopacak. Melik olan Allah şöyle buyuruyor âyeti kerîmesiyle;

 

Zuhruf sûresi /85 “Göklerin ve yerin ve ikisi arasında olan her şeyin mülkü kendisine ait olan (Allah) ne yücedir. (Kıyamet kopacağı) saati bilmek de O’nun yanındadır ve siz O’na döndürülüp götürüleceksiniz.”

     Allah’u Teâlâ öyle bir meliktir ki; hiçbir şeyi O’ndan gizleyemezsiniz. O görünen ve görünmeyen her şeye hükmeder.

Bakara sûresi /284 “Göklerin ve yerdekilerin hepsi Allah’ındır. İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker. Dilediğini bağışlar, dilediğine azâb eder. Allah her şeye kâdir’ dir.”

Allah yaratır, her şeye kendi kurallarını koyar. Bu şu demektir. Her şey yaratılan fıtrat üzeredir.

Fâtır sûresi /13 “(Allah) geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneşi ve ayı emri altına almıştır. Her biri belirtilmiş bir süreye kadar akıp gidiyor. İşte Rabb’iniz Allah budur. Mülk O’nundur. O’ndan başka yalvardıklarınız ise bir çekirdek zarına bile sahip değillerdir.”

      Tüm âlemler Yüce Allah’ın malikiyetini kabul etmiştir.

Teğabûn sûresi /1 “Göklerde ve yerde bulunanların hepsi Allah’ın şanının yüceliğini anmaktadır. Mülk O’nundur. Hamd O’nundur. O, her şeye kâdir’dir.”

Bu âlemler içinde insan âlemi de Yüce Allah’ı tespih etmeli, O’nun hükümran ve melikliğini kabul ederek hamd etmelidir.

Mâide sûresi /40 “Göklerin ve yerin mülkünün Allah’a ait olduğunu bilmedin mi?
(O) dilediğine azab eder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye kâdir’dir.”

      Eğer bu konuda kendini istismar ederse insanoğlu, unutmasın ki melik olan Allah’ın elindedir; yaşamak ve ölmek. O yaşatırken de, öldürürken de bunun hesabını sormaya kâdirdir. Gazabı dünyada da, âhirette de sana ulaşabilir.”

Hadîd sûresi /2 “Göklerin ve yerin bütün mülkü O’nundur. Yaşatır, öldürür. O, her şeyi yapabilir.”

    İnsanoğlu bir süre yaşayacak ve her yaratılan gibi yaratıcısına dönecek ve hayatının hesabını verecektir..

Hadîd sûresi /5 “Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Bütün işler Allah’a döndürülecektir.”

     Hiç düşündünüz mü? Yaşantınızın yani hayatınızın hesabını yalnızca O’na vereceğinizi. Çünkü O öyle bir meliktir ki hem bu dünyanın, hem de âhiretin melikidir.

Fatiha sûresi /3 “Meliki yevmiddin” (Din gününün sahibi)

Furkan sûresi /26 “İşte o gün gerçek mülk Rahmân’ındır. (bütün hükümranlık yalnız O’na aittir) ve o (gün) kâfirler için çetin bir gündür.”

   Bu saydığımız ayetlerle de anlaşılacağı gibi Allah’u Teâla yarattı, fakat mülkünü ve içindekilerini  başıboş bırakmadı. Taştan hücreye kadar, galaksiden toprağa kadar, ana rahminden kabirlere kadar her şeye kurallar koydu. Onlara mülkünde rızık verdi, yol gösterdi, vahy etti. Arının bal yapması, ineğin süt vermesi, senin kalbinin kaç atması, alyuvarların ne kadar Fe (demir) taşıması, kaç kelebeğin ölmesi, kaç insanın ne öğrenmesi… Her şeyi ama her şeyi ilmiyle, kudretiyle, kararıyla, rahmetiyle, lütfüyle, şahit olmasıyla ve sayamadığımız tüm sıfatlarıyla onlara hükmetti. O mülküne hâkimdir. Gücü yetmeyen bir melik, ilmi yetersiz bir melik veya mülkünde olup bitenlerden habersiz bir melik değildir Allah.

    Yüce Allah kûddüs olduğuna göre, O, melik olmasında da kûddüstür. O mülkü olmayan hükümdar da değildir. Ya da düne ve yarınlara hükmetmeyen bir melikte değildir. Ya da yarattıklarını hesaba çekemeyen bir melik değildir. Ya da herhangi bir konu kendisine ağır gelen bir melik değildir. Hiçbir şey O’nu zorlamaz, yorulmaz, kararsız bırakmaz.

O melik, her şeye hükmeder, mülküne dilediği gibi karar kılar. Mülkündekilerin ihtiyaçlarını bilir ve dilerse giderir. Rızık, lutuf, yaratmak, takdir O’nun elindedir. Adaletsiz davranmaz. Cemal sıfatları olduğu gibi, celâl sıfatları da vardır. Ödüllendirmeye de, cezalandırmaya da O hükmeder. O, her âlemin (ruhlar âlemi, melekler âlemi, berzah âlemi, cinler âlemi, göklerdeki ve yerdeki tüm âlemlerin) sahibidir.

 

Zümer sûresi /62 “Allah her şeyin yaratıcısıdır, O her şeyin yöneticisidir.”

 

Yüce Allah yine rahmetindendir ki halife olarak ünvanlandırdığı insanoğluna mülkünde sınırlı yetki ve haklar vermiştir. Bu yetki ve haklar Kur’an-ı Kerîm’de yer alan ayetlerle sabittir. Bu yetki ve haklar Allah’ın hudutları olarak verdiği, helal ve haram tasarruf yetkileridir. Bu sınırlı yetkiyi yalnızca insana vermiştir. O halde insanoğlu Allah’u Teâlâ’nın verdiği izine göre yeryüzüne hükmedecek, tasarrufta bulunacak ve yeryüzünü imar edecek.             Melik olan Allah’ın hem insanlar üzerinde, hem de varlıklar (hayvan, bitki, toprak, su…) üzerindeki kararı böyledir. İstediği gibi tasarruf kararlarını verir. Kimse karşı koyamaz, müdahale edemez.                                                                                                                                         İnsan, verilen cüzî yetki ile bu kararları uygular. Örneğin; bir hayvan kesip onun etinden, derisinden yararlanabilirsin. Ancak bu hayvan domuz olamaz, leş olamaz. Helâl hayvanlardan olduğu gibi üzerine Allah adı anılarak kesilecek.

       Bakara sûresi /173 “Allah size leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur kalırsa (başkasına) saldırmadan ve sınırı aşmadan (bunlardan) yemesinde bir günah yoktur. Muhakkak ki Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”

      Melik olan Allah (cc) sınırları çizerek kullarına hangi hayvanları, hangi şartlarda nasıl kullanacağını belirtti. İşte insan bu kararı ile yeryüzünde yaşam tarzını belirler. Unutmayalım El-Melîk olan Allah hem Kahhar, hem de Rahîm’dir. Bu sınırlara dikkat etmediğiniz takdirde o hayvandan yararlanmanıza onay vermiyor. Bu durumda O’nun iznini almamış olursunuz.

Tarlanız var, ekiyorsunuz. Nasıl ekmekten tutun, ürün toplanıncaya kadar yapılan işlemler Allah’ın iznine göre olmalıdır. Örneğin; tarlanızı ekerken tohum veya gübre için bankadan faiz çekerek tarlanızı ektiniz mi? Ekmiş iseniz, bu davranışınız Allah’ın izni ile olmadığı için yargılanacaksınız, ahiret gününde. Ya da ürününüzü toplarken zekâtınızı vermek, o ürünü kullanabilme iznini size getirir, Yüce Allah’ımızdan.

Ya da çocuklarınıza nasıl davranmalısınız? Onlarda Allah’ın mülkünde ve O’nun kararlarına göre olmalıdır, davranışlarınız. Çocuklarınıza nefsinizin istediği gibi davranamazsınız. Onlar sizin ne kölelerinizdir, ne de malınız. İstediğiniz gibi ne ezebilir, ne de yüceltebilirsiniz. Çocuk eğitimi de Allah’u Teâlâ’nın gösterdiği şekilde olmalıdır. Bununla ilgili nice ayetler vardır. Onları burada sıralamak istemiyorum. Ama Rabb’imizin ifadelerine bir göz attığımızda bu çokça çıkar karşımıza.

 

Ya da siz bu dünyada gelişigüzel “Dün dündür, bugün bugündür” deyip hedefsiz yaşayamazsınız. İstediğin şekilde yaşamak sana verilen yetkiyi kötüye kullanmak anlamına gelir. Çünkü sende Allah’ın mülkündensin.

 O’nun izin verdiği sınırlar içinde yaşamalısın. Senin hayatın, nefesin, görmen, duyman, düşünmen, hissetmen, yemen, içmen, uyuman, ömrün, eşin, çocuğun, işin, evin, okulun, hayatında neyin varsa, neyi kullanıyorsan, bildiğin ve bilmediğin her şey Allah’ın mülkündendir. O halde melikin izin verdiği şekilde yaşamalısın. O melik Rahmân’dır, Rahîm’dir, Vedût’tur, Gaffar’dır…

Allah seni mağfiretine ve rahmetine çağırıyor. Senden bunu isterken kendisi için değil, yine senin için istiyor. Sen O’na muhtaçsın. O Melik’tir, Samed’tir. O sana muhtaç değildir. O senin Rahîm olan Melîk’in. O’ndan başkasına tabî olamazsın. Yaşama tarzı kararını, O’ndan başkasına veremezsin. Şeytan da Hz. Âdem’e (as) fısıltı vererek O’nun hedefini saptırmaya çalıştı.

Tâhâ sûresi /120 “Nihayet şeytan ona fısıldayıp “Ey Âdem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir hükümranlığı göstereyim mi?” dedi.”

 

İşte şeytan veya şeytan karakterine bürünen insanlar sana hedefini ve yaşama tarzını sunacak birçok alternatif yollar gösterebilirler. Fakat sen gerçek Melik’in kim olduğuna karar verirsen hayatın boyunca imtihanlardan başarılı geçersin.

 

Zuhruf sûresi /51 “Fır’avn kavminin içinde seslenip dedi ki; “Ey kavmim Mısır mülkü ve şu altından akıp giden ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?”

 

Fır’avn gibi hayatınızda birçok insan –bu arkadaş, komşu, akraba, eş, anne-baba, amir, başkan, atalar vs.- olabilir. Hayatınıza hükmedebilir, yolunuzu değiştirebilir, sizleri yönlendirebilirler. Fakat sizler Melik’in kim olması gerektiğini düşünmelisiniz. Hayatınızı yönlendirenler hangi sıfatları taşıyorlar? Kendi kendinize sorun.

 

ÇEVRENİZDEKİLER MELİK OLMA SIFATLARINI TAŞIYORLAR MI?

 

         Yaratılan hangi varlığın kendisine ait mülkü var. Melik olanın mülkü olmaz mı? Tabî ki vekâleten sahip olanları asaleten sahibi olarak düşünemeyiz.

-Mülkü kim yaratıyor?

-Mülktekilerin ihtiyaçlarını kim karşılıyor?

-Mülktekiler neler yapıyor, her ayrıntısına kadar her şeyi biliyorlar mı? O sahteci meliklere soruyorum. Yeryüzünde değil sadece kendi bahçelerinde kaç tane ve kaç çeşit kelebek yaşıyor. O kelebeklerden kaçta kaçı hasta? Kelebeklerin yaşı ne? Günde kaç tanesi doğuyor, ölüyor?

-Mülkte nasıl hükümler veriyorlar. Verdikleri hükümler yaratılış amacına uygun mu? Onların hayatlarına cevap veriyor mu?

-Mülkünde olup bitenlere hükmedebiliyor mu? Örneğin bir canlının yaşamasına ve ölmesine engel olabiliyor mu?

-Mülkündekileri hesaba çekebiliyor mu?

Bu soruları çoğaltabiliriz. Önemli olan şunu anlamamızdır. Eksikliklerle donatılmış olan varlıklar Melik olamaz. Kendisi bile yaratılmış iken neyin Melik’i olabilirler. Melik ancak Allah’tır. Allah’ın verdiği yetki ile varlıklar ancak donanabilirler.

 Tarihte bazı insanlar Allah’u Teâlâ’nın kendisine verdiği mal ile kibirlenip, mülk sahibi olarak kendilerini nitelendirmişler. Kimi evlat çokluğu, kimi mal çokluğu ile azmaya başlamışlardır. Kendi konumlarını unutarak diğer insanları kendilerine boyun eğdirmeye çalışmışlar. Fır’avn, Nemrut, Ebu Cehil, Ebu Leheb, Lenin, Stalin, bugün de Ahmetler, Mehmetler… Allah’ı yaratıcı olarak bilmişler, lâkin melik olduğunu göz ardı etmişler. Böylece şirk işlemişler. Oysaki

 

Tevbe sûresi /116 “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Yaşatan, öldüren O’dur. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de yardımcı yoktur.”

 

      O halde nasıl göklerdeki ve yerdeki tüm varlıklar Allah’a boyun eğiyorsa, yeryüzündeki tüm insanların nasıl yaşaması, yönlendirilmesi ve yönelmesi de Allah’ın istediği şekilde olmalıdır.

Zümer sûresi /63 “Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, gerçekten onlar ziyana uğrayanlardır.”

 

       Allah’ın iradesi, insanların iradesinin üzerindedir. O halde insan iradesini, Allah’ın iradesine uygun kullanmalıdır. Yoksa O, mülkün de kararlarını değiştirebilir de.

 

Âl-i imrân sûresi /26 “De ki; Allah’ım (ey) mülkün sahibi mülkü dilediğine verir, mülkü dilediğinden alırsın…”   

 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Yorum

  1. 1

    Allah razı olsun ellerinize ve yüreğinize sağlık lütfen 99 Esmasini yazılarınız nerde bula bilirim

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>