KERBELA’DAN DERSLER, ÇANAK MİKTARINCA…

resim-kopya

KERBELA’DAN DERSLER, ÇANAK MİKTARINCA…

Kerbela olayının bize mesajları çoktur. Lâkin doğru okumak şarttır. Bunu yapabilmek için kendi durduğumuz yerden, olayı algılamak çok yanlış olur.

Konuyu doğru tespit edebilmemiz için onların gözlerinden bakmak, onların dilinden duymak, onların kalplerinden anlamak gerekir. Ayrıca parçacı yaklaşımla değil, bir bütün olarak bakmak olmazsa olmazlardandır. Hz. Hüseyin(as)’in tüm hutbelerini duymak, tüm amaçlarını görmek, hatta sadece Kerbela zamanını değil, öncesini ve sonrasını da bilmek gerekir. Yani sadece Kerbela olayını görmek te konuyu doğru algılatmaz. Tâ Hz. Hasan (as) dönemini, Hz. Ali(as) dönemini hatta Hz. Peygamberimizin (saa) son günlerini bile bilmek kaçınılmazdır. Dolayısıyla Peygamberin başlattığı bu yolu bir bütün olarak göremezsek, Kerbela olayını yine doğru analiz edemeyiz. Ne küfrün neden böyle davrandığını, ne de imam Hüseyin(as)’in azimetli duruşunu…

Kimi grup vardır, bu olayı imam Hüseyin (as)’in alın yazısı olarak görür. Peygamber(saa)den gelen rivayetlere dayanarak… Elbette bu rivayetler doğrudur. Ama tek taraflı bir okuma söz konusudur. Böylece toplumun başına gelen tüm olup bitenleri bir kaderciliğe bağlarlar. Ne başımıza gelirse “alın yazısı” derler. Kerbela olayını böyle görerek imam Hüseyin(as)’in vermek istediği mesajları duyamazlar. Amacını göremezler. Kişinin Rabb’ine olan sorumluluğunu göz ardı ederler.  Bu tablo Kerbela olayını şayet biliyorlarsa onları sadece ağlamaya ve vicdanen sızlatmaya götürür. Muharrem ayından sonra bu kişiler yine eski yaşantılarına bıraktıkları yerden devam ederler. Bu grup ne yazık ki inançlarına cebriye yaklaşımını bulaştırmışlardır.

Bir grup ta vardır, imam Hüseyin(as)’in duruşunu sadece kendi tercihi olarak görürler. Kendi kaderini kendisi çizmiş olarak düşünürler. Bu da konuşmalardan altını çizdiği, biraz da kendilerine meşru bir zemin çıkarmak için bazı delilleri kabul görürler. Lâkin amacı, yolu, prensipleri göremezler. Yüce Allah ve Resulü ile olan bağlantısını anlayamazlar. Biraz insaflı düşünenler varsa onlarda İmam Hüseyin (as)’in bu duruşunu överler. Lâkin konu yine anlaşılmamıştır. Kerbela olayını duydukları halde konuya eğilmeleri gerektiği kadar eğilmezler. Yüce Allah’ı tüm bu olanlardan bağımsız düşünürler. Bu yaklaşımda da heyecan, tepki ve izlenilen yöntem kendisine cazip görülür. Böylece imam Hüseyin(as)’i bir model olarak düşünmez. Tarihe insafsızca gömer. Serbest ve bağımsız olduklarını düşünüp kendince yol çizenlerin halidir. Rehberleri sadece kendi akıllarıdır. Sanki olay o zamana mahsus bir vakadır. Bu tablo da ne yazık ki itikadına kaderiyecilerin inancını karıştıranların yaklaşımıdır.

Ancak bu iki yaklaşımdan uzak durarak bir yol izlenilmelidir. Yüce Allah’ın razı olacağı ve yapmasını istediği, kişinin de onu yapması gerektiğine inandığı nokta. Ne cebriyeciler gibi anlamsız bir teslimiyet, alın yazısının arkasına saklanma ne de İmam Hüseyin(as) gözü kara kıyam eden biri olarak görme. Bu ikisinin arasındaki İlahi rıza ve sorumluluğun buluştuğu noktayı çok iyi ve doğru anlamamız gerekmektedir.

Eğer Kerbela’yı doğru anlarsak, onun meşalesi tüm hayatımızda doğru adımlar atmamızı sağlayacaktır. Çeşit çeşit ortamlar ve imtihanlar ile karşılaşmaktayız. Bu olaylar karşısında Rabbimizin razı olacağı ve bizimde kendimize vazife tutacağımız olay ve sorumluluklar vardır. Bu fırsatları çok iyi değerlendirmemiz, hasene olarak lehimize çevirmemiz gerekmektedir. Ancak bu ince ve hassas bakışı doğru anlarsak. İmam Ali(as) den böyle bir uyarı dinleyelim isterseniz.

 …Sahl bin Ziyad, İshak bin Muhammed ve diğerleri merfu olarak dediler ki:

“Hz. Emirü’l-Müminin (İmam Ali bin Ebu Talib) aleyhisselam Sıffin’den dönüşünde Kûfe’de oturuyorlardı. Bu esnada yaşlı bir adam çıkagelip Hazret’in önünde dizi üzere oturdu. Sonra da: “Ey Emirü’l-Müminin, dedi; “bize Şam’a gidişimizden haber ver; acaba bu Allah’ın kaza ve kaderiyle miydi?”

Emirü’l-Müminin aleyhisselam buyurdular ki: “Evet, ey yaşlı adam. Aştığınız her tümseği ve indiğiniz her vadiye ancak Allah’ın kaza ve kaderiyle aştınız, indiniz.”

Yaşlı adam: “(Demek ki), yorgunluğumu (da) Allah’ın hesabına koymalıyım, Ey Emirü’l-Müminin.”dedi.

Buyurdular ki: “Yavaş ol ey yaşlı adam, yemin ederim ki, Allah siz yürürken yürüyüşünüzün, siz dururken duruşunuzun ve siz dönerken dönüşünüzün ecrini pek büyük kılmıştır. Hiçbir durumunuzda zorlanmış ve mecbur kılınmış değildiniz.”

Yaşlı adam dedi ki: “Nasıl hiçbir durumumuzda zorlanmış ve mecbur kılınmış olmayabiliriz ki? Oysa yürüyüşümüz de, dönüşümüz de, hareketimiz de kaza ve kadere göre idi.”

Bunun üzerine buyurdular ki: “Sen herhalde kesinleşmiş bir kaza, kaçınılmaz bir kader olduğunu sanıyorsun? Böyle olsaydı, artık Allah’ın sevap ve ceza vermesi, emir ve nehiy etmesi boşa çıkar; vaat ve vaid te anlamını yitirirdi. Ne kötülük yapan yerilir, ne de iyilik yapan övülürdü ve de iyilik eden, kötülük yapandan cezalandırılmaya daha layık olurdu. Bu, puta tapanların dostlarının, Rahman’ın düşmanlarının, Şeytan hizbinin ve bu ümmetin kadercileri ve mecusilerinin sözüdür.

Oysaki Allah Tebareke ve Teâlâ, özgür bırakarak mükellef kılmış, uyarmak için de nehyetmiştir. Aza ise çok âtâ etmiştir. Ne yenilerek isyan edilmiş; ne de mecbur kılarak itaat edilmiştir. Ne devretmek anlamında mülk vermiş; ne gökleri, yeri ve o ikisi arasındakileri boşuna yaratmış; ne de peygamberleri oyun olsun diye müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndermiştir. “…Bu, kâfirlerin zannıdır; cehennem ateşinden dolayı kâfirlere yazıklar olsun!”

Bu arada (vecde gelen) yaşlı adam şu şiiri okumaya başladı:

“Sen bir imamsın ki, itaatinle ümit ediyoruz,

Kurtuluş gününde Rahman Allah’ın mağfiretini

Açıkladın işimizden şüphe edilen konuyu,

Mükâfatlandırsın ihsan karşılığında ihsan ile Rabbin seni.” (Usul-u Kâfi)

İşte ne hayatı bizim irademiz dışında, ne de her şey bizim irademizle diye düşünmeyelim. Peygamber (saa) ve on iki imam(sa)’ımızın hayat mücadelelerini okurken ve kendimize bir yol istikameti seçerken buna dikkat edelim inşallah.

 Kerbela olayı her yönden dehşet bir olay. Duyguların, baskıların, dayatmaların, düşüncelerin, etkilerin ve tepkilerin en zirvede ve en yoğun olduğu bir zaman.  Ama yine de imam Hüseyin(as) ve yarenleri(sa) doğru duruşu, hem de her yönden doğru duruşu biiznillah göstermişlerdir.

Bizler de bu kadar yoğun düşünceler, duygular, dayatmalar, etkiler ve tepkiler olmadığı halde doğru duruşları gösteremiyorsak, şartları lehimize çeviremiyorsak dönüp bakış açımıza, olayları nasıl algıladığımıza ve itikad tasavvurumuza bir daha, bir daha bakmalıyız. Değil mi?

Kerbela olayından ders çıkarmak herkesin kendi kalbi miktarıncadır.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>