İYİLİĞİ EMRETMEK AŞURE VERMEK MİYDİ?

Resim---Kopya

İYİLİĞİ EMRETMEK AŞURE VERMEK MİYDİ?

İnsanlığın lehine olarak, yaratıcısı olan yüce Allah iyiliği emretmeyi, kötülüğü nehyetmeyi bir ilke olarak her insana farz kılmıştır. Acaba iyilik ve kötülükten kast edilen nedir?

İyilik ve kötülük kişilere göre değişen bir kavramdır. Bu nedenle kişilere göre değil, yine yaratıcımız olan yüce Allah’ımızdan öğrenmemiz gereken kavramlardandır. İyilik Arapça dilinde ma’ruf demektir. Yani ayn- ra- fe kelimesinden türemiştir. Kelime manası bir şeyin izini tefekkür ederek ve derin düşünerek algılamaktır. Bu onu tanımaya, bilmeye götürür. Arefe, Arafat, Arif, Marife, Marifet, İrfan, Maruf bu kökten türemiştir.

Tam anlamıyla isabet edersek zıt anlamıyla da düşünmemiz gerekmektedir. İyiliğin zıttı olan kötülüğün, Arapçadaki karşılığı ise münker demektir. Kelime kökü ne- kâ- ra harflerinden oluşmuştur. İnkâr bu harflerden türemiştir. Manası sağlıklı bir akledenin kabullenemeyeceği şeyleri yapan, hakikatleri kabul etmeyen, hakkı karıştıran anlamsız şeyler manasına gelir. Çoğunlukla kâfir ile aynı anlamda kullanılır.

Maruf dediğimiz, İzini tefekkür ederek nereye doğru yönelmemiz istenmektedir. Elbette yaratıcısının zatına değil, “O’nun rıza”sına koşmamız istenmektedir. Bu iz de ancak Onun elçisi Hz. Muhammed(saa) takip edilerek olacaktır. Hz. Muhammed (saa)’in de takip edilmesi de ancak onun teyit ettiği vasileri ile mümkündür. Bu nedenle “Hz. Muhammed ve Al’i Muhammed” bu ümmet için en değerli nimettir.

Nahl süresi / 82. Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen açık bir tebliğden ibarettir.

83.Onlar, Allah’ın nimetini bilirler, sonra da inkâr ederler. Onların çoğu kâfirlerdir.

84.Kıyamet günü her ümmetten bir şahit göndereceğiz; sonra inkâr edenlere ne (özür dilemeleri için) izin verilecek, ne de Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilecek.

Hz. Muhammed(saa) ve sonra gelen Ehl-i Beyt imamları ile insanlar, Yüce Allah’ın rızasına giden yolu görürler. Kur’an’ın teviline ulaşırlar, ahiret gününe inanırlar, peygamberinin sünnetini takip ederler.

Onlar ile doğru yolumuzu koruruz. Marifete ulaşırız. Onlar ile tarih ne yaşarsa yaşasın yolumuzu kaybetmeyiz.

Ancak nimetlere saldırılırsa ve ümmetin yolu kapatılmaya çalışılırsa bu durumda maruf yerini inkâra bırakır. Hz. Muhammed(saa)’ten sonra imam Ali(as)’nin başına gelenlerde bu insanların marifeti bırakıp, inkârlara teveccüh ettiği gibi. Bu süreç burada bitmez. Aynı akibet imam Hasan(as)’a da yapılır. Ümmet ellerinin arasındaki nimetin kıymetini bilmez. Kendi yoluna taş koyduğunun farkında değildir. Kur’an, hayatından çıkarılır. Sünnet kaldırılır. Ahiret unutturulur…

İmam Hüseyin(as) vasiyetinde şöyle der; “ … Marufu emretmek ve münkerden sakındırmak, dedemin ve babam Ali b. Ebu Talib’in gittiği yoldan gidip onların hareket tarzını egemen kılmak istiyorum. Kim hakkı kabul etmek suretiyle benim çağrımı kabul ederse, hakkın velisi Allah’tır……..”

“Marufu emretmek ve münkerden sakındırmak” tan kasıt; Allah’ın rızasına giden sıratı müstakim idi. Yani ” Din” idi. Hakikatler inkâr ediliyordu. Hakkın yolunu açmak için yola çıkmıştı.

Bu mücadeleleri ile insanlığın hem dünya, hem de ahret mutluluğunu istiyorlardı. Bu yüzden onlar yani imamlar Hz. Muhammed (saa) getirdiği dinin koruyucularıdırlar. Dinin sapmasına, din adı altında yeni yollar türetilmesine, böylece insanlık üzerinde algı operasyonlarına izin vermezler. Bu yüzden her topluluk şahitleri ile beraber çağrılır.

İmam Hüseyin(as) bunun için direndi. Ona muhalif davrananlar ise doğru yolun üzerinde oturan şeytanlar gibi din adı altında insanları dinden uzaklaştırıyorlardı. İmam Hüseyin ile bunun kavgasını yapıyorlardı. Onlar da biliyordu imamlar oldukça tağutlara fırsat verilmeyecekti.

Bu nedenle meşru olan başı kesmek için birbiriyle yarıştılar. Dinin muhafızlarını katlettiler. Dinin sınırlarını yıkmaya çalıştılar. Marifet ve inkâr birbirine karıştırıldı. Din diye yeni dinler ürettiler.

Tevbe süresi/ 109. Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.

110. Kurmuş oldukları binaları, (ölüp de) kalpleri paramparça olmadıkça yüreklerinde sürekli bir kuşku olarak kalmaya devam edecektir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

111. Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.

112. Bunlar, tövbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar(9), rükû’ ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele.

Marifet denilen din yolunu o kadar saptırdılar ki Kur’an ayetlerinin altını kendileri döşediler. Uyduruk hadisler ürettiler. Tağutları baş ettiler. Sağdan soldan yaşam tarzları getirdiler. Nefislerine uygun sistemler ile toplumları şekillendirdiler. Dinin sınırlarını her yönden ihlal ettiler. Öyle ki marifet yolunun kapatıldığı, kendi meşru başlarının kesildiği, risalet çizgisinin yok edildiği bir günde aşure yemeyi maruf olarak gösterdiler. Namazdan uzak olanlar bile aşure (tatlı)yaparak ibadet ettiğini, ilahi rızaya kavuşmanın bir yolu olduğunu, hatta yapmadıkları takdirde büyük bir vicdan hesabının altında kaldığına şahit oluyoruz. İşte din bu kadar ters yüz edildi. Bu kadar aşağıya çekildi. İyilikten maksat “Din” idi. Kötülükten maksat “Din”in dışına çıkılması idi. Şimdi dinin sınırları korunmadıkça, iyiliğin ve kötülüğün sınırları da birbirine karıştı.

Dolayısıyla yapılması gereken en acil durum yeniden marifet ve inkâr sınırlarının görünmesidir. Bu da ancak kendi döneminin şahidi olan “Ehl-i Beyt İmamı”nı tanımak ile olur. Aksi takdirde ne peygamberin gösterdiği yola, ne de ilahi rızaya kavuşulmayacaktır. Unutmamak gerekiyor ki başlama noktası her insanın kendi nefsini silkelemesi ile olacaktır. Bu silkeleme kararlılığı ile kendisine marifet yolu açılacaktır. Bu da “Din’in Muhafızları”na gitmeden asla sorun çözülmeyecektir. İmam Hüseyin(as) işte bu çağrıyı yapmıştı. Bu çağrı hâlâ devam etmektedir. İmam Mehdi (as) öncülüğüyle…

İnşallah bu çağrıyı duyabilenlerden oluruz. Aksi takdirde Hz. Zeynep(as)’in Küfe’lilere dediği gibi “ Ağlayın! Daha çok ağlayacaksınız!…” dediklerinin kapsamına gireceğiz. Allah muhafaza etsin.

 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>