İSTANBUL’LU NERGİS HATUN KİMDİR?

Resim---Kopya

NERGİS HATUN’DAN NELER ÖĞRENDİM?

Nergis hatun hakkında baba tarafından Doğu Rum İmparatorunun torunu yani Yeuşa (Yuşa)’nın kızı olduğu ve anne tarafından ise Hz. İsa peygamberin vasilerinden olan Şem’un’un torunlarından olduğu dışında çok fazla tarihi bilgiye sahip değiliz. Biz onu ilk olarak Bağdat’ta bir esir pazarında İmam Hasan Askeri’nin yakın dostlarından olan Beşir b. Süleyman’ın satın alması sonucu kendisinden bahsetmesiyle tanıyoruz. Rivayet şöyledir:

Beşir b. Süleyman Nehhas diyor ki: ‘Ben Ebu Eyyüb Ensari’nin evlatlarından, İmam Hadi ve İmam Askeri’nin (a.s) dostlarından ve Samerra’da onların komşusu idim. Samerra’da olduğum zamanlardan bir gece vakti kapım çaldı. Hz. Hadi’nin (a.s) elçisi Kafur gelmişti ve beni İmam’ın (a.s) huzuruna çağırıyordu. O Hazretin (a.s) huzuruna vardım. İmam (a.s) buyurdu: ‘Ey Beşir! Sen Ensarın evlatlarındansın ve Ehlibeyt’in (a.s) velayeti hep ailenizde olmuştur. Siz Ehlibeyt’in (a.s) itimat ettiği bir ailesiniz. Bu gün sana öyle bir fazilet vereceğim ki bize yakınlıkta diğer Şialara önceliğin olacak. Sana bir sır vereceğim ve bir kenizi alman için seni göndereceğim. Sonra, Rumca bir mektup yazdı ve üzerini kendi hatemi ile mühürledi. İçinde iki yüz yirmi dinar olan sarı bir mendili çıkardı ve buyurdu: ‘Bunu al ve Bağdat’a git. Filan gün Fırat nehrinin kenarında dur. Esirler kervanının gelmesini, Abbasi hükümetinin görevlilerinin, alıcılar ve Irak’lı gençlerin orada toplanmalarını bekle. Gün boyu, Köle satıcısı Ömer b. Yezid’i gözlemle. Yanında şöyle özelliklere sahip, üzerinde iki ipek kumaştan elbise bulunan bir kenizi satmak isteyecektir. Bu keniz yüzünü açmak istemeyecek, alıcılara dokunmayacak ve onların sözünü dinlemeyecektir. Sen sabırla bekle. Satıcı o kenize tokat atınca, keniz Rumca diyecektir: ‘Yazıklar olsun örtüme dokunana.’ Alıcılardan birisi seslenecek: ‘Bunun iffeti benim dikkatimi çekti ve üç yüz dinar ödemeye hazırım.’ Keniz Arapça diyecek: ‘Hz. Süleyman’ın elbisesini giysen ve hükümetine sahip olsan sana karşı bir rağbetim olmayacaktır. Malını boşuna harcama.’ Satıcı diyecek: ‘Çare nedir? Seni satmam lazım.’ Keniz diyecektir: ‘Acele etme, öyle bir alıcı gelecektir ki onun diyanetine ve emanetine itimat edeceğim.’ O anda kalk ve Ömer b. Yezit’in yanına git ve de: ‘Büyük şahsiyetlerden birisinin kendi büyüklüğünü, keramet, vefa ve cömertliğini Rumca yazmış olduğu bir mektup yanımda var. Mektubu kenize ver ve kendi sahibinin ahlakı üzerine düşünmesine izin ver. Eğer ona istekli olur ve razı olursa ben o büyük şahsiyetin vekiliyim ve bu kenizi onun için satın alacağım.’ Beşir b. Süleyman diyor: ‘İmam Hadi’nin buyruklarını tamamıyla yerine getirdim ve keniz o mektuba baktığında ağladı ve Ömer b. Yezid’e dedi: ‘Beni bu mektubun sahibine sat. Satmazsan yemin olsun ki kendimi öldüreceğim.’ Kenizin fiyatı üzerine sohbet ettik ve İmam Hadi’nin (a.s) vermiş olduğu miktarın aynısıyla anlaştık. Kenizi Bağdat’ta ki evime getirdim. Eve geldikten sonra İmam Hadi’nin (a.s) mektubunu cebinden çıkardı ve öpüp koklamaya başladı. Şaşkınlıktan ona sordum: ‘Tanımadığın birsinin mektubunu mu öpüyorsun?’ Dedi: ‘Ey yolda kalmış ve Enbiya’nın makamına bilgisi az olan şahsiyet. Beni iyice dinle. Ben Rum padişahının oğlu Yeşua’nın kızı Melike’yim. Annem Hz. İsa’nın vekili Şemun’un evlatlarındandır. Sana şaşıracağın bir olayı anlatayım. Atam, Rum padişahı beni on üç yaşımda kardeşinin oğlu ile evlendirmek istedi. Görkemli bir kutlama toplantısı yaptı. Bu toplantıya Havarilerin çocuklarından ve keşişlerden oluşan üç yüz kişi çağırmıştı. Ayrı yeten davetliler içinde ileri gelenlerden yedi yüz şahsiyet, ordu, hükümet ve kabile büyüklerinden dört bin kişi vardı. Kırk basamak üzerine altın ve gümüşle süslenmiş bir taht bıraktı. Kardeşinin oğlu bu tahtın üzerine çıktı, haçlar asıldı, keşişler duaya başladılar ve İncilleri açtılar. Aniden haçlar yere döküldüler, sütunlar misafirlerin üzerine doğru çöktüler ve tahta çıkan kimse baygın bir şekilde yere düştü. Keşişlerin yüzünden renk kaçtı ve büyükleri padişaha dedi: ‘Bizi bu uğursuz şahsiyetleri görmekten muaf tut.’ Padişah keşişlere dedi: ‘Sütunları düzeltin, haçları asın ve bu baygının kardeşini getirin ve torunumu onunla evlendireyim. Bu şekilde uğursuzluğu da defetmiş oluruz.’ Yeniden eğlence meclisini başlattılar. Birincinin başına gelenlerin aynısı ikincinin de başına gelince insanlar orayı terk ettiler. Dedem Rum padişahının morali bozuldu ve saraya çekildi. Ben o gece rüyamda Hz. İsa, Şemun ve havarilerden bir grubun dedem Rum padişahının sarayında toplandıklarını gördüm. Dedemin taht koyduğu yerde şimdi de yüksek bir minber vardı. Hz. Muhammed (s.a.a) gençler ve evlatlarının kaç tanesiyle içeriye geldiler. Hz. İsa, onu karşıladı ve kucakladı. Hz. Muhammed (s.a.a) ona buyurdu: ‘Ey Ruhullah! Ben senin vasin, Şemun’un kızı Melike’yi bu oğlum için istemeye geldim. (Elini uzattı ve bu mektubun sahibi Ebu Muhammed’e işaret etti.) Hz. İsa, Şemun’a baktı ve büyüklük seni bulmuştur, Hz. Muhammed’le akraba ol. Şemun’da kabul etti. Sonra, Hz. Muhammed (s.a.a) minbere çıktı ve hutbe okudu ve beni oğlu ile evlendirdi. Hz. İsa ve Hz. Muhammed’in (s.a.a) evlatları ve havariler şahit idiler. Rüyadan uyandım ve kimseye anlatmamaya karar verdim. Çünkü bu rüyamı dedeme anlatsam beni öldürebilirdi. Kimseye söylemedim ve kalbimde taşıdım. Kalbim Ebu Muhammed’in aşkıyla dolup taştı. Zamanla yemek ve içmekten kesildim, zayıfladım ve hastalandım. Dedem Rum şehirlerinden getirmedik doktor bırakmadı ama hiç birisi derdime çare olamadılar. Ümitsiz kaldı ve bana dedi: ‘Ey gözümün nuru, yapmamı istediğin bir şey var mı? Dedim: ‘Dedeciğim, bütün kapılar üzerime kapandı. Eğer Müslüman esirlerden eziyet ve zincirleri azaltacak olursan, onları özgür bıraksan, Hz. İsa’nın (a.s) hoşnut olmasını ve bana şifa vermesini ümit ediyorum.’ Dedem de bunu yapınca bende biraz yemek yiyerek durumumun iyileştiği izlenimi verdim. Dedem çok sevindi ve esirlere ikramı artırdı. Dört gece sonra, Hz. Fatima (s.a) ve Hz. Meryem’i (s.a) rüyamda gördüm ki Cennet hizmetçilerinden bin kişi ile beni ziyarete geldiler. Hz. Meryem (s.a) bana dedi: ‘Bu Hz. Fatima (s.a), Ebu Muhammed’in (a.s) annesidir.’ Ben ona sarıldım ve Ebu Muhammed’in neden beni görmeye gelmediğini sordum. Hz. Fatima (s.a) buyurdu: ‘Sen daha Müslüman olmadın. Müslüman olmadığın sürece görmeye gelmeyecektir. Allah’ın, Hz. İsa’nın, Hz. Meryem’in rızasını istiyorsan ve Ebu Muhammed’in seni görmesini istiyorsan söyle: ‘Eşhedu en la ilahe illallah. Ve Eşhedu enne Muhammeden Rasulullah.’ Bu cümleleri söyledim ve Hz. Fatima (s.a) beni kucakladı ve Müslüman olduğum için tebrik etti ve sonra buyurdu: ‘Şimdi Ebu Muhammed’i bekle ki senin yanına göndereceğim.’ Uykudan uyandım ve Ebu Muhammed’i görme arzusuyla tutuştum. Ertesi gece uyuduğumda Ebu Muhammed (a.s) rüyamda beni görmeye geldi. Ona şikâyette bulunduğumda buyurdu: ‘Benim senin yanına gelmememin tek sebebi Müslüman olmaman idi. Şimdi Müslüman oldun ve artık her gece seni ziyarete geleceğim. Allah gerçek hayatta bizi buluşturuncaya kadar. O geceden beridir her gece beni ziyarete gelmektedir. Beşir diyor, ona sordum, nasıl esirlerin içerisine karıştın? Dedi: ‘Bir gece Ebu Muhammed bana dedi: ‘Deden filan gün Müslümanlarla savaşmak için bir ordu gönderecek ve kendisi de onlarla birlikte hareket edecek. Sen hizmetçilerin elbiselerinden giyin ve tanınmadan filan yoldan hareket et. Bende öyle yaptım. İslam ordusu askerleri bize denk geldi ve bu şekilde esir oldum. Senden başka kimse benim Rum Padişahının torunu olduğumu bilmiyor. Elinde esir düştüğüm asker adımı sorunca ismimi gizledim ve Nergis olduğunu dedim. O da ‘bu keniz ismidir’ dedi. Dedim: ‘Sen Romalısın ve Arapça konuşuyorsun.’ Dedi: ‘Dedem, benim eğitimime önem veriyordu ve Arapça bilen bir kadını bana öğretmen olarak görevlendirmişti. Bana Arapça öğretti.’ Beşir diyor: ‘Ben görevimi yerine getirdim ve Samerra’ya geldim ve İmam Hadi’nin (a.s) huzuruna vardım.  

Nergis hatunun hayat hikâyesi kısaca böyledir. Sizce Nergis hatunu o muhteşem şatafatın, görkemin ve imkânlarla dolu hayatın içinden bu zorlu serüvene iterek, köle pazarına düşüren ve bu da yetmezmiş gibi imamın evinde tecrit ve gözetim altında sıkıntıyla dolu bir yaşantının içine getiren şey neydi acaba? Oysaki o, bu yolculuğa çıkmadan önce bütün kızların yerinde olmak için can attığı Prenses Melike idi.

Görünen o ki, Nergis hatun içinde yaşadığı göz boyayan o şaşalı hayattan hiç de memnun değil. Kendisini o hayatın içinde hep yabancı hissediyor. O, babası tarafındaki bu lüks ve görkemin yerine, annesi tarafından kendisine ulaşan Hz. İsa’nın öğretileriyle meşgul olmaktan daha çok huzur buluyor.

Emin olun Nergis hatunu Allah’ın son hüccetine anne olmak gibi büyük bir makama ulaştıran ve o rüyaları görmesine sebep olan en önemli özelliği, kendisinden, nefsinden ve içinde bulunduğu ortamdan memnun olmaması, razı olmamasıdır. Eğer o kendi nefsinden razı olsa yaşadığı kadar maneviyatın kendisine yeteceğini düşünse asla bu muhteşem olaylar ve kerametler başına gelmeyecek.

Nergis hatunu ne zaman okusam aklıma Musab bir Umeyr geliyor. Onunda ilginç bir hikayesi var. Ona da bir başka yazımızda değinelim inşallah. 

 Nergis Hatun gördüğü rüya ile kendisine hidayet kapılarının açıldığını anlamış ve bu uğurda sahip olduğu her şeyden hatta canından bile vazgeçmeyi göze alarak Allah’ın seçtiği özel bir insana eş ve son Hüccete de anne olma şerefine nail olmuştur.

Bu dünyada hiçbir şeyin tesadüf olmadığını ve insanların tercihleri doğrultusunda yaşadığını bu değerli hanımefendinin yaşantısı bize bir kez daha ispat etmektedir. İnsan ne yönde yaşamak ve ilerlemek istiyorsa Yüce Allah insana o yönde kapılar açıp seçenekler sunuyor.

 Yine bu hanımefendinin hayatından alacağımız derslerden biri de tercihlerimizi tekrar gözden geçirmemiz ve bu tercihlerde kimleri kendimize kılavuz edinmemiz konusunda onun izlediği rotayı izlememizin gerekliliğidir. Nergis hatun tercihlerini yüce yaratıcının isteği ve rızasına uygun seçmiş ve yine Rahman’ın insanlığa hidayet edici olarak gönderdiği seçkin kullarını kılavuz olarak seçmiştir.

Unutmamak gerekir ki doğru kılavuz doğru istikamet, doğru istikamet ise kurtuluş demektir.  

Peki, bizim kılavuzlarımız kim? Hayatımızı kimler yönlendiriyor? Kimleri kendimize örnek alıyoruz? Tercihlerimiz hangi yönde?

Acaba bizlerin hayatını Yüce Allah’ın Nisa Suresi’nin 59. Ayetinde her zamanda kendisine itaat edilmesini farz kıldığı hüccetler mi yönlendiriyor? Acaba bizim örneğimiz, rol modelimiz yine Yüce Allah’ın Ahzap Suresi’nin 21. Ayetinde işaret ettiği Resulü ve O’ndan sonra O’nun yolunu devam ettiren Ehlibeyti midir? Yoksa bizi yönlendirenler, bize kılavuzluk edenler bu liyakata sahip olmayanlar mıdır?

Sahi senin kılavuzun kim? Müdürün mü, anne-baban, komşun, sosyal medyada takip ettiklerin, arkadaşların, öğretmenin, televizyon kanallarında izlediğin bazı programlardaki saçma sapan insanlar… Kimin hayatını kendine örnek alıyor ve onun kılavuzluğuyla ahiret hayatına hazırlık yapıyorsun?

Oysa yüce Allah seni (tüm insanları ve cinleri) yalnızca kendisine ibadet etmen için yaratmadı mı? (Zariyat/51)

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>