KURDUN HZ. PEYGAMBER İLE KONUŞMASI

0_f60f1_eef6c6c8_L

KURDUN HZ. PEYGAMBER İLE KONUŞMASI

Kurdun Allah’ın Elçisi(saa) ile  konuşması ise şöyle olmuştur:

“Allah’ın Elçisi bir gün oturmuştu, korku içinde titreyen bir çoban yanına geldi. Bu çoban daha uzakta iken Allah’ın Elçisi onu göstererek ashabına şöyle buyurdu: “Bu gelen çoban çok önemli bir olayla karşılaşmıştır.”

Çoban yanına geldiği zaman şöyle buyurdu: “Seni böyle üzen şey nedir?”

Çoban şöyle dedi: “Ey Allah’ın Elçisi! Çok şaşırtıcı bir olayla karşılaştım, koyunlarımın yanında idim, bir kurt geldi ve koyunlardan birisini yakaladı. Ben de elimdeki sapan ile taş attım ve koyunu kurtardım. Kurt bu sefer sağ taraftan saldırdı ve bir kuzu yakaladı, ben yine elimdeki sapan ile taş attım ve kuzuyu kurtardım. Sonra sol taraftan saldırıp bir kuzu yakaladı, ama ben yine elimdeki sapan ile taş atıp kuzuyu kurtardım. Bir müddet sonra kurt eşiyle birlikte saldırıya geçti, ben de onları kovmak için hazır bekliyordum, ama bir de gördüm ki, kurt kuyruğunun üzerine oturdu ve bana şöyle dedi: “Benim rızkıma engel olduğun için utan, Allah benim rızkımı bu sürünün içinden vermiştir, benim yemek yemeye ihtiyacım yok mudur?”

Şaşırıp kalmıştım, kurt insan gibi konuşuyordu. Sonra şöyle dedi: “Benim dile gelip konuşmamdan daha önemli olan bir şeyi sana söylememi ister misin? Ey Çoban! Muhammed, yerde ve göklerde Allah’ın Peygamber’idir O, geçmişte olanlardan ve gelecekte olacaklardan insanlara haber verir. Yahudiler, Allah’ın kendilerine gönderdiği kitapta ondan bahsetmesine ve onun insanların en faziletlisi ve üstünü olduğunu buyurmasına ve Yahudiler de bunu bilip kabul etmelerine rağmen Muhammed’i yalanlayıp inkâr ettiler. Allah Muhammed’i bütün herkese ve her şeye şifa ve rahmet olarak göndermiştir.

Vay senin haline ey çoban! Neden ona iman edip Allah’ın azabından kurtulmuyorsun? Ona iman et ve kendini Allah’ın şiddetli ve elim azabından kurtar.”

Kurda şöyle dedim: “Senin dile gelip konuşman beni çok şaşırttı ve senin rızkına engel olduğum için çok utanıyorum. Koyunlarımdan istediğini al, sana asla engel olacak değilim.

Kurt şöyle dedi: “Ey Allah’ın kulu! Allah’ın ayetlerini kabul ettiğin için Allah’a hamd ve şükürler et ve O’nun verdiği emirlere uyup yerine getir. Elbette insanların en bedbahtı Allah’ın Elçisi Muhammed’in kardeşi Ali’nin hakkında (Allah’ın selamı Onlara olsun) gösterdiği ayetleri-nişaneleri ve açıkladığı fazilet ve üstünlükleri kabul etmeyenlerdir. Onlar Ali’nin ilimdeki büyük yerini biliyorlar, emsali olmayan korkusuz bir yiğit olduğunu görüyorlar, hiç kimsenin onun gibi adalet sahibi olmadığını biliyorlar, hiç kimsenin Ali gibi İslam’a yardım etmediğini görüyorlar, Allah’ın Elçisi’nin ağzından “Ali’yi sevin ve Ali’ye düşman olana, düşman olun“ buyruğunu duymuşlar ve Allah’ın Elçisi’nin “Allah, Ali’ye karşı olanların amellerini kabul etmeyecektir” buyurmasına rağmen yine de Ali’ye karşı çıkıyorlar. Bütün bunlara rağmen ona zulüm edip hakkından mahrum ediyorlar, Ali’nin düşmanları ile dost ve dostlarına da düşman oluyorlar.

Ey Çoban! Bütün bunlar, senin beni koyununu yakalamama engel olmandan daha önemlidir.

Kurda şöyle dedim: “Söylediklerin olacak mı?”

Kurt şöyle dedi: “Bundan daha büyük şeyler olacaktır. Çok yakın bir zamanda Ali’yi ve evlatlarını (Allah’ın selamı Onlara olsun) suçsuz olarak öldürecekler, kadınlarını ve kızlarını esir alacaklar ve bu çirkin ve alçak işleri yaparken de kendilerini Müslüman görecekler; bu çirkin ve zalimce işleri yaparken de kendilerinin İslam Dini’nden olduğunu söyleyecekler. Bütün bunlar beni, koyunu yakalamama engel olmandan daha önemli değil midir?

Ey Çoban! Allah beni ve benim gibi olan kurtları Mümin olarak yaratmıştır, kıyamet günü onları cehennem ateşinin içinde rezil edeceğiz ve onları şiddetli ve elim azabın içinde görmek bizim için en büyük lezzet olacaktır.”

Kurda şöyle dedim: “Allah’a and olsun ki, eğer bu koyun sürüsü bana emanet edilmemiş olsaydı Muhammed’in (Allah’ın selamı O’na ve Ehl-i Beyt’ine olsun) yanına gider ve bu olanların tamamını kendisine anlatırdım.”

Kurt şöyle dedi: “Ey Allah’ın kulu! Koyunlarını bana emanet et ve geç olmadan hemen git.”

Şöyle dedim: “Sana nasıl güveneyim?”

Kurt şöyle dedi: “Ey Allah’ın kulu! Bana kudretiyle konuşma gücünü veren Allah’ın beni kudretiyle de emin ve güvenilir yapabileceğini işitmedin mi? Benim Muhammed’e (Allah’ın selamı O’na ve Ehl-i Beyt’ine olsun) iman ettiğimi ve O’nun Ali hakkında (Allah’ın selamı O’na olsun) verdiği haberlerin tamamını kabul ettiğimi ve emirlerine teslim olduğumu bende görüp anlamadın mı? Sen hemen Allah’ın Peygamber’inin yanına git, ben senin koyunlarına bekçilik edeceğim ve Allah’ın mukarrep melekleri de beni görüp gözetliyorlar çünkü ben, Ali’yi seviyorum ve onun hizmetçisiyim.”

Hz. Peygamber (Allah’ın selamı Ona ve Ehl-i Beyt’ine olsun) orada bulunanların yüzlerine baktılar, onlardan bazıları sevinçten gülüyordu ve bunlar iman edenler idiler. Bazılarının yüzleri ise kızgınlık içinde idi ve bunlar da yalanlayanlar idiler. Münafıklar arasında fısıldamalar başladı, şöyle dediler: “Muhammed (Allah’ın selamı O’na ve Ehl-i Beyt’ine olsun) zavallıları kandırabilmek için bu çobanla anlaşmıştır.”

Allah’ın Elçisi tebessüm etti ve sonra şöyle dedi: “Sizler şüphe içinde olsanız da ben ve benimle birlikte olan arkadaşlarım için yakin hâsıl olmuştur. Benim sahibim, mülkün sahibi ve intikamı şiddetli olan Allah’ın arşında ve ebedi konak yerindeki hayat suyunun aktığı nehirlerde iyilerin ve takva sahiplerinin efendisi olarak benim peşim sıra hareket ediyordu. Ben tertemiz rahimlerde iken o benim yanımda idi, fazilet ve kemal yollarını benimle birlikte koşuyordu ve benim gibi ilim, hilm ve akıl elbisesi ile süslenmiştir.

O benim kanımdandır, kardeşimdir ve Abdullah ile Ebu Talib’in belinde karar kılıncaya kadar beraberdik. O, faziletleri ve üstünlükleri benim gibi kendisinde toplamıştır ve o, Ebu Talib’in oğlu Ali’dir.

Ben ve Sıddık-ı Ekber (En büyük doğru sözlü) olan kişi (çobanın anlattıklarına) inanıyoruz. O, (En büyük doğru sözlü) dostlarıma Kevser nehrinden su verecek olan, Faruk-u Â’zam (Hak ve batılı birbirinden ayıran en büyük ayırıcı) , dostlarıma yardım edecek olan ve şeref sahibi önderdir. Allah onu, itaat etmeyenlerin evlatlarına azap ve hidayet yoluna olanların evlatları için de rahmet olarak göndermiştir. Allah onu, dostları için en büyük hazine ve benim dinim için de taşıyıcı ana sütun karar kılmıştır. Allah onu benim ilmimde âlim, savaşlarda komutan, düşmanlarım karşısında en korkusuz bilek ve kâfirlere karşı da en kuvvetli aslan karar kılmıştır.

Çobanın anlattıklarına ben ve herkesten önce iman eden, Allah’ın rızasını kazanmak için bütün herkesin önünde koşan, isyancıların kafasını tek başına ezen ve ortaya koyduğu keskin delillerle iftira ve töhmet ehlinin isyanına son veren kişi, iman etmekteyiz.

Ben ve Ebu Talib’in oğlu Ali inanmaktayız. Allah Ali’yi benim için işiten kulak, gören göz, bükülmez bilek, tasdik eden, senet ve koluma güç karar kılmıştır. O, benim yanımda olduğu için muhaliflerden asla çekinmiyorum ve O bana yardım eden kişidir. Yanımdan ayrılan hiçbir kimsenin ayrılması beni üzmüyor, çünkü o yanımdadır.

Ben ve Allah’ın, cennetini sevenleriyle ve cehennemini de düşmanları ile doldurduğu, ümmetimden seviyesinde hiçbir kişi yaratmadığı ve hiç kimsenin kendisini yenme gücüne sahip olmadığı kişi ile birlikte çobanın söylediklerine inanıyoruz.

Onun aydın çehresinin karşısında burun eğenlerin surat asmasının bana hiçbir zararı olmayacaktır, onun sadakat ve samimiyet ile bana bağlılığı karşısında teslim olmayanların yüz çevirmesi bana asla zarar vermez.

Bu kişi Ebu Talip oğlu Ali’dir. Eğer göklerdeki ve yeryüzündeki bütün yaratılmışlar düşman olacak olsalar Allah, sadece onun eliyle dinine yardım edecek ve zafere ulaştıracaktır. Ve eğer göklerdeki ve yerdeki bütün yaratılmışlar birlik olup onun karşısına çıkacak olsalar o, tek başına onların karşısında duracak, canıyla Allah’ın sözünü yüceltip lanetlenmiş İblis’in sözünü ayakları altına alıp çiğneyecektir.”

Sonra şöyle dedi:

“Bu çoban ile kurdun olayının meydana geldiği yer çok uzak değildir, hep birlikte oraya gidelim ve olaya kendi gözlerimizle şahit olalım. Eğer kurtlar bizimle konuşacak ve koyunları korumuş olsalar çobanın doğru söylediğini anlayacağız, ama eğer durum böyle değilse bizler kendi işimizin peşi sıra gideceğiz.”

Bu sözlerden sonra Allah’ın Elçisi (Allah’ın selamı O’na ve Ehl-i Beyt’ine olsun) yerinden kalktı, Muhacir ve Ensar’dan oluşan kalabalık bir grubun eşliğinde olayın olduğu yere doğru hareket ettiler.

Uzaktan sürü görülünce çoban “O benim sürümdür” dedi ve bu fırsat bilen münafıklar hemen ortaya atıldı “Peki kurtlar nerededir?” dediler. Sürüye yaklaştıkları zaman kurtların sürünün etrafında dolaştıklarını ve onları gelebilecek tehlikelere karşı koruduklarını gördüler.

Allah’ın Elçisi şöyle buyurdu:

“Kurtların beni görmekten başka hiçbir maksatlarının olmadığını öğrenmek istiyor musunuz?”

Şöyle dediler: “Evet Ey Allah’ın Elçisi! Görmek istiyoruz.”

Şöyle buyurdu: “O iki kurdun beni görmeyeceği şekilde etrafımı sarıp kuşatın.”

Orada bulunanlar Peygamber’in etrafını sarıp kuşattıktan sonra Hz. Peygamber çobana şöyle buyurdu: “Kurtlara deki:

“Sizin bahsini ettiğiniz Muhammed (Allah’ın selamı O’na ve Ehl-i Beyt’ine olsun) bu kişilerden hangisidir?”

Çoban, kurtlara döndü ve Hz. Peygamber’in buyurmuş olduğu sözü aynen tekrar etti ve kurtlar yaklaşıp orada bulunanlara teker, teker baktı geçti ve sonunda halkanın içine girdi ve Hz. Peygamber’in karşısında durup şöyle dediler:

“Ey Âlemlerin Rabbinin Peygamberi! Ey bütün yaratılmışların efendisi! Sonra başlarını Peygamber’in karşısında yere koyup sağa ve sola çevirdiler ve şöyle dediler:

“Ey Allah’ın Elçisi! Biz seni görmek istiyorduk ve bu sebepten dolayı da bu çobanın yanına geldik, ona senden bahsettik ve senin yanına gönderdik.”

Allah’ın Elçisi, kendisi ile birlikte gelen münafıklara dönerek şöyle dedi: “Kâfirlerin bundan başka da kaçacak yolları yoktur ve münafıkların da bu mucizeyi kabul etmekten başka da çareleri yoktur.

Bu çobanın söylemiş olduğu ilk konudur ve doğru söylediğini hepiniz gördünüz, çobanın söylediği ikinci konunun da doğru olduğunu görmek ister misiniz?”

“Evet, görmek istiyoruz Ey Allah’ın Elçisi!” dedikleri zaman, Allah’ın Elçisi şöyle dedi:

O zaman Ali’nin etrafını sarın ve onu halka içine alın. Orada bulunanlar da İmam’ın etrafını sarıp halka içine aldılar ve Hz. Peygamber kurtlara dönerek şöyle buyurdu:

“Ey Kurtlar! Ben Muhammed’im, beni tanıyıp burada olanlara gösterdiniz. Şimdi ise kendisinden söz ettiğiniz Ebu Talip oğlu Ali’yi gösterin.”

Bunun üzerine kurtlar halka haline gelmiş olan kişilerin etrafında dönmeye, onların yüzüne ve ayaklarına bakmaya başladılar, sonunda halkanın içine girip İmam Ali’nin karşısında diz çöküp başlarını yere koydular ve sağa sola çevirdikten sonra şöyle dediler:

“Ey yiğitlerin yiğidi, akıl sahiplerinin hazinesi, geçmiş peygamberlere inen suhuf’un ilmine sahip olan ve Muhammed Mustafa’nın vasisi! Selam olsun sana.

Selam olsun sana ey Allah’ın sevenlerini saadet ehli ve düşmanlarını da şekavet ehli karar kıldığı kimse! Sen Muhammed’in sevinç kaynağısın.

Seni göktekilerin sevdiği gibi yerdekiler de sevecek olsalardı en üstünlerden olmuş olurlardı. Sana en küçük bir miktar düşmanlık edenler yerden göklerin arasının aldığı kadar malı Allah yolunda harcamış olsalar dâhi Allah onlardan bunu kabul etmeyecektir ve onların yaptığı bu iş yine zararlarına olacaktır.”

Kurtların bu sözlerinden sonra Hz. Peygamber (Allah’ın selamı O’na ve Ehl-i Beyt’ine olsun) derin bir şaşkınlık içinde şöyle dediler:

“Ey Allah’ın Elçisi! Senin hayvanların yanında sahip olduğun makama Ali’nin sahip olacağını asla düşünmemiştik.”

Bunun üzerine Allah’ın Elçisi (Allah’ın selamı O’na ve Ehl-i Beyt’ine olsun) şöyle dedi:

“Eğer siz, karada ve denizde yaşayan diğer hayvanların ve göklerde yaşayan yaratılmışların yanında Ali’nin nasıl bir makama sahip olduğunu görseniz ne yaparsınız? Allah’a yemin olsun ki, ben Sidredül Münteha’da meleklerin Ali’nin resmi karşısında nasıl tevazu gösterdiklerini gördüm, Ali’yi görmeyi arzuladıkları zaman o resme bakıyorlardı. Onların tevazusu karşısında kurtların gösterdiği tevazu hiçbir şey değildir.

Melekler ve diğer akıl sahipleri Ali’nin karşısında nasıl tevazu etmesinler ki? Çünkü izzet sahibi Allah, Ali’nin karşısında bir kıl kadarı tevazu eden kimseye, cennetinin en yüksek makamında yer vereceğine dair izzetinin üzerine and içmiştir ve o cennetin genişliği, yüz bin yıllık yoldan daha geniştir. Sizin kurtlardan gördüğünüz bu tevazu, o yüksek makamlarda Ali’ye gösterilen tevazu yanında hiçbir şey değildir.”

İmam Hasan Askeri’nin Tefsiri kitabından…

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>