KİMİN SÜNNETİ!!!

Resim---Kopya---Kopya-(3)-

Her insan yetişkinliğe ulaştıktan sonra evlenmek ve nesillerinin olmasını ister. Çünkü hem mirasını bırakmalı hem de kendinden olan bir dalın kendisinden sonra yeryüzünde kalmasını ister. Bu istek her insanın fıtratında var. Görme isteği, konuşma isteği, yeme isteği gibi…

Bunu her insan ister. Hem çocukları açısından hem de bu dünyaya kendisinden sonra bir eser bırakmak açısından bu isteği herkes en doğal bir hak olarak görür. Peki; bu hakkı bir de alemlerin efendisi Resulullah’ta   görelim. O’nun mirası neydi?  O’nun mirasçıları kimdi? Elbette O’nun mirası; ilahi istek üzere olan tüm öğretileri en güzel mirasıydı. Elbette O’nun kendisine ait malları da vardı. Hepsinin hem mal ile olan tek varisleri, hem de bırakacağı eser ile öğretileri en iyi şekilde taşıyacak olan çocuklarıydı. Bu yüzden Ehli-beyt Resul’ün mirasını taşıyan en emin merci idi. Bunu yüce Allah da, Resul’ün kendisi de defalarca teyit etti. 

Ancak Resul’ün vefatı ile mirası ki bunlardan biri de sünnetiydi. Müslümanlar tarafından suiistimal edildi. Ehli-Beyt, sünnet-i Resul’ü taşıyan mirasçılar idi. Ama ne yazık ki henüz olgunlaşmayan bazı müminler, dünya menfaatlerini isteyenler, dini laik görenler Ehli-Beyt’i dışladı.

‘Nübüvvet sizden çıktı. Ama hilafet sizden çıkmayacak.’ denildi.

Peygamberin çocuklarının elinden mirasları alındı. Kendileri için geçerli olan miras ayetlerini Resulullah (s.a.a) için geçerli görmediler.

Resul’ün Ehli-Beyt’ine ekonomik, siyasi, sosyal baskılar yaparak, güneşin ışıklarının insanları aydınlatmasına engel oldular. Bu da yetmezmiş gibi hadisleri yasakladılar. Hadis nakledenleri cezalandırdılar. Resul’ün mirasına konulan ambargolar yıllarca sürdü. Öyle ki bu Resul’ün makamı olan o minberlerden Resul’ün ailesine ve Risalete iftiralar, yalanlar, hakaretler edildi. Kin, nefret, öfke kusuldu.

Bu süre içinde Resul’ün makamı olan ümmetin hilafet koltuğuna, O’nun vasileri yerine kendileri oturdular. Kendilerine göre sünnet uydurdular. Din ürettiler.

Bu çocuk Medine’de doğdu. Şam’da olgunluğa erişti. Ve bu çocuk hâlâ aramızda ve bağrımızda yaşamaktadır.

Sanki İslam dini sadece uhrevi konularla ilgilenir gibi, o makama dünyayı yöneten bir koltuk gözüyle baktılar.

Hâlbuki Resulullah’ın sünneti, sünnetullahtı.

O makam hem dünyaya çeki düzen verecekti, hem de ahirete.

Sıradan insanlar bile varisini belirlerken, O peygamber (s.a.a) dünya ve ahiret hayatımızı şekillendiren bir model iken varisini bırakmayacak mıydı?

Bu durumda O’nun sünneti kim tarafından yaşatılacaktı? Ehli-Beyt O’nun varisiyken bin bir çeşit saldırı ve zulümler ile Resul’ün sünnetinin yolu kesildi. Hak olanın yolu kesilince insanlara peygamberin imametliğini boş, anlamsız, gereksiz gösterdiler. Sonraki gelen ve koltuğu seven sözde önderler bu dikkati dağıtmak için kendilerini peygamberin halifesi diyeceklerine ‘Bizler Allah’ın halifeleriyiz.’ dediler. Peygamberin yolunu takip etmediklerini kendileri de biliyorlardı. Bu yüzden peygamberi bir kenara bırakıp, sadece Kur’an ile yola devam ettiler. Peygamberin varisleri dolayısıyla sünneti bertaraf edilince bu boşluğu kendi sünnetleriyle doldurdular. Kendini yetiştirmeyen insanlar da o görünüşte İslam gibi görünenlerin sünnetlerini dinden saydılar. Ve çeşitli sebep ve yöntemlerle yeni yeni sünnetler türedi.

Bir kere kapı aralanmıştı. Cesaretini toplayan içeriye dalıp yeni yeni çizgiler, ekoller, yorumlar, sünnetler oluşturdu.

Şimdi kendi çağımıza gelelim. Bizler kimin sünnetini yapıyoruz? Mezheplerin, cemaatlerin, ekollerin, disiplinlerin, kişilerin…  Daha nice nice sünnetler oluştu. En basite tabii oldu. Hocasının tavrını kendine hayat prensibi yani sünnet olarak tanıyanlar bile oldu.

Bir türlü sünnet-i Resul’ün, sünnet-i Allah olduğunu anlayamadılar ve bu üst kimlikten her Müslüman’ın sorumlu olduğunu kavrayamadılar. İslam dini altında bu kadar çok yaşam tarzının çoğalmasının sebebi budur.

Resul’ün sünnetine ulaşamamak… Bu sorun nasıl çözülecek; kişilerin, grupların, cemaatlerin ve mezheplerin baskısından nasıl kurtarılacak? Bir kere bu kutsama bırakılmalıdır. Eğer derdimiz iman ve Allah’ımıza hesap vermeye hazır olmak ise; kişi ve grupların sünnetinden kurtulmak gerekiyor…  

Bu dediğimiz kişiler tarihteki liderler de olabilir, âlimler de olabilir, kahramanlar da olabilir, sahabeler de olabilir… Bazen en yakındaki, en sevdiğimiz kişi de olabilir, bazen en uzaktaki, hatta kimin çıkardığını bilmediğimiz kişiler de olabilir.

 Bilmemiz gereken; tek doğru seçenek kimdir?

Hep şahitlik ettiğimiz Resulullah(s.a.a) sözde kalmamalıdır. O’nun sünneti olup olmadığını bilmeliyiz. Bu sorunu çözmenin en kolay yolu yine Resul’ün işaret ettiği varislerine başvurmalıyız yani Ehli-Beyt’inin kapısını çalmaktır.

Ehli-Beyt peygamberin yegâne varisleridir. Bu ayet ile sabittir. O halde gerçekten Rab’bimizi razı etmek istiyorsak, Resul’ün sünnetini yakalamak zorundayız.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>