KÜÇÜK YILDIZIM ALİ ASGAR!

Resim---Kopya

 KÜÇÜK YILDIZIM ALİ ASGAR!

Hayatımızda en kıymetlimiz bebeğimizdir. Kıyamazsınız ona dokunmaya…

Öpücüğünüz bile incitmesin diye koklama ile yetinirsiniz. Çünkü bebelerimiz sahip olduğumuz en değerli varlıklarımız. Onu sert kucaklayan babaya, uykuda seven büyük anneye, emzirmeyi geciktiren anneye bile tahammül edemeyiz.

En büyük fedakârlıklar bebekler için yapılır. Uykusuzluğa onlar için dayanılır. Aç olduğunuz halde önce onu doyurursunuz. Her nerede olsanız önce onu düşünürsünüz. Ve daha nice fedakârlıklar…

Ve çocukları sevmeyen insanlara acırsınız. “İnsanlıktan nasibi yok mu, ne?” diye düşünürsünüz. Kısmen de haklısınız. Çünkü çocukları sevmeyenlerin kalpleri katılaşmıştır. Sevgi, merhamet gibi latif duygulara bir bebeği seviyorsanız sahip olusunuz.

Bebelere iyi davranmayanların diğer insanlara daha neler yapabileceğini artık siz düşünün…

Kerbela’da imam Hüseyin (as)’in ve yarenlerinin çadırlarında çocuklar, bebekler, kadınlar ve hastalar vardır.

İmam Hüseyin, hepsinin imamıdır. Taraftar olanların, muhalif olanların, ama hepsinin…

 İmamın yanında duranlar, inandıkları peygamberlerinin çocuklarıdır. Uzaktan yakından kendi akrabalarıdır. Mümin kardeşleri, insanlıkta eşleridir. Lâkin bu değerleri görmeyenler çocukların, bebeklerin, kadınların ve hatta hastaların haklarını da görmezler. İnsan haklarını görmeyenler alt başlıkları mı görecekler?

İslam adı altında olsalar dahi, onların vicdanına dokunmak ve zilletin kara çehresini göstermek adına imam Hüseyin (as) altı aylık kundaktaki bebeğini kucağına alır, adı Ali Asgar’dır ve Şam ordusu ile küfe halkının oluşturduğu tüm o muhalif kesime seslenir.

Bu bebek günlerdir susuzdur o çöl sıcaklığında. Susuz kalan bebeğin ateşi yükselmiştir. Hararetler içindedir babasının kucağında. İmam Hüseyin (as)’in yüreği tüm bu azgınlıklar arasında paramparça olurken, bebeği gösterir. Azgın ve asi olan bu sözde Müslümanların cevabı bebeğin şahdamarına bir ok olur. Bebeğin atardamarından kan fışkırır…

Ve bu bebek zilletin çirkinliğinin en büyük şahidi olur.

İmam Ali (as)’ye “din” in tarifini sorarlar. İmam Ali (as) şöyle buyurur; “ İçinde iman olan İslam’dır.”

İşte bu azgın topluluk “ İslam” etiketi taşıyabilir ancak imanı yoktur. Hedefleri, imamları, yolları farklıdır.

İmanı olan imamına saldırmaz, bilakis ona itaat etmek için çabalar. Lâkin bu grubun imandan sonra insanlığı da kalmamıştır. Doğru ya, iman olmayınca insanlıkta kalmıyor. İmansız insan çirkinleşiyor. Vicdanı köreliyor. Dengeyi kaybediyor. Tüm haramlar meşru oluyor…

Zillet onu karanlık bir çehreye dönüştürüyor. Rabb’ini unutan, insanlığını da unutuyor.

İşte Ali Asgar’ın katledilmesi bize birçok tabloyu aşikâr olarak anlatır. Şirkin, nifakın, fıskın çirkinliğini, insanın fıtratının ne kadar bozulabileceğini, erdemlerin yerlerde nasıl ezildiğini, insanlıktan nasıl çıkıldığını…

Hepsi tek tek canlı olarak görülür.

Fravun’un anne karnındaki bebelere saldırdığı gibi.

Nemrut’un bebeleri katlettiği gibi.

Hendek sahiplerinin bebeleri ateşe attıkları gibi…

İşte o gün Kerbela’da imam Hüseyin (as)’e karşı duranların bunlardan farkı yoktur. Bir fark vardır. Onlar Yüce Allah’ı inkâr ederek, bunlar ise “Allah” diyerek aynı zulmü işlemişlerdi.

Lâkin yüce Allah’ın katında zulmün her rengi yine zülümdür. İster maske taksınlar, ister takmasınlar.

İşte bize düşen ister maske taksınlar, ister takmasınlar zulmü görebilmek, gerçeği fark edebilmektir.

Şeytan İslam elbisesi giyerek, insanları her çeşit tuzağa çekebilir. Eğer samimi olursanız, ilahî şiarlara dikkat ederseniz her türlü tuzağa rağmen hakkı da tanırsınız, haksızlığı da.

Ama sözde inanan iseniz, her türlü tuzağa da düşersiniz, tuzağın maşası da.

Bu tuzaklardan kurtulmanın tek yolu hakkı tanımak!

İnancını kişilerden, gruplardan ve sistemlerden değil, Allah ve Resulü’nün teyit ettiği kapılardan öğreneceksiniz. Peygamber(saa)’in müjdelediği kimselere tabi olacaksınız. İmamet makamının kime ait olduğunu bileceksiniz. Ve her şeyden ötesi samimi olacaksınız.

Aksi takdirde mazlum ve zalim kavramlarını birbirine karıştırırsınız.

Mazlum ve zalim kavramı bir bebeğin öldürülüşü ile mi fark ediliyor? Bebeği öldürdüğü için mi onlara zalim dediniz? İçinde insan hem de çaresiz olan bu çadırlar, ateşe verildiği için mi onlara zalim dediniz? Kadınları ve çocukları esir aldılar diye mi onlara zalim dediniz?

Ama bu tablolar görünen son sahnelerdendir. Önemli olan bu zalimleri bu safhalara gelmeden tanıyabilmek. Bebekleri öldürmeden, her şeyi ateşe vermeden, her şeyi yok etmeden…

İşte ümmet bu zaaftadır. İmam Hüseyin(as) zulmü, fitneyi, fesadı defalarca tanıttı ama kimse onu dinlemedi.

Şimdi de aynı zaaflardayız. Bu sorun nasıl çözülecek?

Çok kolay!

 İmam yani Allah ve Resulü’nün teyit ettiği imam dinlenilecek!

Aksi takdirde imanın esaslarına tabi olmayan, Rabb’inin terbiyesine girmeyen, Resulullah(saa)’ın ve gösterdiği Ehl-i Beyt yolunda yürümeyen herkes, zulmün bir parçası olur. Çünkü sıratı müstakimden ayrılmış olur. Hakikati parçalarlar. Fitne ve fesat buradan çıkar.

Kerbela birden patlak veren, tepeden inme bir vaka değildir. Bu olayın elli yıllık gelişme süreci vardır. Ejderha aşama aşama büyüyerek gelişmiştir. Dolayısıyla zulmün her basamağını, her aşamasını bilmek gerekmektedir.

Bu nedenle Kerbela’dan sonra uyanış oldu. Çünkü zulmün gerçek çehresini şimdi görebildiler. Hâlbuki Resulullah (saa), İmam Ali (sa), imam Hasan (sa) ve hatta İmam Hüseyin (sa) sürekli ümmeti uyarıyorlardı. Ama ümmet konuyu anlamaya çalışmadı. Kişisel hedeflerin hayallerine kapıldılar. Sonra gördüler ki zalim büyümüş kocaman bir ejderha olmuş. Herkesi yutmaya başlıyor. Çocukları, bebeleri bile yutuyor… Hiçbir sınır tanımıyor…

Oysaki başından beri uyarılar olmaktadır.

Kerbela olayı, zulmün tüm çehresini aşikâr etti. Durumun vahametini ortaya koydu. Ali Asgar’ı öldüren, ona ok atan zihniyet, artık herkese her zulmü reva görebilirdi. Zilletin çirkin olduğu kadar zalim olduğu da görünmüş oldu. Bu nedenle zulmü tanımak ve ona muhalif olmak; imanı ve hakkı tanıyan, taraftarı olan her insanın görevidir. Kötülüğü nehyetmeden iyi günler asla gelmeyecektir. Karanlık itilmeden, sabahın gelmeyeceği gibi.

İşte ümmetin göremediğini, anlamadığını veya yapmadığını imam Hüseyin (saa) ve Kerbela yarenleri yaptı. Ali Asgar bile… Küçük yıldızım benim!

 Zalimin yanında olmaktansa  onların hepsi mazlumiyeti seçtiler.

Vicdanların uyanması, bilinçlerin açılması, hakkın görülmesi için sabahın müjdesi oldular.

Selam olsun sana ey mazlum Hüseyin!

Selam olsun sana ey evladı Hüseyin!

Selam olsun sana ey ashabı Hüseyin!

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>