KADiR SURESİ

Resim---Kopya---Kopya-(4)-

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

1- Şüphe yok ki indirdik Kur’ân’ı Kadir gecesi.

2- Ve ne bildirdi sana, nedir Kadir gecesi?

3- Bin aydan daha da hayırlıdır Kadir gecesi.

4- O gece melekler ve Rûh, takdîr edilen her iş için, Rablerinin izniyle inerler.

5- Esenliktir, o gece, gün ışığıncaya dek sürer. 

Açıklama:

Qadr suresi, Kur’an-ı Kerim’in, kadir gecesinde indirildiğinden, bu gecenin, bin geceden daha üstün kılındığından ve melekler ve ruhun o gece inip durduğundan söz edilerek saygınlığından bahsediyor. Surenin Mekke veya Medine döneminde inmiş olması muhtemeldir. Ehlibeyt imamlarından (a) gelen bazı rivayetlerde, bu surenin iniş sebebi olarak zikredilen olayı göz önünde bulundurduğumuz zaman, bunu, surenin Medine inişli oluşunu destekleyici bir unsur olarak görmemiz mümkündür.[1]

Biz onu kadir gecesinde indirdik.” “Onu indirdik…” ifadesindeki zamir Kur’an’a dönüktür. İfadenin zahiri, aziz Kur’an’ın bazı ayetlerinin değil, tamamının kast edildiğini gösteriyor.  Zaten bu anlam için peyderpey, parça parça indirme anlamını ifade eden “tenzil” kalıbı yerine bir defada ve topluca inme anlamını ifade eden “inzal” kalıbının kullanılmış olması da bunu desteklemektedir.

Aşağıdaki ayetler de, üzerinde durduğumuz bu ayetin anlamına benzer bir anlam içermektedir: “Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik.” (Duhan, 2-3) Çünkü bu ayetlerin zahiri, apaçık kitabın tümüne yemin edildiğini, ardından üzerine yemin edilen kitabın topluca bir kerede indirildiğini göstermektedir.

O halde bu ayetler bize şunu anlatıyor: Kur’an, peygamberimize (s) yirmi üç sene süren tedrici, kısım kısım indirilişinden ayrı olarak, bir de topluca ve bir kerede peygamberimize (s) indirilmiştir. Nitekim yüce Allah, Kur’an’ın tedrici indirilişine şöyle işaret etmiştir: “Biz onu, Kur’an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye ayırdık; ve onu peyderpey indirdik.” (İsra, 106)  “İnkar edenler: Kur’an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi?dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık ve onu tane tane okuduk.” (Furkan, 32)

Dolayısıyla, bazı müfessirlerin: “onu indirdik…” ayetinin anlamı, onu indirmeye başladık, şeklindedir. Burada Kur’an’ın bir kısmının indirildiğinden söz ediliyor, şeklindeki açıklamalarını itibar etmemek gerekir.

Kur’an-ı Kerim’de, ayette sözü edilen kadir gecesinin “Ramazan ayı, Kur’an’ın indirildiği aydır…” (Bakara, 185) ayetinde işaret edilenden farklı bir gece olduğu anlamına gelebilecek herhangi bir ifade yoktur. Çünkü Bakara suresinin bu ayeti, kadir suresindeki ilgili ayetle birlikte ele alındığı zaman, kadir gecesinin ramazan ayındaki bir gece olduğuna delalet etmektedir. Ancak bu geceyi tespit etmek için bundan fazlasına ihtiyaç vardır. Bunun için rivayetlerden yararlanmak durumundayız. İnşallah önümüzdeki rivayetler bölümünde konuyla ilgili bazı haberlere yer vereceğiz.

Yüce Allah, bu geceye “qadr” adını vermiştir. Ayetin zahiri, “el-qadr” kelimesinin takdir etme, planlama anlamında kullanıldığını gösteriyor. Bu gece takdir gecesidir. Yüce Allah bu gecede, ertesi sene aynı geceye kadar hayat, ölüm, rızık, mutluluk ve bedbahtlık gibi bir senelik hadiseleri takdir eder. Nitekim Duhan suresinde bu gecenin niteliği ile ilgili olarak yer alan  ayetler de buna delalet etmektedir: “Katımızdan bir emirle her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Çünkü biz, rabbinin bir rahmeti olarak peygamberler göndermekteyiz.” (Duhan, 4-6) Çünkü her hikmetli işe ayrı ayrı hükmedilmesi, ancak o işin kendine özgü nitelikleriyle sağlam bir takdire dayandırılmasıyla mümkündür.

Bundan da anlaşılıyor ki, senenin dönmesiyle birlikte kadir gecesi de döner. Buna göre her sene kameri aylardan ramazanda, kadir gecesinde, ertesi sene ramazan ayı kadir gecesine kadar o sene içinde meydana gelecek hadiseler takdir edilir. Şu halde, bütün zamanlar içinde sadece bir geceyi veya birkaç geceyi, öncesinde ve sonrasında meydana gelen ve gelecek olan tüm hadiselerin takdir edildiği bir zaman dilimi olarak varsaymanın bir anlamı olmaz. Bununla beraber bu her sene tekrarlanan kadir gecelerinden birinde Kur’an’ın bir kerede toplu olarak nazil olduğu da ayrı bir gerçektir.

Kaldı ki Duhan suresinin ilgili ayetlerinde yer alan “hükmedilir…” ifadesinin orijinali, müzarî fiil olması hasebiyle süreklilik ifade eder. “Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” Ve “melekler… iner dururlar.” ifadeleri de bunu destekler mahiyettedir.

Bu bakımdan, o bir geceydi, Kur’an onda indi ve bir daha tekrarlanmamıştır, şeklindeki değerlendirmeleri dikkate almamak gerekir. Aynı durum, bu gece, peygamberimizin (s) zamanında her sene tekrarlanıyordu, ondan sonra Allah o geceyi kaldırdı, şeklindeki görüş için de geçerlidir. Bazıları da, bu gece, bütün senelerde aynısı olarak varlığını sürdürür, demişlerdir ki, bu da yanlıştır. Yine kimilerine göre, bu gece her sene tekrarlanır, ancak bir sene ramazan ayında, bir sene şaban ayında ve bir sene de başka bir ayda …şeklinde tekrarlanır. Ki önceki görüşler için söylediklerimiz, bunun için de geçerlidir.

Müfessirlerden bazıları, “el-Qadr” kelimesinin, derece, menzil anlamında olduğunu söylemişlerdir. Bu gecenin menzilinin önemli ve yüksek olmasından dolayı kadir gecesi olarak isimlendirilmiştir. Ya da o gece ibadet edenlerin menzillerinin yüksekliğinden dolayı. Kimine göre de, “el-Qadr” kelimesi, dar anlamında kullanılmıştır. O gece meleklerin inmesinden dolayı yeryüzü daraldığı için bu şekilde isimlendirilmiştir. Bu görüşlerin isabetsizliği ortada olduğu için söylenecek sözümüz yoktur.

Görüldüğü gibi, ayetlerde kast edilen anlamın özü şudur: kadir gecesi, her sene ramazan ayında tekrarlanan belli bir gecedir. O gece takdire uygun olarak işler hikmete dayalı bir şekilde sağlamlaştırılır. Ama bu, sene zarfında, gerçekleşme açısından gecede değişiklik olmasıyla çelişmez. Çünkü takdir edilenin gerçekleşme keyfiyetinin değişmesi başka bir şey, takdirde değişikliğin olması başka bir şeydir. Nitekim kevnî hadiselerin ilahi irade doğrultusunda değişikliğe uğramasının mümkün oluşu ile bunların “levh-i mahfuz”da kesin olarak belirlenmiş olması arasında da bir çelişki yoktur. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Kitapların aslı onun yanındadır.” (Rad, 39)

Kaldı ki, işlerin sağlamlaştırılması olayı, gerçekleşmesi açısından, sebeplerin, tam veya eksik şartların hazır olması bakımından çeşitli mertebelere göre belirginleşir. Bu bakımdan, olayları sağlamlaştırmanın bir kısım mertebelerinin kadir gecesinde gerçekleşmesi, buna sağlamlaştırma mertebelerinin tamamının gerçekleşmesi başka bir zamana ertelenmesi mümkündür. Ancak ileride değineceğimiz gibi, rivayetler bu açıklama ile örtüşmemektedirler.

Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?” Bu ifade, gecenin değerinin yüksekliğinden, derecesinin büyüklüğünden kinayedir. “Onun ne olduğunu bilir misin, o …daha hayırlıdır.” demek yerine “kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin? Kadir gecesi…daha hayırlıdır.” demek suretiyle zahir ismin tekrarlanmış olması da bu anlamı pekiştirmektedir.

Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.” Bu ayet “Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin?” ayetinde gecenin yüceliğine ilişkin olarak işaret edilen duruma dair icmali bir açıklama mahiyetindedir.

Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olmasından maksat, başka müfessirlerin de açıkladığı gibi, ibadetin fazileti bakımından bir hayırlılıktır. Bu, Kur’an’ın amacına ve insanların Allah’a yaklaşma çabası içinde olmalarına atfettiği öneme de uygundur. Dolayısıyla kadir gecesini ibadetle ihya etmek, bin aylık ibadetten daha hayırlıdır. Bu anlamı, “Duhan” suresinin konuyla ilgili ayetinde yer alan “bereketli” ifadesinden de çıkarmak mümkündür: “Biz onu mübarek bir gecede indirdik.” Bir anlam daha var. İnşallah rivayetler bölümünde bu anlama değineceğiz.

O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh, her iş için iner dururlar.” Tenezzelu fiilinin aslı tetenezzelu’dur. Ayetin zahiri, ruh kelimesiyle, Allah’ın emrinden olan ruh’un kast edildiğini gösteriyor. Yüce Allah bir ayette şöyle buyuruyor: “De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir.” (İsra, 85) Bir şeye izin vermek, o şeyin yapılmasına müsaade etmektir. Bu da o işin yapılmasının önünde bir engel olmadığını duyurmak şeklinde olur.

Her iş için…” ifadesinin orijinalinde yer alan “min” harfi cerri, bazılarına göre “ba” anlamındadır. Bazılarına göre de, gayenin başlangıcını ifade eder ve nedensellik anlamını kazandırmaya yöneliktir. Yani, bütün ilahi işler sebebiyle… Kimine göre, anlamı, gaye ile gerekçelendirme anlamındadır. Yani, her bir işi idare etmek için. Doğrusu, eğer ayette geçen emirden maksat, “Bir şey yaratmak isetdiği zaman Onun yaptığı “ol” demekten ibarettir.” (Yasin, 82) ayetinde açıklanan ilahi emir ise, bu takdirde “min” harfi cerri, başlangıç işlevini görür ve sebebiyet anlamını ifade eder. Buna göre de şöyle bir anlam belirginleşir: Melek ve ruh kadir gecesi rablerinin izniyle iner dururlar. Bu izin inişlerinin başlaması ve her ilahi emrin sadır olmasıyla ilgilidir.

Eğer ayette geçen “emir” kelimesi, evrensel işler ve meydana gelen hadiseler anlamında ise, bu durumda “min” gerekçelik anlamını kazandırmaya yönelik “lam” işlevini görür ve kast edilen anlam da şu olur: Melekler ve ruh, evrensel bütün işleri idare etmek için kadir gecesi rablerinin izniyle iner dururlar.

O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.” El-Müfredat adlı eserde şöyle deniyor: “es-Selam” ve “es-Selametu”, görünür ve görünmez afetlerden uzak olmak demektir.” Dolayısıyla “O gece, esenlik doludur.” ifadesi, yüce Allah’ın rahmetini yaymak suretiyle kendisine yönelen kullarına ilgi göstermesi, bu geceye özgü yeni azabının kapılarını kapatması anlamını ifade etmektedir. Doğal olarak bu da şeytanların tuzaklarının zayıflığını gerektirir. Nitekim bazı rivayetlerde buna işaret edilmiştir.

Bazıları, bundan maksat şudur: Melekler, ibadet etmekte olanlara uğradıkları zaman onlara selam verirler, demişlerdir. Bu açıklama sonuçta önceki açıklamaya dayanmaktadır.

Melekler…iner dururlar…” ifadesiyle başlayan ve surenin sonunu oluşturan iki ayet “Qadr gecesi, bin aydan hayırlıdır.” ayetine yönelik bir tefsir, bir açıklama mahiyetindedir. 

Ayetlerin Rivayetler Işığında İncelenişi:

Tefsiru’l Burhan’da Şeyh et-Tusi’nin Ebu Zer’den şöyle rivayet ettiği belirtiliyor: Dedim ki: Ya Resulallah! Kadir gecesi, sadece peygamberler zamanında olan ve ilahi emrin kendilerine indiği bir gece midir? Onlardan sonra bu gece kaldırılır mı? Buyurdu ki: Hayır, kadir gecesi kıyamete kadar devam eder.

Ben derim ki: Bu anlamda birden çok hadis Ehl-i Sünnet kaynaklarında rivayet edilmiştir.

El-Mecma adlı eserde belirtildiğine göre Hammad b. Osman, Hassan b. Ebu Ali’den şöyle rivayet etmiştir: İmam Sadık’a (a) kadir gecesinin hangi gece olduğunu sordum. Şöyle buyurdu: Onu, ramazanın on dokuzuncu gecesinde, yirmi birinci gecesinde ve yirmi üçüncü gecesinde ara.

Ben derim ki: Bu anlamda başka rivayetler de vardır. Bazı rivayetlerde, kadir gecesinin, ramazanın yirmi birinci ve yirmi üçüncü gecesinden biri olabileceği belirtiliyor. Buna Ayyaşi’nin Abdulvahid aracılığıyla İmam Bakır’dan (a) aktardığı hadisi örnek gösterebiliriz. Genel olarak rivayetlerden, kadir gecesinin ramazanın yirmi üçüncü gecesi olduğu anlaşılıyor. Bunun kesin bir dille ifade edilmemiş olması, gecenin büyüklüğünü vurgulamaya yöneliktir. Ki, günahlar işlemek suretiyle o gecenin büyüklüğüne halel getirilmesin.

Yine aynı eserde belirtildiğine göre Abdullah b. Bekir, Zürare aracılığıyla İmam Bakır ve İmam Sadık’tan (a) birinden şöyle rivayet etmiştir: Ramazanın yirmi üçüncü gecesi el-Cüheni’nin gecesidir. Bunun olayı da şöyledir: O, Resulullah’a (s): Benim evim Medine’den uzaktır. Bana bir gece emret ki, o gece Medine’ye gireyim. Bunun üzerine Resulullah (s) ramazanın yirmi üçüncü gecesi Medine’ye girmesini emretti.

Ben derim ki: el-Cüheni -ki asıl adı Abdullah b. Uneys el-Ensari’dir-hadisi, ehlisünnet kaynaklarında da rivayet edilmiştir. ed-Durru’l Mensur adlı eserde Malik ve Beyhaki’den rivayet edilir.

El-Kafi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Zürare’den şöyle rivayet eder: İmam Sadık (a) şöyle buyurdu: İşler, ramazanın on dokuzuncu gecesinde takdir edilir, yirmi birinci gecesinde onaylanır, yirmi üçüncü gecesinde de yürürlüğe konulur.

Ben derim ki: Bu anlamda başka rivayetler de vardır.

Ehlibeyt imamlarından (a) gelen rivayetler, kadir gecesinin her sene tekrarlandığı, onun ramazan ayında yer aldığı ve sözü edilen üç geceden biri olduğu noktasında birleşiyorlar.

Ehl-i Sünnet kaynaklarında ise çok farklı rivayetler yer almaktadır. Bunlar arasında hayret verici ihtilaflar vardır. Öyle ki, bir noktada buluşturmak neredeyse imkansız gibi bir şeydir. Ancak Ehl-i Sünnet anlayışında bilinen husus, kadir gecesinin ramazanın yirmi yedinci gecesi olduğu ve Kur’an’ın bu gecede nazil olduğudur. Ehl-i Sünnet’in görüşünü bilmek isteyenler ed-Durru’l Mensur adlı esere ve diğer hadis kaynaklarına başvurabilirler.

Ed-Durru’l Mensur adlı eserde belirtildiğine göre  Hatib, İbni Müseyyeb’den  şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (s) buyurdu ki: rüyamda ümeyye oğullarının minberimin üstüne çıktıklarını gördüm ve bu bana ağır geldi. Bunun üzerine yüce Allah: “Biz onu Kadir gecesi indirdik.”suresini nazil etti.

Ben derim ki: Bu hadisin bir benzerini Hatib, tarihinde İbni Abbas’tan rivayet etmiştir. Bu anlama gelen rivayetler Tirmizi, İbni Cerir, Taberani, İbni Mürdeveyhi ve Beyhaki tarafından Hasan b. Ali’den aktarılmıştır. Bu anlamda çok sayıda hadis, şia kaynaklarında ehlibeyt imamlarından (a) rivayet edilmiştir. Bu rivayetlere göre, yüce Allah, peygamberimize (s) kadir gecesini bahşederek onu teselli ettiği ve bu geceyi bin aydan daha hayırlı kıldığı, bin ayın emevi saltanatının süresi olduğu belirtilmektedir.

El-Kafi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İbni Ebu Umeyr’den, o da birden çok kişi aracılığıyla şöyle rivayet etmiştir: Bir çok arkadaşımız-ki içlerinde sadece Said es-Semman’ın adını hatırlıyorum- İmam Sadık’a (a) dediler ki: Kadir gecesinin, bin aydan daha hayırlı olması ne demektir? Buyurdu ki: Kadir gecesinde işlenen amel, içinde kadir gecesi bulunmayan bin ayda işlenen amelden daha hayırlıdır.

Yine aynı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Fudayl, Zürare ve Muhammed b. Müslim aracılığıyla şöyle rivayet eder: Hamran, İmam Sadık’a (a) “Biz onu mübarek bir gecede indirdik.”ayeti hakkında bir soru sordu. İmam (a) buyurdu ki: Evet, kadir gecesi kast ediliyor. Bu gece her sene ramazan ayının son on gecesinden biridir.  Kur’an, ancak kadir gecesinde nazil olmuştur. Yüce Allah buyuruyor ki: “O gece her hikmetli işe hükmedilir…”

Kadir gecesinde, ertesi sene aynı geceye kadar olacak hayır, şer, itaat, günah, doğum, ölüm ve rızık gibi her şey takdir edilir. Bu gece takdir edilip hükme bağlanan bir şey kesindir. Kuşkusuz bunda da Allah’ın dilemesi esastır.

Dedim ki: “Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.” ayetiyle ne kast edilmiştir? Buyurdu ki: O gece namaz, zekât ve diğer hayır türle gibi işlenen salih ameller, içinde kadir gecesi bulunmayan bin ayda işlenen amellerden daha hayırlıdır. Eğer Allah, müminlerin iyiliklerini katlayarak ödüllendirmiş olmasaydı, bu dereceye ulaşmaları mümkün olmazdı. Ancak Allah, onların işledikleri iyilikleri katlayarak ödüllendirir.

El-Besair adlı eserde müellif, Abbas b. Maruf’tan, o Sa’dan b. Müslimden, o da Abdullah b. Sinandan şöyle rivayet etmiştir:İmama (a) şaban ayının ortası ile ilgili bir soru sordum. Buyurdu ki: Bende, onunla ilgili herhangi bir bilgi yoktur. Ama, ramazan ayının on dokuzuncu gecesinde, rızıklar taksim edilir, eceller yazılır, hacca gidecek ve gitmeyecek kimseler o gece belirlenir, Allah o gece kullarının işlerini ele alır ve sarhoş edici içkilerden içenler hariç, bütün kullarını bağışlar.

Ramazanın yirmi üçüncü gecesinde ise, her hikmetli işe hükmedilir. Sonra bu hükme dayalı olarak bir işe son verilir ve bir diğeri yürürlüğe konulur. Dedim ki: Bunlar kime bildirilir? Buyurdu ki: sizin sahibinize (imam Mehdiye) bildirilir. Eğer öyle olmasaydı, bilinmezdi.

Ben derim ki: “Kuşkusuz bunda da Allah’ın dilemesi esastır.” Sözünde, Allah’ın iradesinin mutlak olduğu vurgulanıyor. Dolayısıyla bir şey kesinleşmiş olsa da Allah’ın dilediğini dileme yetkisine sahiptir. Çünkü Allah’ın bir işi gerekli kılması, Onun mutlak kudretini sınırlandırmaz. Hiçbir zaman böyle bir şeyi dilemese de Allah, kesinleşmiş bir hükmü nakzedebilme gücüne sahiptir.

El-Mecma adlı eserde şöyle deniyor: İbni Abbas, Hz. Peygamberin (s) şöyle dediğini rivayet eder: Kadir gecesinde, Sidretu’l Münteha’da bulunan melekler yeryüzüne inerler. Onlar arasında Cebrail de vardır. Cebrail indiğinde yanında sancaklar bulunur. Bunlardan birini benim kabrimin üzerine, birini beytul makdise, birini mescid-i harama, birini de Tur-i Sina dağına diker. Erkek kadın selam vermediği hiçbir mümin kalmaz, içki içenler, domuz eti yiyenler ve za’feran sürenler hariç.

Tefsiru’l Burhan’da Sa’d b. Abdullah’tan, o da kendi rivayet zinciriyle Ebu Basir’den şöyle rivayet eder: Bir gün İmam Sadık’ın (a) yanındaydım. Bu sırada imamın doğmasıyla ilgili bir şey anlattı ve dedi ki: Kadir gecesi ruhun artması gerekir. Dedim ki: Sana feda olayım, ruh Cebrail değil midir? Buyurdu ki: Cebrail bir melektir. Ruh ise meleklerden daha büyüktür. Yüce Allah: “Melek ve ruh…iner dururlar.”buyurmuyor mu?

Ben derim ki: Kadir gecesi, bu gecenin faziletiyle ilgili gerçek çok sayıda hadis rivayet edilmiştir. Bu rivayetlerin bazısında, o gecenin devamlı ve de sıkça rastlanmayan, sabahında güneşin ışıksız doğması ve havanın ılık olması gibi bazı alametlerinin olduğundan söz ediliyor. Biz bu rivayetleri burada sunma gereğini duymadık.

[1] Ehlibeyt imamlarından (a) gelen rivayetlerde, bu surenin, peygamberimizin (s) rüyasında ümeyye oğullarının minberinin üzerine çıktıklarını gördüğü ve bundan dolayı üzüldüğü, bu yüzden yüce Allah’ın bu sureyi indirerek onu teselli ettiği belirtiliyor.

ALLAME TABATABAİ

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>